Askeri Alanda Devrim ve Türk Ordusunun Dönüşümü

Dünya askeri tarihinde görülen dönüşümler doğal olarak Türk Ordusundaki değişimleri de etkilemiştir. Askeri dönüşüm için ise ülkenin tehdit algılaması, stratejisi, teknolojide meydana gelen gelişmeler, bu gelişmelerin strateji ve taktiğe yansıması gibi birçok faktörün sivil-asker ilişkilerinin yanında ele alınması gerekir.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Türkiye’de silahlı kuvvetlerin dönüşümü ya da savunma reformu hakkında yazmak neredeyse tabu gibi bir durumdur. Çünkü memlekette ne zaman Türk Silahlı Kuvvetlerinin dönüşümü tartışılsa, konu dönüp dolaşıp sivil-asker ilişkilerine gelir ve siyaseten bir pozisyon almadan görüş belirtilemeyeceği düşünülür. Ama bu durum tüm fikirlerin dile getirilmesini güçleştirmektedir. Ayrıca bir ordunun dönüşümü söz konusu olduğunda bunu öncelikle veya sadece askerlerin siyasetle olan ilişkilerini düzenlemeye getirmek yeterli bir bakış açısı değildir.

 

Askeri dönüşüm için, ülkenin tehdit algılaması, stratejisi, teknolojide meydana gelen gelişmeler, bu gelişmelerin strateji ve taktiğe yansıması gibi birçok faktörün sivil-asker ilişkilerinin yanında ele alınması gerekir. Dolayısıyla, akademik yazında Türk ordusunun dönüşümünü “diğer” ve “öncelikli olması gereken” faktörler üzerine tartışan içerikler az sayıdadır. Bu yazının amacı bu tür bir bakış açısının gerekliliğine not düşülmesidir.

 

“Askeri Alanda Devrim” Olgusu

 

Önce kısaca ifade edeyim; sonrasında bunu açayım. Türk Silahlı Kuvvetleri çok büyük bir maziye sahip bir ordudur. Tarih boyunca zaferler ve yenilgiler -evet doğru duydunuz- sayesinde biriktirdikleri ile sürekli dönüşerek bugünlere gelmiştir. Dünyada tarihi birikime sahip her ordu gibi esasen bir “öğrenen organizasyon” dur. Bilim ve teknolojide meydana gelen gelişmelerden tutun diğer orduların iyi uygulamalarını öğrenmeye veya daha doğru bir ifadeyle taklit etmeye -bunu da doğru duydunuz- son derece meyillidir. Yenilgi ve taklit etmek kültürümüzde olumsuz gibi algılansa dahi, bu durum askeriyede -aslında başka alanlarda da- son derece olası gerçekleri ifade etmektedir.

 

Orduların dönüşümü bize has bir durum değildir. Hatta bu hususu ifade eden ve Askeri Tarih ile Askeri Sosyoloji çalışanların yoğun ilgi gösterdikleri bir kuram da vardır: Askeri Alanda Devrim (Revolution in Military Affairs). Temel olarak on beşinci yüzyıldan sonra Avrupa’daki orduların dönüşümlerini tanımlamak için kullanılan bir kavramdır. Şüphesiz çok daha geniş bir tartışma ve kuramlaştırması olmasına rağmen bu yazının kısıtlı alanını kullanarak sadeleştirmek gerekirse Askeri Alanda Devrimin iki temel sütunu vardır: Teknolojik gelişim ve organizasyonel değişim. 

 

Teknolojik gelişmeler; barutun kullanılması, buhar gücünün geliştirilmesi, uçakların üretilmesi, nükleer güç, bilgisayarlar ve yazılımların kullanılması, insansız araçların geliştirilmesi gibi muharebe alanlarında devrimsel değişimleri yaratan gelişmeleri ifade etmektedir. Organizasyonel değişim ise piyadeden süvariye geçiş; sınırlı savaştan topyekûn harbe geçiş; zorunlu askerlikten profesyonelleşmeye geçiş ve hatta belki de savaşların özelleşmesi ile özel askeri şirketlerle çalışmaya başlamak gibi başlıkları ihtiva eder. Tabiî ki bu organizasyonel değişim ile ilgili başlık sivil-asker ilişkilerini de içermektedir. Askeri Alanda Devrime örnek vermek gerekirse; İstanbul’un fethi sonrası Barut’un savaş alanlarına girmesi ile İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Nükleer bombaların kullanılması mekanik anlamda aynı etkiye sebep olmuş ve takip eden dönemlerde orduların organizasyonel yapılarında değişimlere yol açmıştır.

