“Esed, Rusya ve İran İçin Sorgulanan Bir Konuma Geldi”

Suriye Devrimi 2.0 söylemi, doğru bir söylem değil. Suriye’deki muhalefet geçtiğimiz senelerde yaptığı hatalardan ders çıkardığı bir süreci devam ettiriyor. Askeri, siyasi ve diplomatik olarak gelişim gösteriyor. Bu açıdan Esed’in askeri olarak da siyasi olarak da zor günler yaşayacağını belirtmek gerekiyor. Esed, müttefikleri için giderek maliyeti yüksek bir varlığa dönüşüyor. Bu açıdan Rusya ve İran için sorgulanan bir konuma geldiğini söylemek gerekiyor.

27 kasım idlib halep saldırısı

Mülakat: Naman Bakaç

 

2020 yılından bu yana Suriye askeri ve siyasi muhalefeti, Esed rejimine karşı topyekûn ve ciddi askeri saldırılarda bulunmuyordu. 27 Kasım’da başlayan İdlib ve Halep’e yönelik operasyonlar, 2011 yılından bu yana süren Suriye muhalefetinin mücadelesinde önemli bir kırılma noktası oluşturacak gibi.

 

Muhaliflerin Halep’i alması, Şam’a ilerlemeleri ve Kuzey Suriye’de PKK/YPG’ye karşı başlattıkları operasyonlar, Suriye’yi tekrar dünya gündemine oturttu. Muhaliflerin son operasyonlarını, bunu sağlayan Suriye içi ve dışı dinamikleri, İsrail’in güvenliği ile ilgisini, Lübnan ve Gazze sonrasında açılacak yeni bir cephe olup olmadığını, Esed’in geleceğini ve Suriye muhalefetinin bu son operasyonları ile neyi hedeflediğini, çatışma ve savaş alanlarını yakından takip eden Clash Report Analisti Levent Kemal ile konuştuk.  

 

RUSYA VE İRAN’IN ETKİLENDİĞİ BÖLGESEL VE KÜRESEL FAKTÖRLER BU OPERASYON İÇİN ZEMİN HAZIRLADI

 

2020 Mart ayından beri Suriye sahasında gerginliği azaltma mutabakatı ile durulan silahlı Suriye muhalefetini, dört yıl aradan sonra Halep, İdlib, Tel Rıfat ve Hama’ya saldırı yapmaya itecek ne tür gelişmeler yaşandı ki Suriye meselesi Gazze ve Lübnan’dan sonra tekrar dünyanın gündemine girdi? 

 

Suriye muhalefetini bu operasyonları yapmaya iten asıl dinamik Suriye’de Rusya, İran ve Esed rejiminin 2018, 2019 ve 2020’de imzalanan anlaşmalara uymayarak saldırılarına devam etmesiydi. Türk güvenlik kaynaklarının da operasyonun başında ifade ettiği gibi tarafların verdikleri sözleri tutmaması ve sivil alanlara yönelik saldırılarını yoğunlaştırması bu operasyonları kaçınılmaz hale getirdi. Tabii ki diğer taraftan yaklaşık dört yıldır süren bu saldırılara rağmen tansiyonun görece düştüğü evre, Suriyeli muhaliflerin kendilerini geliştirmeleri için bir fırsat oldu. Bu gelişim ve sahadaki durum ile Esed rejiminin hamileri konumundaki Rusya ve İran’ın etkilendiği bölgesel ve küresel faktörler bu operasyon için zemin hazırladı. İran’ın Lübnan ve Hizbullah üzerinden yaşadığı gerginlik Tahran’ın bölgesel esnekliğinin önüne çıkarken; Rusya’nın Ukrayna’da devam eden işgal savaşındaki yoğunluğu iki devletin Esed rejimine askeri yardımda bulunmasının önüne geçti. Tüm bunlar sahadaki durum ile birleşince operasyonlar başladı.

 

ESED REJİMİNİN RUSYA’NIN BASKISINA RAĞMEN İRAN’IN TALEBİ NEDENİYLE ANKARA’NIN İSTEĞİNİ REDDETMESİ, TAHRAN-MOSKOVA ÇEKİŞMESİNİ ORTAYA ÇIKARDI

 

2013 yılında İran ve Hizbullah, 2015 yılında da Rusya’nın Suriye rejiminin yanında durmasıyla 2024’e kadar Beşar Esed iktidarda kalabildi. Suriye rejiminin bu iki ana destekleyicisi, bir hafta geçmesine rağmen ciddi bir şekilde karşı mukavemet gösteremedi. Bu, Suriye muhalefetinin iyi bir planlama, strateji ve koordinasyonla hareket ettiğinin göstergesi midir, yoksa Esed’e Putin’in bir ültimatomu mudur? İran ve Rusya’nın askeri kapasitelerinin yetersizliğinden dolayı mıdır ya da Türkiye’nin uzattığı müzakere elini Esed’in tutması için geçici süreliğine Esed’in ortada bırakılması mıdır?

