21’inci Yüzyılın Yeni Otoriter Yükselişi: Tekno-Monarşiler
Tekno-monarşiler, geleneksel otoriterlikten farklı olarak dijital araçları kullanarak bireylerin özgürlüklerini sınırlandıran ve güçlerini uzun vadede koruyabilen sistemlerdir. Çin ve Kuzey Kore gibi devletler bu modeli benimserken, ABD ve Avrupa gibi ülkelerde de dijital gözetim ve teknoloji elitlerinin yükselişi, modern monarşik yapıların demokratik toplumlarda bile güç kazanabileceğini göstermektedir.
Geleneksel otoriter yönetimler, genellikle askerî güç, ideolojik propaganda ve merkezi kontrol mekanizmaları ile karakterize edilirken, 21’inci yüzyılda farklı bir otoriterleşme dalgası ortaya çıkmaktadır: Tekno-Monarşiler.
Bu kavram, teknoloji, yapay zekâ ve büyük veri yönetimiyle desteklenen, bireysel ya da hanedanvari bir liderliğe dayalı otoriter yönetimleri tanımlamak için kullanılmaktadır. ABD’de Donald Trump’ın 2024 seçimlerini yeniden kazanması, Çin’in dijital gözetim sistemleriyle otoriterliğini pekiştirmesi, Kuzey Kore’nin silahlanma yarışında yapay zekâ destekli stratejilere yönelmesi ve Elon Musk, Jeff Bezos gibi teknoloji devlerinin ekonomik ve siyasi gücü, tekno-monarşik sistemlerin yükselişine işaret eden gelişmelerdir.
Tekno-Monarşi Nedir?
Tekno-monarşiler, otoriter liderliğin yüksek teknoloji, büyük veri ve yapay zekâ destekli gözetim sistemleriyle birleştiği yönetim biçimleridir. Bu sistemlerin temel özellikleri şunlardır:
Dijital Otoriterlik: Devlet veya özel şirketler, vatandaşları kontrol etmek için büyük veri ve yapay zekâ kullanmaktadır. Örneğin, Çin’in Sosyal Kredi Sistemi, bireylerin ekonomik ve sosyal davranışlarını puanlandırarak dijital bir otorite oluşturmaktadır.
Tek Adam Yönetimi: Geleneksel monarşilerde olduğu gibi, gücün tek bir liderde veya dar bir elit grubunda yoğunlaşması mahiyetiyle Vladimir Putin’in uzun süreli iktidarı ve Xi Jinping’in sınırsız başkanlık yetkisi bu yapıya örnek oluşturmaktadır.
Teknoloji Şirketlerinin Gücü: Elon Musk’ın Starlink ağıyla küresel iletişimde bağımsız bir güç haline gelmesi veya Mark Zuckerberg’in Metaverse projeleriyle dijital bir toplum yaratma girişimi gibi devletlerden bağımsız olarak, teknoloji devlerinin kendi dijital düzenlerini kurması bu kapsamda değerlendirilmektedir.
Bu unsurlar, 21’inci yüzyılda yeni bir otoriterlik biçimi ortaya çıkarmaktadır. Peki, dünya genelinde bu eğilimin somut örnekleri nelerdir?
Günümüzden Tekno-Monarşi Örnekleri
1. ABD: Trump ve Dijital Otoriterlik
Donald Trump, 2016’da başkan seçildiğinde Twitter’ı (şimdiki X) aktif kullanarak kamuoyunu yönlendirmiştir. Trump’ın ilk başkanlık döneminde Twitter’ı doğrudan bir propaganda aracı olarak kullanması ve algoritmik manipülasyonlarla desteklenmesi, dijital çağda nasıl bir liderlik anlayışı doğduğunu göstermiştir. Keza 2024 seçimleri öncesinde anketlerde (Şubat 2024 itibarıyla) yüzde 45-50 oranında destek aldığı görülmektedir.
Trump, sosyal medya platformlarını doğrudan etkileyerek kitleleri yönlendirmekte ve “Truth Social” gibi alternatif medya araçları ile bağımsız bir dijital otorite kurmaktadır. 2024 seçimleri için Trump’ın yapay zekâ destekli kampanya stratejileri kullanması, dijital otoriterliğin ABD’de de bir güç unsuru haline geldiğini göstermektedir.
Trump’ın sosyal medya profilinin 2021’de Facebook ve Twitter tarafından engellenmesi, teknoloji şirketlerinin siyasi liderler üzerindeki kontrol gücünü de göstermektedir. Ancak Elon Musk’ın Twitter’ı satın almasıyla Trump’a destek veren söylemlerin tekrar öne çıkması, teknoloji elitlerinin siyasi aktörlerle karşılıklı bağımlılığını ortaya koymaktadır.
2. Çin: Dijital İmparatorluk
Çin, modern dünyanın en büyük tekno-monarşik devletlerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
2026’ya kadar tam kapasiteyle çalışması planlanan Sosyal Kredi Sistemi, vatandaşların tüm dijital ve fiziksel davranışlarını puanlandırarak devlet kontrolünü artırmaktadır. Ülkede 540 milyondan fazla güvenlik kamerası aktif olarak çalışırken yapay zekâ tabanlı yüz tanıma sistemleri, günlük yaşamın bir parçası haline gelmiş durumdadır. Çin’in dijital para birimi, finansal bağımsızlık sağlamanın yanı sıra vatandaşların harcamalarını doğrudan izleme imkânı sunmaktadır.
Xi Jinping’in 2022’de süresiz olarak başkanlık yetkisini alması, Çin’in modern bir dijital monarşi haline geldiğini göstermektedir.
3. Kuzey Kore: Yapay Zekâ Destekli Totaliterlik
Kuzey Kore zaten totaliter bir devlet yapısına sahip olsa da son dönemde yapay zekâ ve gözetim teknolojilerini hızla geliştirmesi, tekno-monarşik bir dönüşümü hızlandırmaktadır. Kuzey Kore’nin askerî stratejileri giderek daha fazla yapay zekâ ve siber savaş tekniklerine dayanmaktadır.
2023’te Pyongyang Üniversitesi’nden kaçan bir akademisyenin iddialarına göre Kuzey Kore, Çin’den aldığı yapay zekâ sistemlerini kendi rejimine adapte ederek halkın davranışlarını analiz eden gözetim yazılımları geliştirmiştir. ABD Savunma Bakanlığı’nın 2024 tarihli raporuna göre Kuzey Kore, Çin’den sonra dünyada en fazla yüz tanıma kamerasına sahip ülke özelliğine sahiptir. (1.000 kişi başına 480 kamera). 2023’te Hwasong-18 kıtalararası balistik füzesini test eden Kuzey Kore, silah sistemlerine de yapay zekâ entegre etmeye başlamıştır.
Hack Ordusu: Lazarus Grubu gibi Kuzey Kore destekli hacker ekipleri, 2023’te 1,2 milyar dolarlık kripto para hırsızlığı gerçekleştirmiştir.
Otonom Silah Sistemleri: Uydu görüntülerine göre Pyongyang, yapay zekâ destekli İHA ve robotik savaş sistemlerine yatırım yapmaktadır.
Bilgi Kontrolü: Kuzey Kore’de internete erişim yalnızca devlet kontrolündeki “Kwangmyong” ağı ile mümkün olup, halkın dijital bilgiyi bağımsız olarak edinmesi imkânsızdır.
Bu gelişmeler, tekno-monarşilerin sadece yönetim biçimi değil, askerî strateji olarak da geliştiğini göstermektedir.
Tekno-Monarşilerin Küresel Siyasete Etkileri: Devletlerin Dijitalleşmesi ve Otoriterleşme Riski
Tekno-monarşik eğilimler sadece otoriter devletlerle sınırlı kalmamıştır. Avrupa ve ABD gibi demokratik toplumlarda da hükümetlerin giderek daha fazla dijital gözetim mekanizmaları geliştirdiği görülmektedir.
ABD’de NSA Gözetimi: Edward Snowden’in 2013’te ortaya çıkardığı belgeler, ABD’nin tüm dünyada büyük bir dijital gözetim ağı kurduğunu göstermektedir.
Avrupa’da Dijital Kimlikler: 2026’ya kadar Avrupa Birliği’nde dijital kimlik sistemlerinin yaygınlaşması planlanırken, veri güvenliği konusunda yeterli şeffaflık sağlanmazsa AB içindeki demokratik yapıların otoriterleşme eğilimi taşıyabileceği öngörülmektedir.
Teknoloji Şirketlerinin Devletlerden Daha Güçlü Hale Gelmesi
Teknoloji devleri, devletlerin karar mekanizmalarını etkileyen bağımsız güç odaklarına dönüşmektedir.
Elon Musk ve Starlink: Ukrayna-Rusya savaşında Starlink terminalleri kullanılarak bağımsız iletişim ağı kurulmuştur. Devletlerin altyapısına doğrudan bağlı olmayan bu sistemler, gelecekte özel şirketlerin uluslararası politikalarda belirleyici olabileceğini göstermektedir.
Meta ve Dijital Toplumlar: Facebook’un Metaverse projeleri, alternatif dijital yaşam alanları oluşturma potansiyeline sahiptir. Eğer bu tür sanal ekosistemler gelişirse, geleneksel devlet otoriteleri bu yeni dijital monarşilere karşı zayıflama ihtimalini taşımaktadır.
Tekno-monarşiler, geleneksel otoriterlikten farklı olarak dijital araçları kullanarak bireylerin özgürlüklerini sınırlandıran ve güçlerini uzun vadede koruyabilen sistemlerdir. Çin ve Kuzey Kore gibi devletler bu modeli benimserken, ABD ve Avrupa gibi ülkelerde de dijital gözetim ve teknoloji elitlerinin yükselişi, modern monarşik yapıların demokratik toplumlarda bile güç kazanabileceğini göstermektedir.
Gelişen teknoloji, yapay zekâ destekli otoriterlik ve teknoloji şirketlerinin artan gücü, önümüzdeki on yıllarda yeni bir siyasi ve toplumsal düzen ortaya çıkarabilir. Ancak bu düzenin otoriter bir dijital feodalizme mi yoksa daha dengeli bir toplumsal sözleşme modeline mi evrileceği büyük bir soru işaretidir.
Tekno-Monarşi ve Dijital Feodalizm
Eğer mevcut trendler kontrolsüz bir şekilde ilerlerse, devletlerden bağımsız ancak onlarla etkileşim içinde olan teknoloji elitlerinin belirlediği bir düzen doğacaktır. Teknoloji devleri, internet altyapısı, iletişim ve finansal sistemler üzerindeki etkileri ile devletlerden daha güçlü hale gelirken zaman içerisinde Meta, Google ve SpaceX gibi şirketler, uluslar-ötesi düzeyde büyük kararlar alabilen aktörler haline gelmektedir.
Bireyler, sürekli izlenmek, verileri analiz edilmek ve ekonomik faaliyetleri teknoloji elitleri tarafından belirlenmek zorunda kalırken Blockchain tabanlı finansal sistemler, geleneksel devlet düzeninden koparak büyük teknoloji firmalarının kontrolüne girmektedir. Gelişmekte olan ülkeler, teknolojiye erişim konusunda büyük şirketlere bağımlı hale gelerek yeni bir dönemin sömürgesi olmaktadır.
Alternatif: Yeni Bir Toplumsal Sözleşme
Dijital otoriterlik ve tekno-monarşik sistemlerin olumsuz etkileri, demokratik denetim mekanizmaları ile düzenlenebilir. Bu durumda şu alternatifler geliştirilebilir:
Devletler ve uluslararası kurumlar, teknoloji şirketlerinin karar alma süreçlerine dahil ve hesap verebilir olmasını sağlarken, bireylerin kendi verileri üzerinde tam kontrole sahip olması ve veri kullanımı konusunda şeffaf mekanizmaların oluşturulması gerekmektedir. Yapay zekâ ve büyük veri sistemlerinin belirli bir grubun çıkarları için kullanılması yerine, toplumun geneline yayılan faydalar yaratacak şekilde kullanılması sağlanmalıdır.
21’inci yüzyıl, ya otoriter teknoloji elitlerinin yeni bir feodal sistem kurduğu bir çağa ya da bireylerin dijital haklarla donatıldığı yeni bir demokratik modele ilerlemektedir. Bu dönüşümün yönü, devletlerin, bireylerin ve uluslararası kurumların teknoloji üzerindeki denetimini nasıl şekillendirdiğine bağlı olacaktır. Eğer teknoloji üzerindeki kontrol dengelenmezse, geleceğin dünyası seçkin teknoloji liderlerinin yönettiği yeni bir dijital feodalizme dönüşecektir.
TUNAY ŞENDAL