Amerikan Seçim Sisteminin Irkçı Kökenleri

Bugünlerde Amerikan demokrasisini Trump’la imtihanı üzerinden daha çok okuyoruz Fakat, köklerini ırkçı politikalardan alan seçmen kaydı bariyerleri ve seçmen sindirme politikaları daha yapısal sorunlar olarak ortada durmakta. Eyaletlerin seçmen kayıt politikalarındaki tasarruf hakkından dolayı, özellikle Cumhuriyetçi eyaletler belli ‘dezavantajlı’ grupları oy vermekten alıkoyma çabalarına devam ediyor. 

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

ABD seçim sonuçları henüz resmi olarak kesinlik kazanmamış olmakla birlikte, fiili olarak Joe Biden seçimi kazanmış durumda. Trump’ın seçimleri kendisinin kazandığı ve seçimlerde hile yapıldığı iddiaları seçimleri bir süre daha siyasetin gündeminde kalacağına işaret ediyor. Oy verme oranının da bir rekor kırarak hayli yüksek olduğu 2020 seçimleri, ABD dışındaki birçok insana da ABD’de seçimlerin nasıl gerçekleştiğini öğretmiş durumda. Seçiciler kurulundan, senato-temsilciler meclis ayrımı gibi ABD’ye has birçok seçim unsuru bir muamma olmaktan çıktı.

 

Bunların yanında seçim sisteminin pek de bahsedilmeyen bir kuralı daha var: seçmenlerin seçimden önce kayıt yaptırma zorunluluğu. Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlarının seçimlerde oy verebilmek için önceden kayıt yaptırma şartı bir demokratik-yurttaşlık görevi olan oy vermenin önünde ekstra bir bariyer olarak duruyor. Seçim sistemleri literatüründe tartışmaya konu olan bu kural, bazıları tarafından ABD’deki düşük seçim katılım oranlarının sebebi olarak gösterilirken; bir diğer kanat ise bu kuralın katılım oranlarına etkisini marjinal bulmaktadır.[1] Peki böyle bir kural demokrasinin ‘kalesi’ ABD’de neden mevcut?

 

Eyalet Bazlı Seçim Sistemi

 

Artık herkesin de öğrendiği gibi ABD’de seçimler eyalet bazlı kurallara tabi. Yani her eyalet seçimlerde kendi kurallarını uygulayabiliyor. Birkaç örnek vermek gerekirse, ABD’deki 48 eyalette delegeler kurulu ‘kazanan hepsini alır’ “Winner Takes All” kuralına göre dağıtılırken, Maine ve Nebraska eyaletinde ise delegeler alınan oy oranlarına göre oransal olarak dağıtılmaktadır. Başka bir örnek verecek olursak, geçtiğimiz hafta yaşanan seçimlere de damgasını vuran postayla oy verme tarihleri eyaletten eyalete farklılaştı. Örneğin birçok eyalette oy verme işlemi seçim günü son bulurken, tartışmalara konu olan Pennsylvania eyaleti ise seçim gününden 3 gün sonraya kadar ulaşan oyları kabul edeceğini açıkladı.

 

Eyalet bazlı seçim sisteminin kökeninde ABD’nin ademi-merkeziyetçi yapısı yatmaktadır. ABD’deki federal hükümet ve eyaletler arası güç dağılımının bir sonucu olarak, eyalet yönetimleri aynı kamu politikalarının kontrolünü elinde tutması gibi seçimlerin nasıl yapılacağını da kontrol etmektedir. Bu sebeple seçmen kaydı da eyalet bazında gerçekleşmektedir. Bu bağlamda seçim öncesi kayıt yaptırma zorunluluğunun en temel gerekçelerinden birisi olarak seçmen kütüğünün güncel tutulması ve doğru olmasını sağlamak gösteriliyor. [2]

 

Federal Hükümet – Eyaletler Çatışması

 