 

Aslında hepsi birden denebilir. Yaşananlar çok fazla faktörün çok katmanlı şekilde etkilediği bir sürecin sonuçları olarak okunmalı. Bunların başında Esed rejiminin doğasındaki yozlaşmanın onun askeri gücünü de tükettiği gerçeğinin İran ve Rusya’nın içinde olduğu durumla birleşmesi geliyor. Diğer tarafı ve belki de durumun en önemli faktörü olan Türkiye’nin taraflar ile gerçekleştirdiği diplomatik trafiktir. Bu trafiğin en önemli kısmı, bir süredir Esed rejimine uzattığı elin reddedilmesi kuşkusuz. Ama bu ret durumu şunu açığa çıkardı: Esed rejiminin Rusya’nın baskısına rağmen İran’ın talebi nedeniyle Ankara’nın isteğini reddetmesi, Tahran-Moskova çekişmesini ortaya çıkardı. 

 

TÜRKİYE ARTIK GÜNEY SINIRINDA İSTİKRAR VE PKK SORUNUNUN ÇÖZÜLMESİNİ İSTİYOR

 

Brzezinski’nin Satranç Tahtası kitabından esinle sormak gerekirse, Trump ve Putin ile gerçekleştirdiği telefon diplomasisiyle oluşan iklimin Erdoğan’da doğurduğu ve Türkiye’nin, olası anti-Türkiye hamlelerine karşı ön alma babında gerçekleştirdiği bir satranç hamlesi midir bu son askeri operasyonlar? Ya da Türkiye’nin hem sahada hem de masada elini güçlendirmek için Suriye satranç sahnesinde yaptığı bir hamle midir?

 

Daha çok ikincisi diyebiliriz. Türkiye artık güney sınırında istikrar ve PKK sorununun çözülmesini istiyor. Bu bakımdan elini sahada güçlendirmesi ve diplomasi alanında bu gücü tahvil etmesi için bu son operasyonlar oldukça önemli bir eşik oluşturdu. Suriye’de rejimin ıslahı ve değişimi, Türkiye’nin bölgesel olarak Ortadoğu’da daha sağlam ve kalıcı bir güç olmasını sağlayacak. Bunu Rusya ve İran gibi iki agresif devlete karşı gerçekleştirmiş olması ise Batı ve NATO açısından Türkiye’nin önemini artıracaktır.

 

 

Afganistan’da İç Savaş Zor Ama IŞİD Bir Tehdit

Levent Kemal – Gazeteci

 

TRUMP’IN YGP/PKK KONUSUNDA BİDEN YÖNETİMİ KADAR ISRARCI OLACAĞINI DÜŞÜNMÜYORUM

 

Trump Suriye’de YPG/PKK’yı, Putin de Esed’i desteklemeye devam ederse, Irak veya Körfez ülkeleri de Esed’in yanında dururlarsa, Suriye muhalefetini nasıl bir gelecek bekliyor sizce? Yine sivil katliamlar, şehirlerin yıkımı ve göç olgusu mu göreceğiz? Türkiye bu tablodan nasıl etkilenecek? Türkiye bu tabloyu değiştirmek için diplomatik ve askeri olarak nasıl bir strateji izlemelidir?

 

YPG/PKK’yı ABD kadar Rusya da destekliyor. Tel Rıfat sorununu dokuz sene yaşadık ve terör örgütünün korumasını Rusya yapıyordu. Ancak Trump’ın YGP/PKK konusunda Biden yönetimi kadar ısrarcı olacağını düşünmüyorum. Bir koz olarak elinde tutacak, ancak terör örgütünü daha pasif konuma alacaktır. Öte yandan Putin’i ikna etmek daha zor olacaktır. Fakat muhaliflerin operasyon sırasında yayınladıkları açıklamalar Moskova’da dikkate alınırsa muhalifler bu gidişatı değiştirebilir. Her şeye rağmen 2015-2019 arasındaki sürece döneceğini düşünmüyorum. 

