Putin Savaşı Seçti

Putin’in hikâyesinde Batı’nın motivasyonu barış ve güvenliği sağlamaya çalışmak değil, Rusya’ya zarar vermek. Putin’in kendine biçtiği rol de halkına yönelik kötü planları bozması gereken, etrafı çepeçevre sarılmış Rus peygamber rolü.

Putin Savaşı Seçti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 21 Şubat’ta derin iç çekişlerle ve serzenişlerle dolu uzun bir ulusa sesleniş konuşması yaparak, savaşı seçtiğini açıkladı. 2014’te Ukrayna’ya savaş açan Putin; şimdi de 30 yıllık uluslararası düzene karşı savaş ilan etti.

 

Putin’in oturduğu yere çökmüş izlenimi veren donuk hali, umduğumuz kadar dengeli olmadığını düşünmeme neden oldu. Kendine güvenen bir devlet başkanı gibi değil, başına bir talihsizlik gelmiş, asık suratlı, dünyanın kendisine ne kadar acımasız davrandığını anlamayan aptal yetişkinlere sıkılarak bakan bir ergen gibi görünüyordu. Ergenlerin yüzbinlerce askeri ve nükleer silahı olmuyor tabii.

 

Putin’in konuşma tarzını önemsemesek bile, konuşmasının birçok yeri bayağı dağınıktı. Konuşmasına, Ukrayna’nın neden ve nasıl var olduğu hakkında bir tarih dersiyle başladı. Rusya Devlet Başkanı, tüm Sovyet nostaljisine rağmen, Sovyet seleflerinin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) iç sınırlarını belirlerken kasıtlı olarak demografik bir korku yarattığı konusunda haklı.

 

Aslında Putin’in işaret ettiği şey, bir zamanlar Sovyetler Birliği’nin tebaası olan halkın farklılıklarına çözüm bulma ihtiyacı değildi. Daha ziyade, Sovyetlerin çöküşünden sonra ortaya çıkan yeni devletlerden (Rusya dışında) hiçbirinin gerçekten ülke olmadığını ima ediyordu. “Bolşevik politikasının bir sonucu olarak” diyordu Putin tonlamasını değiştirerek, “Bugün bile haklı olarak ‘Vladimir Ilyich Lenin’in Ukraynası’ olarak adlandırılabilecek Sovyet Ukraynası ortaya çıktı. Bu eserin sahibi ve mimarı odur.”

 

1991 sınırlarını Sovyet liderlerin yarattığı doğrudur. Bugün Rusya Federasyonu olarak adlandırdığımız bölgenin sınırları için de aynısı geçerli. Ne var ki Putin tarihte daha da gerilere gitti: “Ukrayna hiçbir zaman gerçek devlet geleneğine sahip olmadı.”

 

Bu tür bir tarihsel akıl yürütmeyle, Avrupa’da ya da herhangi başka bir yerde birkaç ülke güvende. Putin’in tarih yağması, yalnız Moskova’nın ve bir tek Kremlin’in yüce liderinin, egemen bir devletin ne olduğu ve ne olmadığına karar verme hakkına sahip olmasını istemesinden fazlası değildi. Putin’in iddiaları, Irak Kuveyt’i haritadan silmeye çalıştığında, Saddam Hüseyin’in Ortadoğu tarihini yeniden yazarken ortaya attığı iddialardan pek farklı değil.

 

Eski Sovyetler el kitabından bir oyunla, Kremlin liderlerinin geçmişte Batı Almanya’yı “rövanşçı” savaş planına hizmet etmek için nükleer silah geliştirmekle suçlarken başvuracağı bir oyunla, Ukrayna’yı nükleer silah geliştirmekle suçladı örneğin.

 

Bill Clinton’ı bile suçladı, 20 yıldan daha uzun bir zaman önce, Rusya’nın NATO’ya katılma ihtimalini sorduğunda, Clinton’ın kendisini aşağılamış olduğunu söyledi. Rusya devlet başkanının çeşitli tuhaflıklarının arasında kin tutmayı bilen adam olması da var.