Her ne kadar yukarıdaki teknik açıklamalar alıcı bulsa da seçmen kayıt zorunluluğunun sebeplerini bu yaklaşımdan başka bir yerde, ABD politik kültüründe aramak daha doğru olacaktır. Başkanlığın artan gücüne rağmen ABD hala bir ademi-merkeziyetçi yapıya sahiptir. Bu ademi-merkeziyetçi yapının kökenleri kolonyal tecrübe ve daha sonrasında kurulan ilk hükümetlere kadar gitmektedir. İlk zamanlarda güney eyaletler bu ademi-merkeziyetçi yapıdan faydalanarak köleliğin yaygınlaşmasını sağladı. Hatta daha sonra Amerikan iç savaşına sebep olacak güneydeki 7 eyaletin konfederasyondan ayrılma sebebi Başkan Abraham Lincoln’ün köleliği bitirme taahhüdüydü. Her ne kadar iç savaş sonrası federal hükümetin gücü artsa da eyaletler birçok konuda güç sahibi olarak kalmaya devam etti.

 

ABD ırkçılık tarihine damgasını vuran ve siyahilerin ekonomik ve siyasi haklarını elinden alan Jim Crow yasalarını oluşturan düzen de bu ademi-merkeziyetçi yapıdan kaynaklanmaktadır. Bu yasalar çerçevesinde ‘beyaz olmayanlara’ uygulanan ‘kanuni’ ayrımcılık eyaletler bazında onanmıştı. Federal hükümetin kölelik karşıtı pozisyonuna rağmen eyaletlerin hakkı (states’ rights[3]) tartışması ile güneydeki eyaletler bu konuda da karar verme hakkının kendilerinde olduğu savundu.

 

Özellikle beyaz ağırlıklı muhafazakâr eyaletler bu imtiyazlarını kaybetmemek adına tarih boyunca federal hükümetin sınırlarını daraltmak için mücadele etmiştir. Çünkü aksi halde güçlü ve merkezi bir federal hükümet vatandaşlar arasında belli bir seviyede ‘eşitlik’ sağlayarak güneydeki siyahileri eşit vatandaş statüsüne taşıyabilirdi. Tarihsel kökeni buraya dayanan bu düşünce biçimi güncel ABD siyasetinde dahi muhafazakâr çevrelerde yankı bulan federal hükümet karşıtı söylemde yer bulmaktadır.[4]  Bu çevreler siyasetteki başlıklarda genellikle federal hükümetin alanının daraltılması yönünde pozisyon alırlar.

 

İşte bu eyaletler ve federal hükümet arasındaki güç ve alan mücadelesinde, muhafazakâr eyaletler birtakım seçim kuralları ihdas ederek ‘beyaz olmayan’ veya ‘az eğitimlileri’ oy vermekten alıkoymaktaydı. Türkçeye ‘seçmen sindirme’ (voter suppression) olarak çevrilen bu politikalar, ABD’de yer alan yapısal ırkçılığın[5] en temel örnekleri arasında gösterilmektedir. Bu seçmen sindirme araçlarının tarihsel kökenleri ile daha öncesinde Taha Özhan’ın Perspektif’te çıkan yazısında[6] bahsettiği seçiciler kurulunun tarihsel kökenleri benzerdir ve ırkçı politikalara dayanmaktadır.

 

[İlgili Okuma: Distopik Amerikan Seçimleri]

 

Bir Seçmen Sindirme Yolu Olarak Seçim Öncesi Kayıt

 

Birçok farklı biçime sahip seçmen sindirme politikalarının uygulanmasında seçim öncesi kayıt şartı kritik bir rol oynamaktadır. Normal şartlar altında bir vatandaş olarak herkesin seçmen kaydı otomatik olarak yapılması gerekirken, ABD’de vatandaşlar birtakım şartlara tabi tutuluyordu. Dolayısıyla bu şartları sağlayamayan, başka bir ifade ile, bu bariyerleri geçemeyen ‘dezavantajlı’ topluluklar oy verme hakkından mahrum bırakılıyordu. Bu uygulamanın ilk ortaya çıktığı yerin nüfusunun çoğunu düşük gelirli siyahilerin oluşturduğu Philedalphia olması durumu özetler niteliktedir.