 

BU OPERASYONLARIN İSRAİL İLE UZAKTAN YAKINDAN BİR İLİŞKİSİ YOK

 

Komplovari görülse bile medyada sıkça yer aldığı için sormadan geçmek istemem. Suriye muhalefetinin 27 Kasım’da başlayan askeri operasyonlarının arkasında direkt veya dolaylı olarak, Gazze ve Lübnan’dan sonra odağına Suriye ve İran’ı aldığını dillendiren İsrail’in ne kadar etkisi, ilgisi veya katkısı olduğunu düşünüyorsunuz? Yoksa içi boş bir komplo deyip önemsememek mi gerekir?

 

Bu operasyonların İsrail ile uzaktan yakından bir ilişkisi yok. Dediğiniz gibi bu bir komplo teorisi ve İran-Rus yanlılarının sarıldığı bir teori. Hatırlanacağı üzere İsrail, iç savaşın başında Esed’in kalması gerektiğini söylemişti. Bunu defaatle tekrar ettiler. Son süreç de şunu gösterdi ki Esed İsrail’in istek ve taleplerini sessizce kabul eden ve fiilsiz kalarak bu süreçleri kotaran bir rejimi yönetiyor.

 

SURİYE DEVRİMİ 2.0 SÖYLEMİ, DOĞRU BİR SÖYLEM DEĞİL

 

Savaş ve çatışma sahalarını çok yakından takip eden bir isim olarak, 2011 yılında başlayan silahlı ve siyasi Suriye muhalefetinin mücadelesinde 27 Kasım operasyonlarını bir kırılma olarak baz alacak olursak, sürecin neye evrileceğini bekliyorsunuz? Suriye devrimi 2.0 tespitini yapanlar kadar İsrail’in güvenliği için harita değişiminden dem vuranlar da var bildiğiniz gibi. Bu gidişle Suriye muhalefeti ne kazanır, ne kaybeder? Esed’i ve Suriye’yi nasıl bir gelecek bekliyor? Bize bir gelecek projeksiyonu çizer misiniz?

 

Suriye Devrimi 2.0 söylemi, doğru bir söylem değil. Suriye’deki muhalefet geçtiğimiz senelerde yaptığı hatalardan ders çıkardığı bir süreci devam ettiriyor. Askeri, siyasi ve diplomatik olarak gelişim gösteriyor. Suriyeli muhalifler kazanımlarının paydasını İsrail veya başka bir ülkeyi düşünerek kurmuyor. Tek bir hedef var rejimin konumuna göre, siyasi ya da askeri çözüm. Bu açıdan Esed’in askeri olarak da siyasi olarak da zor günler yaşayacağını belirtmek gerekiyor. Esed, müttefikleri için giderek maliyeti yüksek bir varlığa dönüşüyor. Bu açıdan Rusya ve İran için sorgulanan bir konuma geldiğini söylemek gerekiyor. 

 

SURİYE’DEKİ TERÖR VARLIĞININ SONLANDIRILMASI TÜRKİYE’DEKİ TERÖR SORUNUNU DA ÇÖZECEKTİR

 

Suriye muhalefetinin 27 Kasım’da başlayan askeri operasyonlarının, Erdoğan’ın Terörsüz Türkiye hedefini gerçekleştirme, Bahçeli’nin ise Öcalan’a dönük çağrısı ile başlayan Kürt sorunu eksenli yurt içi tartışmalarla ne denli ilintili olduğunu düşünüyorsunuz? PKK/YPG’nin Suriye’nin kuzeyinde oluşturduğu kantonlara karşı Türkiye’nin stratejik bir hamlesi midir? Adı henüz konmamış olsa da “yeni çözüm süreci”nde Öcalan ve Kandil’e karşı bir hamle midir?

 

Bunları tam anlamıyla ilintili görmek mümkün olmadığı gibi tamamen ayırmak da mümkün değil. Suriye’deki terör varlığının sonlandırılması, Türkiye’deki terör sorununu da çözecektir. Özellikle terör örgütünün sözde kanton yapısı, Türkiye’ye yönelik saldırıların merkezi haline gelmiş durumda ve bu durumun sonlandırılması için muhaliflerin operasyonları, Türkiye’nin elini güçlendiren bir fırsat. Ancak bu gelişmeyi direkt Sayın Cumhurbaşkanı ve Bahçeli’nin söylemleri ile ilintilendirmek tam olarak doğru olmaz. Burada Suriyeli muhaliflerin toprak bütünlüğü hedefi ile Türkiye’nin terörizme karşı savaş stratejisinin ortaklaştığını söylemek bence tüm tabloyu tarif ediyor.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.