Bir Ay Geçti, Şirin İçin Adalet Henüz Yerini Bulmadı

Adalet sağlanacak gibi görünmüyor. Ama Şirin ölümüyle bile bize umut vermeyi sürdürüyor. Mirası, mücadeleye devam etme kararlılığımızı güçlendiriyor. Anısı Filistin’deki gazetecileri onun hedefini sürdürmeye ve İsrail işgalinin çirkinliğini ifşa etmeye teşvik ediyor.

Filistinli sevgili muhabirimiz Şirin Ebu Akile’nin (Shireen Abu Akleh) Cenin’de İsrail ordusu tarafından katledilmesinin üzerinden bir ay geçti.

 

Tam bir ay oldu ama Filistin’de çoğumuz hâlâ Şirin’in artık aramızda olmadığını, artık mücadelemize ses veremeyeceğini, programın sonunda kendine özgü bir biçimde “Şirin Ebu Akile, Aljazeeeera, Filistiin” deyişini bir daha hiç duymayacağımızı kabullenmeye çalışıyoruz.

 

Bu ağır kaybı idrak etmeye çalışırken ve öldüğüne dair bildirimi aldığımdan bu yana geçen günleri sayarken kendime sürekli şu soruyu soruyorum: Şirin için adaleti sağlamaya biraz olsun yaklaştık mı?

 

Maalesef. Bir ay oldu ve bu sorunun yanıtı “hayır” diye çınlamaya devam ediyor.

 

Adalet, Hep Olduğu Gibi Uzak

 

Şirin için adaletin sağlanması hep olduğu kadar uzak aslında: İsrail’in onlarca yıldır süren, sistematik ve ölüm saçan şiddetinin mağduru Filistinlilerin her biri için hep uzak olduğu gibi uzak.  

 

Ama bu hiç umut olmadığı anlamına gelmiyor.

 

Umut var.

 

Şirin’in öldürülmesi Filistin sokaklarını daha önce görmediğim bir biçimde hareketlendirdi.

 

Cenazesi Filistin’in yakın tarihinde görülen en uzun süren ve katılımın oldukça yoğun olduğu cenazelerden biriydi. Üç gün sürdü ve cenaze konvoyunun uzunluğu yaklaşık 100 kilometreydi. İşgal ve saldırı altındaki yurdumuzun her köşesinden insanlar saygılarını göstermek ve Şirin için adalet istemek üzere sokağa çıktılar.

 

Şirin’in tabutu önce katledildiği Cenin mülteci kampına götürüldü, buradan da askeri bir törenle uğurlanmak üzere Nablus’taki al-Najah Devlet Üniversitesi’ne doğru yola çıktı.

 

Ramallah’ta, Başkanlık merkezinin bulunduğu Mukataa’da resmi törenin başlamasından çok önce, yaslı halk Şirin’e veda etmek için sokaklara dökülmüştü. Kudüs’te sokaklar Şirin anısına Filistin bayrağı taşıyan binlerce insanla doluydu. İsrail işgal güçleri yas içindeki insanlara şiddet uyguladı. Buna rağmen Kudüslüler sebat ettiler ve Şirin’in en sevdiği şehrin ona layık olduğu saygıyı gösterdiğinin bir ifadesi olarak birbirine kenetlenerek saatlerce direndiler.

 

Şirin, Kudüs’ün, Filistin’in kızıydı. Ömrünü, dünyaya bu toprağın gerçek hikâyesini anlatarak geçirdi. Ölümünde bile bizi birbirimize yaklaştırmayı, özgürlük, onur ve adalet mücadelemize bağlılığımızı artırmayı başardı.

 

Hiçbirimiz Şirin’i katleden İsrail güçlerinin suçunu kabul etmesini ya da kefaretini ödemesini beklemiyoruz. Hiçbirimiz katillerin, sadece tetiği çekenlerin değil suikasta uğramasının koşullarını oluşturanların, ona ve Filistin halkına yaptıklarından sorumlu tutularak hesap vereceklerini ummuyoruz.

 

Yine de Şirin’in katlinin Filistin’de ateşlediği sevgi ve dayanışma, İsrail işgalinin bize uyguladığı tüm vahşete rağmen, Filistinlilerin daha iyi bir gelecek inşa etmek ve özgürlüğü bulmak için birlikte hareket edecekleri konusunda bana umut veriyor.

 

Beklendiği gibi, İsrail önce 11 Mayıs 2022 sabahı Cenin’de olanlar hakkında yalan söyledi. Ardından da “siyasi karışıklıklar”dan söz ederek, hepimizin bildiği görevi başındaki bir gazetecinin soğukkanlılıkla öldürülmesi olayını soruşturmayı dahi reddetti.

 

Birkaç Filistinli gazeteci ve görgü tanığının beyanları, delil teşkil eden birçok video kaydı ve olayı doğrulayan çokça uzman var. Bunların hepsi Şirin’i öldürenin İsrail silahı olduğunda hemfikir. CNN bile bu anlamda yol kattetti ve mevcut delilleri, olası tüm senaryoları, olay yerindeki tüm kurşun izlerini analiz ettikten sonra Şirin’in İsrail güçleri tarafından “hedef alınarak” öldürüldüğü sonucuna vardı.

 

Ama hiçbir kanıt İsrail’in propaganda makinesini durdurmaya yetmedi. İsrail suyu bulandırma ve Filistinlileri kendinden şüpheye düşürme kampanyasını sürdürdü. Ne olduğunu bilmenin mümkün olmadığını, Şirin’in ölümüne bir İsrail kurşunu neden olmuşsa bile bunun bir şekilde Filistinlilerin kabahati olduğunu iddia etmeye devam etti.

 

Ve insanlar bu yalanlara inandılar. Ya da en azından, siyasi olarak öyle yapmaları uygun düşeceğinden onların söylediklerini olduğu gibi tekrarladılar. Amerika’nın sözüm ona en itibarlı gazetesi bile (The New York Times) bir süre önce “Dünya bu ölüm hakkında (Şirin’in ölümü) hâlâ çok az şey biliyor” diye yazdı.

 

Sorumlu Biliniyor

 

Bu elbette yalan. Dünya Şirin’in ölümünden kimin sorumlu olduğunu biliyor. İsrail Şirin’in ölümünden kimin sorumlu olduğunu biliyor. En önemlisi de bizler, Filistinliler, Şirin’in ölümünden kimin sorumlu olduğunu biliyoruz.

 

Şirin İsrail tarafından öldürüldü. İşini yaptığı için öldürüldü. Filistin’in hikâyesini anlatan bir gazeteci olduğu için öldürüldü. Cenin sakinleri ve İsrail’in işgal güçlerinin zulmüne uğrayan tüm Filistinlilerin sesini duyurmak istediği için öldürüldü.

 

Adalet sağlanacak gibi görünmüyor. Ama Şirin ölümüyle bile bize umut vermeyi sürdürüyor. Mirası, mücadeleye devam etme kararlılığımızı güçlendiriyor. Anısı Filistin’deki gazetecileri onun hedefini sürdürmeye ve İsrail işgalinin çirkinliğini ifşa etmeye teşvik ediyor.

 

Şirin’in 11 Mayıs’ta öldürülmesinden bu yana İsrail güçleri sadece işgal altındaki Batı Şeria’da 12 Filistinliyi daha öldürdü. Öldürülenler arasında Ramallah yakınlarındaki el Bireh’de öldürülen 18 yaşındaki Thaer al-Yazouri, Cenin mülteci kampında öldürülen 17 yaşındaki Amjad al-Fayed, Nablus kentinde öldürülen 16 yaşındaki Ghaith Yamin, Beytüllahim’de öldürülen 15 yaşındaki Zaid Ghneim, Ramallah yakınlarındaki el Midta köyünde öldürülen 17 yaşında Odeh Odeh de var.

 

Adlarını yazıyorum. Yazıyorum, çünkü tıpkı Şirin gibi İsrail’in açtığı amansız ateşle hayatlarını kaybeden bu genç Filistinliler de adaleti hak ediyorlar.

 

İsrail suyu bulandırmak için ne mümkünse yapmayı, Filistinlileri Şirin, Thaer, Amjad, Ghaith, Zaid, Odeh ve burada adını saymadığım sayısız Filistinli masumun ölümünün sorumlusunun İsrail olmadığına inandırmayı denemeyi sürdürecek.

 

Görünürde onlar için adalet sağlanacağına dair bir işaret olmayabilir, ama Şirin’in katlinin ardından taşan sevgi ve dayanışmaya tanık olduktan ve Filistinlilerin hayatını alan her bir İsrail kurşunun direnme, hatırlama ve mücadeleyi sürdürme kararlılığını ne kadar güçlendirdiğini gördükten sonra, artık gelecekten daha önce olmadığım kadar umutluyum.

 

Medya kanallarının bazıları Şirin’in suikasta uğramasının üzerinden bir ay geçtikten sonra, bugün Filistin’in “görece sakin” olduğunu iddia ediyor. İsrail’in zalimane işgali altında yaşayan Filistinliler için “görece sakin” diye bir şey yok. Hepimiz Şirin’e ve İsrail’in amansız şiddeti nedeniyle kaybettiklerimize karşı direnme, doğrularımızı söyleme, mücadeleyi sürdürme görevimizle bağlıyız.

 

Bu yazı Al Jazeera sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için buraya tıklayınız.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.