 

Putin akabinde, uluslararası yaptırımlar için “şantaj” dedi (bu sözcük eski Sovyet basınında Batı hakkında hemen her gün kullanılıyordu) ve amaçlananın Rusya’yı zayıflatmak, bir devlet olarak varlığına zarar vermek olduğunu söyledi. “Yaptırımların tek bir gayesi var” diyordu, “o da Rusya’nın kalkınmasını engellemek. Daha önce yaptıkları gibi, engelleyecekler de. Hatta hiçbir resmi bahaneleri olmadan.” Bu çok saçma. Ya Putin söylediklerinin saçma olduğunu biliyor (ki bu mümkün) ya da gerçekle bağlarını öyle kopardı ki artık bunlara inanır oldu (bu da olmaz değil).

 

Putin, Biden yönetimiyle pazarlığa yer bırakmadı. Rusya ne yaparsa yapsın geleceğini söylediği yaptırımlara hazırlıklı. Batı’nın düşmanlığının geçici olmadığını iddia ediyor (kendi tercihlerine bırakılsa, Batı’daki çoğu insanın Rusya ya da liderlerini hiç umursamayacağını kabul etmek, egosu için acı verici olabilir diye belki).

 

Hem Kurtarıcı Hem Mağdur

 

Kısacası Putin şu aralar, Moskova’yı hem diğer ülkelerin kurtarıcısı hem de büyük komploların mağduru olarak görerek Rusya’nın paranoya geleneğini, bir aşağılık kompleksini; Rusya’nın hem korkulacak kadar güçlü hem de tehdit edilecek kadar zayıf olduğu bir dramı benimsiyor. Bu hikâyede Batı’nın motivasyonu barış ve güvenliği sağlamaya çalışmak değil, Rusya’ya zarar vermek. Putin’in kendine biçtiği rol de halkına yönelik kötü planları bozması gereken, etrafı çepeçevre sarılmış Rus peygamber rolü.

 

Burada, dünyada daha ivedi bir sorunumuz var. Putin konuşmasının sonunda Ukrayna’nın Rusya işgali altındaki bölgelerinin, Lugansk ve Donetsk “halk cumhuriyetleri”nin bağımsızlığını tanıdığını söyledi. Putin bu yolla Ukrayna’yı bölmüş oldu. Polonyalılardan ve diğerlerinden hatırlayabileceğimiz gibi, egemen devletlerin işlerine karışmanın bu özel biçimi de bir Sovyet geleneği. Putin’in bu alanlar üzerindeki iddiası, buralar Rus satraprıkları (eyaletleri) olacağı ve herhangi bir biçimde “bağımsız” olmayacağı için, artık NATO kapsamında olanlar da dahil, eski Sovyet sınırlarının yüce efendisi olma iddiası.

 

Putin, kelimenin tam anlamıyla, televizyon konuşmasını tamamladıktan birkaç dakika sonra Ukrayna’nın doğusuna “barış gücü” gönderdi. Putin konuşmasında, daha önce de yaptığı gibi, Ukrayna’nın bu bölgelerde “düşmanca eylemlerde bulunmaya son vermesini” talep etti. Başka bir deyişle Ukrayna’daki meşru hükumetin kendi toprağını kontrol altında tutmaya çalışmasına son vermesini istedi ve “kan dökülmeye devam edilmesinin sorumluluğunun tümüyle Ukrayna topraklarında hüküm süren rejimin vicdanında olacağı” uyarısında bulundu.

 

Savaş bahanesi bu.

 

Putin Soğuk Savaş’ın sonuçlarını kabul etmeyi reddettiğini, ardından da uluslararası toplum tarafından inşa edilen Avrupa barış ve güvenlik sisteminin yürürlükten kalkması için mücadele edeceğini bildirmiş oldu. Bu Vladimir Putin’in sürekli savaşı. Rusya’ysa, tarihte birçok kez olduğu gibi, korkunç bir liderle sınanıyor. Putin Kremlin’in efendisi olmayı sürdüğü müddetçe Rusya bu lanetle mücadele edecek.

 

Bu yazı The Atlantic sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.