 

Seçmen kayıt noktalarında karşılaşılan ilk bariyer Jim Crow yasalarıyla beraber ortaya çıkan oy vergisiydi. Seçmen kaydı sırasında bazı eyaletlerde alınan oy vergisi maddi güçlük çeken, çoğunlukla beyaz olmayan, vatandaşların oy vermesinin önündeki en büyük engeldi. Seçmen kaydı sırasında karşılaşılan bir başka bariyer de okuma ve anlama testleriydi.[7] Ancak 1960 yılında kaldırılabilecek bu aşırı ırkçı kurala göre bazı eyaletlerde seçmen kayıt noktalarında okur yazarlık testini geçemeyen vatandaşlar oy verme haklarında mahrum bırakıldı. Son olarak bu politikalardan belki de en dikkat çekicisi ise büyükbaba maddesiydi. (Grandfather Clause)

 

Bu maddeye göre birçok güney eyaletinde vatandaşların seçmen kaydı yapılması atalarından birinin köleliğin kaldırılmasından (1867) önce oy vermiş olma şartına bağlandı.[8] Bu yol ile birçok siyahi başka hiçbir şarta gerek kalmadan otomatik olarak oy vermekten menedilebiliyordu. Bu sebeplerden dolayı köleliğin henüz yeni kaldırıldığı bir ülkede Afro-Amerikalı birçok vatandaşın seçimlere katılım oranında dramatik oranda düşüşler yaşandı. Mesela çoğunluğunu siyahilerin oluşturduğu Louisiana’da 1910 yılında yalnızca 730 siyahi vatandaşın seçmen kaydını başarıyla yapabilmesi dikkat çekicidir.

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

Yakın Geçmişte Seçmen Sindirme Politikaları

 

Yukarıda bahsedilen seçmen sindirme politikaları 1965 yılında ırkçı Jim Crow yasalarının resmen kaldırılmasıyla da son bulmadı. Tek farkı bu defa ırkçı politikalar oy vergisi ve okur-yazarlık testi gibi açıktan uygulanmıyordu. Yakın geçmişteki seçmen sindirme politikalarının başında özellikle Cumhuriyetçi parti tarafından savunulan kısıtlayıcı seçmen kimlik şartı geliyor.[9] Yaklaşık 34 eyalette seçmen kaydı için devlet tarafından basılmış kimlik gösterme zorunluluğu varken 2016 seçimlerinde hepsinde cumhuriyetçilerin kazandığı 7 eyalette ise bu kimlikler fotoğraflı olmak zorunda. Fakat ABD’de ‘dezavantajlı’ grupların bu fotoğraflı kimliklere sahip olması hiç de kolay değil. Bir çalışmaya göre ülkedeki yasal seçmenlerin çoğu Afro-Amerikalı olmak üzere yüzde 11’i, yaklaşık 21 milyon insan, devlet tarafından basılmış fotoğraflı bir kimliğe sahip değil.[10] Bu durumda özellikle 2004 yılından itibaren artan kısıtlayıcı seçmen kimlik kanunu hesaplamalara göre milyonlarca ABD’liyi oy verme hakkından mahrum bırakmaktadır.

 

Çok yakın zamandan örnek verecek olursak, 2011’de Kansas eyaleti böyle bir kanun çıkararak, seçmen kaydı sırasında fotoğraflı kimlik göstermeyi zorunlu kıldı.  2012 seçimlerinde ise neredeyse 30,000 kişi bu kanundan dolayı seçim kaydını yaptıramadı ve dolayısıyla oy kullanma hakkından mahrum bırakıldı. Tartışmalı kanun daha sonra 2018 yılında bu sebeplerden dolayı kaldırıldı. [11] Kısıtlayıcı fotoğraflı kimlik şartlarına ek olarak, günümüzde seçmen sindirme davranışlarından bir diğeri de oy kullanma noktalarında yapılan değişiklikler. Belli eyaletlerde seçmenler kayıt yaptırmak için gittiği oy kullanma noktalarının ya kapandığını ya da isimlerinin listeden çıkarıldığını fark ettiklerinde başka bir oy kullanma noktasına gitmesi kolay olmuyor.[12] Literatürdeki ismi pusulaya erişimi kısıtlama olarak geçen bu durum vatandaşlarda yarattığı kafa karışıklığı sebebiyle eleştiriliyor.