 

Kuramsal açıdan uzmanların Askeri Alanda Devrimi başlattığı dönem Avrupa’da Aydınlanma Çağı ile aynı döneme rastlamıştır. Aslında bu son derece beklenen bir durumdur. Şöyle ki; Aydınlanma Çağı pozitivizmi ve rasyonel düşünceyi, yani bilimi esas almış ve bilim ise teknolojik gelişmeleri desteklemişti, kaldı ki tarih boyunca böyle olmamış mıdır zaten. Mutlaka bu durumun yarattığı ekonomik ve dolayısıyla siyasi gelişmeler de olmuştur. Haddizatında bilim ve teknolojide meydana gelen gelişmeler ekonomi ve siyaseti nasıl etkiliyorsa; bu gelişmelerin savaş alanlarına ve dolayısıyla orduların yapılarına da etkisi olmuştur. Bu etkiler ise her seferinde değişime neden olmuş ve bu değişimler genel anlamda “Askeri Alanda Devrim”lerin yaşanması ile sonuçlanmıştır.

 

Öğrenen Organizasyonlar ve Türk Ordusu

 

Modern dönemde barutun kullanılması, kalelerin inşası ve geliştirilmesi, hanedanlıklara bağlı sürekli orduların tesisi, ulus devletler sonrası vatandaş orduların teşkil edilmesi, buhar gücü, havacılık, demiryolu, telgrafın savaş alanlarında yaygınlaşması, topyekûn harp, tanklar, yıldırım harbi, ateş gücü- manevra arasındaki geçişler, piyade-süvari arasındaki değişimler, sınırlı-sınırsız savaşlar arasındaki dönüşümler, nükleer savaş, vekalet savaşları, devlet dışı aktörlerin savaşlara dahli, savaşa varmayan askeri operasyonlar, teröre karşı savaş, devlet dışı aktörlerin yükselişi ve benzeri birçok anahtar kelime sadece savaş alanlarında son beş yüz yılda gördüğümüz değişiklikler değil, aynı zamanda orduların öğrenen organizasyonlar olmalarının da bir sonucudur.

 

Dünya askeri tarihinde görülen bu dönüşümler doğal olarak Türk Ordusundaki değişimleri de etkilemiştir. Yeniçeri Ordusu ve Kapıkulu Askerleri ile neredeyse on sekizinci yüzyılın başına kadar başta Avrupa olmak üzere etkin olmuş Türk Ordusu, büyük askeri zaferlere imza atmıştır. Şüphesiz Avrupa’daki rakiplerinin organize olma yetileri bu dönemde gerçekleştirdikleri Askeri Alanda Devrim sonrasında artmıştır. Ama bu sadece orduların öne geçmesi ile açıklanabilecek bir durum değildir. Avrupa ordularındaki bu gelişimler Aydınlanma, pozitivizm, sanayi devrimleri vb. gibi gelişmelerin bir yansıması olmuştur. 

 

Osmanlı Ordusunun 1389 yılındaki Kosova Savaşı’nda on binlerce ve 1711 yılındaki Prut seferinde iki yüz bin civarında askerini günlerce yürüterek kilometrelerce ötedeki savaş alanlarına taşıması ve zafer kazanması, organize olma anlamında istikrarını ve başarısını tescil eden uygulamalardır. Ancak bu dönemden sonra Avrupa, ön plana geçmiş ve on dokuzuncu yüzyılın başında hem Sanayi Devrimi hem de Napolyon Savaşları’ndan elde edilen tecrübelerle ordularını geliştirmiştir.

 

On dokuzuncu yüzyılın ilk çeyreğinde hem Yunanlılara hem de Ruslara yenilen Osmanlı ordusu ise bu yenilgilerden ders çıkarmıştır. Ve taklit etmeye hazır hâle gelerek Prusyalılarla bu yüzyıl boyunca sürecek işbirliğine başlamıştır. Tarih kitapları Yeniçeri Ocağı’nın yıkılışını Vakayı Hayriye diye yazsa da, daha geniş perspektiften bakınca bu durum siyasi bir hadisenin ötesinde bir askeri alanda devrim uygulamasıdır. O dönem teknoloji gelişmiş ve bu teknoloji ordulara yansımıştı. Osmanlı da bunu organizasyonel olarak taklit etmeli ve ordularına yansıtmalıydı. 

 

Yeniçeri Ocağı’nın kapanması sonrası yeni dönemin ordu gereksinimlerinin askeri dönüşümü gerçekleştirilmişti. Yeniçeri Ocağı’nın kapanması siyasi bir vakadan öte askeri devrimin dayattığı bir gereklilikti. Bu hadiseye Askeri Tarih açısından bakıldığında o dönemde ortaya çıkan teknolojik gelişmeler ve stratejik tehdit değerlendirmesinin gerektirdiği bir uygulama olduğu görülmektedir. 1815 Viyana Kongresi sonrası Avrupa’nın “Hasta Adam”ı şeklinde nitelendirilen Osmanlı, Ruslara karşı Avrupalı güçlerin bir denge unsuru olarak görülüyordu. Diplomatik anlamda hasta adamın ayakta tutulabilmesi için Aydınlanma Çağı ve Sanayi Devrimi öncesinin etkin gücü olan Yeniçeri Ocağı’nın yeni dönemde askeri anlamda bunun karşılığını verebilme kapasitesi yoktu.

