Veliaht Prens’in Ankara’ya Gelmesi Neyi Değiştirir?

Muhammed Bin Selman’ın (MBS) bu ziyaretiyle, Türkiye’nin bölgedeki politikalarının Veliaht Prens’in liderliğini zedelemesi noktasında bir risk olmaktan çıktığını söyleyebiliriz. Ya da diğer bir deyişle bu ziyaret, uzlaşı sürecinin zorunlu bir sonucu olarak, MBS’nin şahsi tutumunun ve politikalarının Ankara nezdinde kabul görmesinin başlangıcı olabilir.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman’ın (MBS) bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Nisan ayında Riyad’a yaptığı ziyarete mukabil olarak Ankara’ya gelmesi bekleniyor.

 

Mayıs’ın sonunda basında yer alan haberlere göre, Veliaht Prens’in Türkiye’ye ilk ziyaret planı Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, Ürdün ve Mısır’ın da içinde olduğu bir turu kapsıyordu. Fakat sonrasında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Anadolu Ajansı’nın editör masasına konuk olduğu görüşmede, MBS’nin ziyaretinin üzerinde çalışıldığını ama ertelendiğini söylemişti. Bu açıklamaların ardından MBS’nin bölge turundan Türkiye’nin çıktığı anlaşılmıştı. Fakat sürpriz bir kararla gezinin Ürdün, Mısır ve Türkiye’yi kapsayacağı basına yansıdı. Suudi Arabistan, ziyaret öncesinde COVID-19 salgını nedeniyle olduğunu söylediği ve Türkiye’yle birlikte Hindistan, Vietnam ve Etiyopya’ya getirdiği seyahat yasağını kaldırdı.

 

MBS ziyaretinin ekonomik ve askeri alanlar da dahil olmak üzere ikili anlaşmalar ve iş birlikleri doğurması muhtemel. ABD Başkanı Joe Biden’ın Temmuz ayında gerçekleşmesi beklenen Suudi Arabistan ziyareti öncesi, MBS’nin bölgedeki sıkı iş birlikçileri Mısır ve Ürdün’le temaslarda bulunması, elini güçlendirmesi adına önemli. Fakat bu gezilere, ilişkilerin, Mevlüt Çavuşoğlu’nun deyimiyle bir süredir ‘soğuk’ olduğu Türkiye’yi de eklemesi hem bölgesel ilişkiler hem de ikili ilişkiler noktasında birtakım ipuçları sunuyor.

 

Bölgesel ve İkili İlişkiler

 

Suudi Arabistan-Türkiye bölgesel ilişkileri ile başlarsak, Arap Baharı sonrası süreçte bölgedeki değişim sinyallerine karşılık olarak Suudi Arabistan’ın statükoyu ve rejimleri desteklemesi ikili ilişkilerde gerginlikler doğurdu. Suudi Arabistan’ın söyleminde, özellikle 2017 Körfez kriziyle, Müslüman Kardeşler’in ve İran’ın öncü görüldüğü değişim çağrısına, Katar’ın ve Türkiye’nin de dahil edildiği bir blok resmedildi ve söylemsel bazda bir bölgesel izolasyon politikası başladı.

 

Arap Baharı sonrasında ikili ilişkilerde gerginlik tırmanmasına rağmen, 2016’da Türkiye-Suudi Arabistan Koordinasyon Komitesi kuruldu ve aynı yıl iki ülke arasındaki askeri eğitim ve iş birliği kapsamında Suudi Arabistan Hava Kuvvetleri’ne ait altı adet F-15 uçağının da dahil olduğu bir eğitim düzenlendi. Suudi Arabistan Kuvvetleri 2018 yılında Efes Tatbikatı’na gözlemci olarak katıldı. Buna ek olarak, 2018 yılında gazeteci Cemal Kaşıkçı Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldürülene kadar, iki ülke arasında pek çok üst düzey ziyaret de gerçekleşti. Suudi Arabistan’ın Türkiye’den askeri mühimmat temini de devam etti, fakat 2018 bütün yönleriyle Müslüman Kardeşler ve Katar krizine rağmen düşük viteste de olsa devam ilişkilerde bir dönüm noktası oldu.

 

Bu durum ikili ilişkilerin Suudi Arabistan’da 2017 yılında başlayan MBS dönemi siyasetinin temel dinamiğini ortaya çıkarıyor: Politikalarda dönüşüm ve reform, MBS’nin meşruiyetini ve gücünü olumsuz etkilemediği ölçüde mümkün. Diğer bir deyişle, Suudi Arabistan siyaseti aslında hiç olmadığı kadar manevra alanına sahip olduğunu dış ilişkilerinde Katar krizi, İsrail’le normalleşme ve Rusya’ya Ukrayna’da destek olma üzerinden; iç politikada ise belli belirsiz devam eden reformlarda gösterse de bütün bu hamleler MBS’nin imajını zedelemediği ölçüde uygulanıyor.

 

O yüzden Kaşıkçı davasında Erdoğan’ın MBS’nin yakınlarındaki isimlerin cinayete dahil olduğunu söylemesi ve Türkiye’den yetkililerinin ellerindeki bilgileri uluslararası kuruluşlarla paylaşmaları, ilişkilerin en çok zedelendiği nokta oldu. Öncesinde, Türkiye’nin Suudi Arabistan’ın terör örgütü ilan ettiği Müslüman Kardeşler’i desteklemesi ve 2013 Mısır darbesine şiddetle karşı çıkması önemli sorunlar olsa da, Cemal Kaşıkçı davası kadar keskin bir ayrım yaşanmamıştı.

 

Katar krizinde bile Türkiye’nin askeri unsurlarının Körfez’de olması ambargo uygulayan ülkeler için ciddi bir sorun olduğu halde, bu siyasi gerginlikler MBS’nin değil, doğrudan Suudi Arabistan’ın liderliğini ve ülke olarak bölgesel hegemonyasını etkiliyordu. Bu nedenle, bölgesel zorluklar birtakım iş birlikleri ve yumuşama politikaları ile atlatılabilir görüldü. Fakat Kaşıkçı davası doğrudan MBS’nin çok yönlü liderlik savaşında hem uluslararası manada hem iç politikada onu zorlayacağı için, Türkiye ile yeniden uzlaşıya varılması zaman aldı. MBS’nin bu ziyaretiyle, Türkiye’nin bölgedeki politikalarının Veliaht Prens’in liderliğini zedelemesi noktasında bir risk olmaktan çıktığını söyleyebiliriz. Ya da diğer bir deyişle bu ziyaret, uzlaşı sürecinin zorunlu bir sonucu olarak, MBS’nin şahsi tutumunun ve politikalarının Ankara nezdinde kabul görmesinin başlangıcı olabilir.

 

Peki bu görüşme Suudi Arabistan’ın bölgesel rolüne dair neler söylüyor? Suudi Arabistan, Ortadoğu’da değişen ve normalleşmeler sarmalına giren siyasi durumun ortasında, farklı politikaları ve tutumları kendi sarsılmış liderliğine zeval getirmeyecek ölçüde destekliyor. Örneğin bir yandan İran’la nükleer anlaşma kitlenmişken, İsrail ve Suriye rejimi ile diyalog sürüyor. Yemen savaşında ekonomik ve askeri olarak zorlanmasına rağmen, iç politikada halktan büyük destek alıyor. Erdoğan’ın hem Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ziyaretinde hem öncesinde, Yemen’de yaşanan savaşta devlet dışı aktörlere karşı Körfez ülkelerini desteklediğini söylemesi ve Türkiye’nin askeri mühimmat satışını artırması, MBS rejiminin bölge genelinde elini güçlendiren bir durum. Fakat Ortadoğu genelinde, bölgedeki baskı rejimlerinin azalması yönünde girişimleri olan Katar ve Umman gibi devletlerin yanı sıra demokratikleşme yanlısı ulus-aşırı örgüt ve grupların nezdinde Suudi Arabistan ve Türkiye’nin yakınlaşması, bölgede statükocu zihniyetin bir galibiyeti olarak görülebilir.

 

Ziyaret Ne Getirir?

 

MBS’nin Güney Kıbrıs gezisini iptal ederek Türkiye’yi geziye dahil etmesi, Doğu Akdeniz’de de bölgesel iş birlikleri noktasında iki ülkenin olumlu gelişmeler kaydedeceğinin sinyali olabilir. Buna ek olarak, her ne kadar bir yanda seçilmiş bir lider bir yanda bir Veliaht Prens olsa da, dış politikada İsrail’le normalleşmenin yaşandığı süreçte kısmen benzer çizgilerde olup en azından birbirlerinin tutumunu zedeleyici beyanlarda bulunmamaları ve Türkiye’nin Suriye’de başlatmayı düşündüğü operasyonda Krallık’ın desteğini alması, ziyaretin iki temel dış politika sonucu olabilir. Suudi Arabistan’ın Türkiye’den giden ürünlere getirdiği ambargo, Türkiye’yi ziyaret etmeyi ve gayrimenkul almayı yasaklayan kuralı Nisan’dan bu yana yaşanan uzlaşıyla rafa kalktı. Bu ziyaret sonrasında da ikili ilişkilerin anlaşmalarla güçlendirilmesi ve her iki liderin de bölgedeki rolleri -ve özellikle MBS’nin iç politikadaki meşruiyeti ve gücü- için sıcak temaslar olacağını söylemek mümkün. İki lider ve devlet, anlaşmalar ve siyasi iş birlikleri ile kazançlı çıkacaklar, fakat bu yakınlık bölgedeki reform ve dönüşüm yanlıları için statüko güçlerine karşı bir kayıp olabilir.

 

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.