 

Kimlikler Arası Seçmen Kaydı Oranları

Seçmen kayıt zorunluluğunun belli grupların oy vermelerinin önünde bir bariyer olduğunun ispatı olarak kayıt oranlarına bakabiliriz. Jim Crow yasalarının kaldırılmasından 50 sene geçmesine rağmen, ‘dezavantajlı’ topluluklar hala seçime katılım noktasında engellerle karşılaşıyor. Henüz iki sene önceki Kasım 2018 seçimlerinde ‘beyaz’ Amerikalılar yüzde 73 oranında kayıt yaptırırken bu oran siyahilerde yüzde 63, Asya-Amerikan ve Latin kökenli Amerikalılarda yüzde 53 oranındaydı.[13] Kayıt yaptırmayı başaranlar arasındaki seçime katılım oranlarına bakıldığında ise bütün grupların/kimliklerin benzer oranlarda (yüzde 77) katılım sağladığını görmekteyiz. Bu durum seçmen kaydı ‘bariyeri’nin seçime katılım oranları üzerindeki etkisinin ne kadar ciddi olduğun göstermektedir. Diğer bir ifade ile, varsayımsal olarak herkesin eşit oy hakkı olduğu bir ülkede bu bariyeri aşamayan topluluklar bu bariyer nispetince daha az temsil edilmektedir.

 

Otomatik Kayıt Politikası

 

Türkiye’de yaşayan bizler için belki garipsenebilecek bir durum olsa da ABD’de şimdilerde otomatik seçmen kaydı politikası tartışmaları yer almakta.[14] Buna göre vatandaşların seçimden önce kayıt olma zorunluluğu kalkarak, bu işlem eyaletler tarafından ehliyet başvuruları gibi işlemler sırasında gerçekleştirilecek.[15] Diğer bir ifade ile vatandaşlar seçim günü seçim merkezlerine gittiğinde kayıtları çoktan yapılmış olacak. Oregon ve California eyaletleri bunu ilk uygulayanlar arasında.

 

Bugünlerde Amerikan demokrasisini Trump’la imtihanı üzerinden daha çok okuyoruz Fakat, köklerini ırkçı politikalardan alan seçmen kaydı bariyerleri ve seçmen sindirme politikaları daha yapısal sorunlar olarak ortada durmakta. Eyaletlerin seçmen kayıt politikalarındaki tasarruf hakkından dolayı, özellikle Cumhuriyetçi eyaletler belli ‘dezavantajlı’ grupları oy vermekten alıkoyma çabalarına devam ediyor. Yukarıda bahsi geçen bariyerler tarih boyunca beyaz olmayanların maruz kaldığı sistematik polis şiddeti gibi informal baskıların yanında daha cılız kalsa da demokrasinin tam işlerliliği açısından önemini korumaktadır.

 

[1] Holbein, J. B., & Hillygus, D. S. (2016). Making young voters: the impact of preregistration on youth turnout. American Journal of Political Science, 60(2), 364-382.

[2] https://edition.cnn.com/2020/09/22/politics/election-2020-voter-registration-explainer/index.html

[3] John Mack Faragher, Mari Jo Buhle, Daniel Czitrom Out of Many: A History of the American people (2005) p. 376

[4] https://thehill.com/blogs/pundits-blog/state-local-politics/350078-were-all-for-supporting-states-rights-except-when-it

[5] https://abc7news.com/systemic-racism-definition-structural-institutionalized-what-is/6292530/

[6] https://www.perspektif.online/distopik-amerikan-secimleri

[7] http://www.umich.edu/~lawrace/disenfranchise1.htm?promocode=LIPP101AA?promocode

[8] https://www.npr.org/sections/codeswitch/2013/10/21/239081586/the-racial-history-of-the-grandfather-clause

[9] https://www.brennancenter.org/our-work/research-reports/new-voting-restrictions-america

[10] https://www.aclu.org/other/oppose-voter-id-legislation-fact-sheet

[11] https://www.voanews.com/usa/kansas-voter-id-law-ruled-unconstitutional

[12] https://www.npr.org/2018/10/23/659784277/republican-voter-suppression-efforts-are-targeting-minorities-journalist-says

[13] https://www.americanbar.org/groups/crsj/publications/human_rights_magazine_home/voting-rights/-use-it-or-lose-it—the-problem-of-purges-from-the-registration/

[14] https://www.ncsl.org/research/elections-and-campaigns/automatic-voter-registration.aspx

[15] https://fas.org/sgp/crs/misc/R46406.pdf

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.