 

On dokuzuncu yüzyılın ikinci çeyreğinde gerçekleşen Türk Ordusunun askeri dönüşümü yüzyılın ortasında yaşanan Kırım Savaşı ile meyvesini vermeye başlamıştır. 1854-1856 arasında İngiltere ve Fransa ile birlikte Rusya’ya karşı askeri alanda devrimin gerektirdiği dönüşümü gerçekleştirmiş ordusu ile savaşmıştı Osmanlı ve bu sayede Ruslara karşı bir zafer elde edebilmişti. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda da bu dönüşümün birikimi kullanılmıştır. İkinci Dünya Savaşı’na kadar olan dönemde ise dünyada genel anlamda uluslararası ilişkilerde savaş bir uyuşmazlık çözme aracı olarak en az tercih edilen yöntem hâline gelmişti. Bu dönemde Türkiye’de ise Cumhuriyet ilan edilmiş ve uluslararası ilişkilerdeki bu genel yönelimin bir yansıması olarak Türk Ordusunda büyük bir dönüşüm yaşanmamıştı. 

 

Türkiye’de ulus devletleşme süreci devam ederken ve Sanayi Devrimi’nin gereklerini yerine getirme çabası nihayete eremeden İkinci Dünya Savaşı ortaya çıkmış ve ordusu bu dönemin gereklerine göre dönüşmemiş Türkiye savaş dışı kaldı. Teknolojide meydana gelen değişimler sonrası Türk Ordusunun ihtiyaç duyduğu dönüşüm ise ülkenin NATO’ya girişini müteakip yaşandı.

 

Soğuk Savaş Yılları

 

İkinci Dünya Savaşı’nda seferberlik ilan ederek hazırda bekletilen Türk Ordusu, o dönemin dönüşümünü gerçekleştirememişti. Dünya Savaşı’nda taraflar motorize ve mekanize birlikleri ile hava unsurlarını yoğun bir şekilde kullanırken; denen o ki, Türkiye’de Piyade Tümenlerinde sadece birkaç motorlu araç bulunuyordu. Rakamsal bir ifade yerine lise tarih kitaplarında yazdığı üzere savaşa dahil olmak için Türkiye’nin Adana’da ve Kahire’de istediği “silah ve teçhizat”ın boyutu devasa bir büyüklükteydi. Aslında talep edilen “silah ve teçhizat” bir ordunun donatılmasına yetecek kadarını ifade etmekteydi. Bu talep ise savaş sonrası Rusları dengelemek isteyen Amerika Birleşik Devletleri’nden gelmiş ve müteakiben NATO’ya girilmesi ile de organizasyonel standartlar transfer edilerek dönüşüm gerçekleşmişti.

 

Johnson Mektubu ve Kıbrıs Barış Harekâtı ile gelen askeri ambargo sonrasında teknolojik gelişmeleri yerli savunma sanayisine yönlendirerek bir sonraki dönüşümü yapma hazırlığı diyebileceğimiz bir döneme girilmişti. Bu dönemin ertesinde toparlanma olmuş ve dönemin en ileri teknolojisine sahip F-16 savaş uçağının Türkiye’de üretimine başlanmıştı. Montaj esaslı bir başlangıç olmasına rağmen, şüphesiz ileri teknolojik üretim standartlarına erişmek açısından bu önemli bir seviye atlama anlamına geliyordu. Zaten zaman içerisinde ortak üretim oranı artmış ve bir savunma sanayi bilgi birikimine başlanmıştı. Bir anlamda Soğuk Savaş dönemi Türk Ordusu için sadece dönüşüm değil, aynı zamanda bir toparlanma dönemi olmuştu.

 

Terörle Gelen Değişimler

 

Soğuk Savaş’ın bitmesi ile dünyada tehdit algılamaları üzerinden askeri dönüşümler sıklıkla yaşandı. Ancak Türk ordusunda bu dönüşüm oldukça kısıtlı kaldı. Bunun en temel nedenlerinden birisi de PKK terör örgütü ve gerçekleştirdiği yoğun terör eylemleri oldu. Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yoğunlaşan terör eylemlerine karşı Türk Silahlı Kuvvetleri, asker sayısını azaltma, profesyonelleşme vb. dönüşümlere girememiş; sadece doksanlı yılların başında Tümen teşkilatından Tugay teşkilatına geçebilmişti. Tümen teşkilatı çok sayıda asker gücüne sahip hantal bir yapıyı sembolize ederken; Tugay teşkilatı daha az sayıda asker ile daha atik ve motorize bir yapı anlamına gelmekteydi. Önemli bir adımdı; ama tek başına bir dönüşüm anlamına gelmiyordu.

