Trump’ın Korumacılığı Gücün Değil Zayıflığın İşareti
ABD Başkanı’nın küresel yansımaları olma potansiyeli barındıran korumacı politikaları, Washington’ın Çin’in büyüyen gücü karşısında ne kadar korumasız durumda hissettiğini gösteriyor.
Ticaret savaşında ilk fişekler ateşlendi. Çok taraflılık son demlerini yaşıyor. Küreselleşme geriliyor. Donald Trump Beyaz Saray’a geri döndüğünden bu yana oldukça aceleci.
Trump başkan olarak yemin ettiğinden beri dünya düzenini yeniden şekillendirmekle meşgul. Manşetlerin çoğu Trump’ın ABD’nin ticaret açığını azaltmak için gümrük tarifelerini kullanma kararına ilişkin olsa da bu, hikâyenin sadece yarısı. Trump, Dünya Sağlık Örgütü’nden çekildi, ABD yardım departmanının içini boşalttı. Washington’da, ABD’nin, İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda kurulmasına destek verdiği Dünya Bankası’ndan dahi çekilebileceği konuşuluyor.
Trump böylesine sert bir girişimden kaçınsa bile oyunun kuralları değişiyor. ABD’nin ticaret açıkları küresel ekonomik modelin işleyişi açısından onlarca yıldır oldukça önemli. Çin ve Almanya gibi ihracatçı ülkeler ABD’ye, ithal ettiklerinden çok daha fazla mal sattıysa da büyük ticaret fazlalarını hisse senetleri, tahviller ve emlak gibi ABD varlıklarını satın almaya kullandılar. ABD’ye sermaye akışı, dünyanın rezerv para birimi olarak rakipsiz kalan doları destekledi.
Trump bunun değişmesi gerektiğini söylüyor. İthalatı keserek ABD’nin ticaret açığını azaltmak için gümrük vergilerini kullanmaya da hazır. Bunu ABD’nin gücünün bir göstergesi olarak görüyor. Oysa gerçekte bu durum, Washington’ın Çin’in artan ekonomik gücü ve bu gücün ABD hegemonyasına oluşturduğu tehdit karşısında ne kadar savunmasız hissettiğinin bir göstergesi.
Trump’ın şu ana kadar yaptıklarının hiçbiri sürpriz sayılmaz. “Önce Amerika” sloganıyla yürüttüğü korumacı kampanyasının ardından kendisine oy verenlerin beklentilerini gerçekleştirmeye başladı. Aldığı onay oranı oldukça yüksek; bir süre önce yapılan bir ankete katılanların yüzde 70’i geçtiğimiz Kasım ayında seçilmeden önce ne vadettiyse gerçekleştirdiğini söylüyor.
Bunlar başlangıç. Aynı ankete göre Amerikalılar Trump’ın politikalarının gıda fiyatlarını düşürmekten ziyade artıracağı görüşünde. Bu endişelerinde de haklılar. Yeni yönetimin ticaret politikasının ithalat fiyatlarının daha da artmasına, enflasyonun daha da yükselmesine ve daha yüksek faiz oranlarına yol açma riskini beraberinde taşıdığı açık. ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell’ın borçlanma maliyetlerini düşürmek için acele etmeyeceği de ortada.
Powell’ın faiz indirimleri konusundaki ihtiyatı, istenmeyen sonuçlar yasasının bir örneği. Trump doların tercih edilen küresel para birimi olmayı sürdürmesini istiyor olsa da ABD enflasyonunun daha yükselmesi bitcoin gibi kripto para birimlerinin kullanımını teşvik edecektir. Gümrük tarifelerinin kullanımı, yardım kesintileri ve çok taraflı kurumlara yönelik hoşnutsuzluk, Asya, Afrika ve Güney Amerika’daki ülkeleri Pekin’den gelecek tekliflere daha açık hale getirecektir.
Bir anlamda Trump sadece bir eğilimi hızlandırıyor. Ülkeler 2008 küresel mali krizinden bu yana sessiz sedasız ticaret engelleri koyuyor. Pekin’in ihracatçılarına sağladığı sübvansiyonlar nedeniyle ABD’de imalat sektöründeki işler yıllardır kayboluyor. Çok taraflılığın bir altın çağı olduysa şayet, bu çağ uzun zaman önce sona erdi.
İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey’nin geçen ay yaptığı bir konuşmada söylediği gibi, işler ancak 2008’de olduğu gibi gerçekten kötüye gittiğinde kararlı bir kolektif eylemde bulunma isteği ortaya çıkıyor. “Kırılganlıklar artıyor ve gerekli çözümler küresel, ancak bunlar kriz çok taraflılığına dönüşecek kadar büyük değil. Ve biz bunun olmasını istemiyoruz.”
Olabilir elbette. Serbest piyasa ekonomistleri, ihracatları Trump’ın gümrük vergilerinden etkilenen ülkelerin hiçbir şey yapmadan diğer yanaklarını çevirmeleri gerektiğini savunuyor. Çünkü gümrük vergileri, ithalat vergilerinin bir sonucu olarak daha yüksek fiyatlar ödeyecek olan ABD’li işletmeler ve tüketiciler üzerinde bir vergi anlamına geliyor. Ancak Trump’ın gözüne girmek isteyen Birleşik Krallık dışında, gerçek dünyada işler böyle yürümüyor. Pratikte göze göz, dişe diş olması muhtemel. Emmanuel Macron ve Xi Jinping, Trump tarafından itilip kakılmak istemediklerini açıkça ortaya koydular.
Tam anlamıyla bir ticaret savaşından hâlâ kaçınılabilir. Trump tüm çelik ve alüminyum ithalatına yüzde 25 gümrük vergisi getireceğini açıklamış olsa da, bu iki ürün dünya ticaretinin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor. Önemli olan bundan sonra ne olacağı ve özellikle de Trump’ın ABD’ye gelen tüm mallara genel bir tarife mi uygulayacağı yoksa ülke bazında mı hareket edeceği.
İkinci yaklaşım Trump hakkında bildiklerimize daha çok uyuyor: Anlaşmalar yapmak için gümrük vergisi tehdidini kullanmaya hazır. Bunun dışında gümrük vergilerinin etkisi kalıcı olarak daha yüksek enflasyon korkularına yol açarsa, bunun finansal piyasalarda yansımaları olur. ABD hisse senedi fiyatlarında keskin bir düşüş kesinlikle Başkan’ın planının bir parçası değil.
Her şeyin iyi biteceği fikri iyimser görünüyor. Trump’ın eylemleri, ABD’nin 1930’daki Smoot-Hawley tarifesinin Büyük Buhran sırasında ABD’nin ticaret ortaklarından kısasa kısas bir karşılık almasından bu yana görülen en önemli korumacılık eylemi.
Küresel büyüme son beş yılda pandemi, Ukayna’daki savaş ve enflasyonun geri dönüşü gibi bir dizi sarsıntıyla sallandı. Yoldaki bir sonraki tümseğin ne olabileceği konusunda pek çok spekülasyon vardı. Bekleyiş sona erdi.
Bu yazı The Guardian sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.