Milliyetçilik, bir modern zaman kavramı olarak Fransız ihtilaliyle ortaya çıkmış bir çözüm biçimi. Kavram, zamanla içine sokulan farklı unsur ve içeriklerle farklı biçim ve anlamlar kazandı ve bazı yerlerde kapsayıcı kurumların çatısı olurken, bazı yerlerde de ayrımcılık ve şiddetin aracı hâline getirildi.

İslamcılık tafrasıyla etrafa senelerce parmak sallayıp hakikat vazedenlerin, ekmeğini İslamcı taş ve mermer ocaklarından çıkardıklarına dair ardı sıra yüzlerce yazılı vesika bırakan yazarların, rütbeli vaizlerin, pırpırlı şairlerin ve üst düzey kanaat önderinin ray değiştirirken taşındıkları ideolojinin de ideoloğu olmaya, oranın da ekmeğini, aşını alkışını devşirmeye soyunmaları ne kadar tuhaf, komik, gülünç ve ayıplı bir durum…

Milliyetçilik form değiştiriyor. Bizim bildiğimiz milliyetçiliğin dışında, sosyal medyadan beslenen, Akçura’dan bile habersiz, milliyetçiliğin “şehirli” alanına temas etmemiş, motivasyonunu mülteci-yabancı karşıtlığından alan, 2000’lerdeki ABD yayılmacılığına karşı güçlenen ulusalcılıktan bile farklı olarak Avrupa’daki aşırı sağcı, popülist ulusalcılığa benzeyen bir milliyetçilik türü kitlelerce satın alınmaya başladı.

Aşırı sağ metafor siyaseti, ilk olarak göçmenleri “istilacı” olarak kamuoyuna sunarak bu toplulukların parçası olan bireylere ilişkin algıları yeni baştan yapılandırıyor. Bu türden algılar ise göçmenlere ilişkin hezeyanları ve şiddet sarmallarını besleme potansiyeli olan bir politik dil inşa ediyor. Yani, istila ve etnik temizlik gibi metaforlar popülist bir ortak zemin yaratarak kitleleri duygusal olarak mobilize etme gücüne sahip.

Kim AK milliyetçiliğin bir devlet ve beka ideolojisine dönüşüp kitleyi hep kontrol altında tutabileceğini zannediyorsa yanılmakta. AK kitle refah ve yaşam tarzı güvencesi için temelde bu hareketin ardında hep durdu. Sorun ideoloji ise onun da orijinal adresi AK milliyetçilik değil. Popülist bekacılığın ise zaten refah ve özgürlükle işi olmaz.

70 veya 80’lerdeki milliyetçilik veya İslam anlayışımız her ne kadar entelektüel bir derinlikten nasipsiz ise de ciddi bir kültürel samimiyet ve vatanseverlik iştiyakını içermekteydi. Şimdiki boş bekacı popülist milliyetçilik veya İslamcılık anlayışı, maşerî vicdandan direkt dışlanmışlık, ülkeden nitelikli göç ve bölücülüğün adresi olarak karşımızda durmakta.

Gökalp, reformcu ve yenilikçileri ikiye ayırırken gelenekçileri de kendi arasında ikiye ayırır. Liberal ve radikaller derken iki ayrı kavramla “yenilikçileri”; muhafazakârlar ve mürteciler derken de her iki kavramla “gelenekçileri” kasteder. Yenilikçilerin müfritleri radikaller, gelenekçilerin müfritleri de mürtecilerdir.

20’nci yüzyılın ikinci yarısında bir siyasi oluşum olarak ortaya çıkan Anadoluculuk hareketi, Anadolu’nun zengin tarihine, kültürel mirasına ve yerel kimliğine vurgu yaparak, bölgesel özelliklerin korunması ve geliştirilmesi gerektiğini savunmaktadır.

Irk dediğimiz şey kültür ve kültürlenmenin tam içinde, merkezindedir. Varlıkta saf bir şey olmadığı gibi yabancı bir şey de yoktur. Kendi dışındaki her benzemezi bir sapma ve skandal olarak görme, insanın zindanı; bir tür tecrit ve ebedi mahkûmiyettir.

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.