 

Soğuk Savaş sonrası dünyaya uyum açısından yapabildikleri de oldu Türk Ordusunun. Bunlardan biri, dünyanın çeşitli bölgelerinde katıldığı barışı koruma operasyonlarıydı.[1] Bir diğeri gerek NATO gerekse de NATO dışı çerçevede Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya, Afrika ve Ortadoğu’daki ülkelere yönelik verdiği desteklerle “Ordu İnşası”nda oluşturduğu büyük kapasiteydi. Özellikle Balkanlar ve Orta Asya’daki birçok devletin ordularına personel, planlama, eğitim, öğretim ve lojistik konularında çok kapsamlı destekler vererek kendi ekolünün yayılmasını sağladı. Bunun da ötesinde, sadece Barış İçin Ortaklık Eğitim Merkezi’nde 1998 yılından günümüze kadar 104 farklı ülkeden yaklaşık yirmi bin askeri ve sivil personele eğitim verildi.[2] Bununla birlikte, PKK terör örgütüne karşı verdiği mücadelesinde edindikleri sayesinde, 11 Eylül sonrası dünyanın terörle mücadelesine destek verdi. Ama tüm bunlar dönemin gerektirdiği askeri alanda devrimi kapsayıcı nitelikte değildi.

 

15 Temmuz ve Sonrası

 

Aslında Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendisi, bu kapsayıcı dönüşüme duyulan ihtiyacı tespit etmiş ve 1990’lı yıllardan itibaren kendi içinde sürekli yeniden yapılanmaya dair çalışmalar yürütmüştür. Haddizatında 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi sonrasında Türk Ordusunun yapısına dair düzenlemeler, doksanlı yılların başından itibaren üzerine çalışılan ve biriktirilen başlıkları içermektedir. Tabiî bu dönüşümün içeriğinin veya etkinliğinin ne olduğunu tespit etmek için çeşitli gözlemler, ölçümler, mülakatlar vb. yöntemlerle derinlemesine araştırma yapmak gerekir. Ama bunun da ötesinde 15 Temmuz sonrası düzenlemeler normatif anlamda incelendiğinde, sivil-asker ilişkilerini düzenleme amacının merkezde olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, akademik yazındaki “Askeri Alanda Devrim” kuramının bize sunduğu teknolojide meydana gelen değişimlerin organizasyonel yapıya dönüştürüldüğü bir dönüşümden bahsetmek olası değildir.

 

Esasen doksanlı yıllarla beraber Türk Silahlı Kuvvetleri bir anlamda ordu inşası alanında bilgi ve birikim ihraç eden bir kurum olmuştu. Dolayısıyla on dokuzuncu yüzyılda Prusya (ve müteakiben doğal olarak Alman); İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan ekolünü benimseyen Türk Ordusu, yeni dönemde yaşama ihtiyacı hissettiği askeri dönüşüm için kendi birikimlerini de kullanabilecek kapasitededir. Bu süre içerisinde eski Yugoslav Cumhuriyetleri, eski Sovyet Cumhuriyetleri, bazı Afrika ülkeleri ile Ortadoğu’daki bazı ülkelere askeri akademik öğretimden, askeri arazi eğitimlerine ve askeri danışmanlıklara kadar birçok destekte bulunan TSK, yüksek seviyede bir ordu inşa etme birikimine sahip. 

 

Türk Ordusunun dönüşüme ihtiyaç duyduğu tespitinin altında insansız hava araçlarının ya da yapay zekânın harekat alanlarında kullanımı gibi teknolojik gelişmeler ve tabiî ki tehdit algılamalarının değişmesi yatıyor. Şüphesiz DAEŞ gibi devlet olma iddiası içindeki terör örgütlerinin ortaya çıkması ya da Suriye gibi farklı aktörlerin çok taraflı çatışmalara dahil olması tehdit algılamalarının değiştiğinin temel göstergelerinden. Belki de sivil-asker ilişkilerinin düzenlenmesine indirgenmemiş ve akılcılık ile bir askeri dönüşümü yapma zamanındayız. Ama tabiî bunu dile getirmenin dahi siyaseten bir taraf olmayı gerektirmediğini kabul edebilirsek!

 

_______

[1] Türkiye’nin katkı verdiği tüm barışı koruma operasyonları için bkz: Türkiye Barışı Koruma Veri Tabanı -TÜBAKOV www.tubakov.org

[2] Bkz: Barış İçin Ortaklık Eğitim Merkezi, https://www.bioem.tsk.tr/global_tr.html

_____
En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR