Güney Afrika’daki Öğrencilerin Zihninde Afrika Nereye Düşüyor?

Güney Afrika’daki öğrencilerin zihninde Afrika kimliği, ülkenin sınıfsal tabakalaşması, okulların sosyoekonomik yapısı ve yerel-etnik dinamiklerle doğrudan şekilleniyor. Özellikle varlıklı okullardaki siyah öğrenciler Pan-Afrikanizm’e kimliklerini güçlendiren bir araç olarak yönelirken, düşük sosyoekonomik düzeyli siyah okullarda bu kavrama yönelik ilgi düşük.

güney afrikada öğrenciler

1976 yılında Johannesburg yakınlarında, apartheid döneminde siyah nüfus için kurulmuş en büyük yerleşim alanı olan Soweto’daki öğrenciler, rejimin siyah okullarda eğitim dili olarak, Afrikaner topluluğunun anadili Afrikaans’ı -17. yüzyılda Hollandalı yerleşimcilerin Felemenkçesinden türeyen bir dil- zorunlu kılmasına karşı ayaklandılar. Afrikanerler, bu dili konuşan ve apartheid rejiminin başlıca kurucuları olan beyaz etnik topluluktu.

 

Bu isyan, yalnızca bir eğitim politikası karşıtı protesto değil, aynı zamanda Afrika kimliğini silmeyi hedefleyen sisteme yönelik güçlü bir direnişin de simgesiydi. Apartheid yıllarında siyahların yaşadığı townshipler sadece yoksulluğun mekanları değil, aynı zamanda bağımsızlık mücadelesinin yuvalarıydı. Soweto Ayaklanması bu anlamda, gençliğin eğitimi sömürgeleştiren politikalara karşı Afrika kimliğini savunma kararlılığının sembolü oldu.

 

Demokratik döneme gelindiğinde ise, 2015 yılında üniversite öğrencileri tarafından başlatılan #RhodesMustFall ve #FeesMustFall hareketleri bu çağrıyı güncelledi. Bu iki hareket sırasıyla, sömürgeci figürlerin (örneğin İngiliz asıllı iş insanı, sömürgeci ve siyasetçi John Cecil Rhodes’un heykelinin) kaldırılmasını ve yükseköğrenim harçlarının düşürülmesini talep ediyordu. Ortak hedefleri, hem üniversitelerdeki sömürgeci simgeleri ve ayrımcı yapıları sembolik olarak ortadan kaldırmak hem de ekonomik engelleri azaltarak yükseköğretimi daha erişilebilir, kapsayıcı ve müfredat açısından dekolonize etmek; yani Afrikalı bilgi ve tarih anlatılarını görünür kılmaktı.

 

Kırk yıl arayla ortaya çıkan bu öğrenci hareketleri, aslında tek ve tutarlı bir talebi dile getiriyor: Afrika, eğitimde yalnızca bir ek bilgi değil; merkezi bir çerçeve olmalı.

 

Ancak Güney Afrika’da bugünün lise tarih sınıflarında, Afrika kıtası halklarının politik ve kültürel birliğini savunan, yani sömürgecilik ve ırkçılığa karşı ortak bir dayanışma ideali olarak ortaya çıkan Pan-Afrikanizm düşüncesi hâlâ arada kalmış durumda. Müfredatta milliyetçilik ve sömürgesizleşme gibi temalar altında yer alıyor, ancak öğrencilerin bakış açılarını ne ölçüde şekillendirdiği oldukça değişken. 

 

Araştırmamda bir çelişki dikkat çekiciydi: 2015 sonrası öğrenci söylemlerinde Pan-Afrikanizm yeniden gündeme taşınmış olsa da bu kavramın anlamı çoğu zaman parçalı. Öğrencilerin ırkına/etnisitesine, sınıfsal konumuna ve okulun bulunduğu sosyoekonomik bağlama göre oldukça farklılık gösteriyor.

 

Ücretli ve imkânı geniş devlet okullarında birçok öğretmen, siyah öğrenciler arasında Afrika tarihine olan ilginin arttığını belirtiyor. KwaZulu-Natal eyaletinde öğretmenlik yapan Colleen, öğrencilerin Afrika tarihine dair daha fazla bilgi edinme isteğini vurguluyor. Cape Town’daki eskiden beyazlara ayrılmış bir okulda görev yapan Maria ise özellikle lise son sınıftaki siyah kız öğrencilerinin kendilerini tanımlamak için Pan-Afrikanizm’e yöneldiğini belirtiyor. Elizabeth’in gözlemi de bu yönde: “Pan-Afrikanizm idealine gerçekten ilgi duyanlar siyah ya da Afrika kökenli kız öğrenciler. Bu sesler uzun süre bastırıldı, artık öne çıkmaları gerekiyor.”

 

Ancak aynı okullardaki beyaz öğrenciler Afrika kimliğiyle kolayca bağ kuramıyor. Kate adlı öğretmenin çoğunlukla beyaz öğrencilerin çok azının tarih derslerinde kendilerini “Afrikalı” olarak tanımlamadığını söylüyor.  Oysa çoğu Güney Afrika doğumlu. “Neredeyse kimse ‘Afrikalıyım’ demiyor,” diyor Kate. Bunun yerine Avrupalı kökenleriyle daha güçlü bir özdeşleşme kuruyorlar. Bu durum, sosyoekonomik seviyesi yüksek okullarda siyah öğrencilerin kimliklerini yeniden inşa etmek için Pan-Afrikanizm’e yönelirken, beyaz öğrencilerin ulusal ve kıtasal kimliklerini uzlaştırmakta zorlandığını gösteriyor.

 

İlginçtir ki, Pan-Afrikanizm’in hem ırksal hem de tarihsel olarak en güçlü bağlarla ilişkilendirilebileceği, apartheid döneminde siyasal direnişin ve bağımsızlık mücadelesinin merkezleri olmuş township okullarında bile öğrencilerin ilgisi oldukça düşük. Cape Town’da böyle bir okulda tarih öğreten Aphelele, “Öğrenciler Pan-Afrikanizm’e hiçbir şekilde eğilimli değil” diyor. Aynı bölgede görev yapan Dimakatso ise öğrencilerin Soğuk Savaş ya da ABD’deki siyah hareketler gibi konuları daha çok tercih ettiğini belirtiyor ve “Özellikle Malcolm X gibi siyah Amerikalıları her yıl seçiyorlar. Ben bir öğretmen olarak sömürgesizleşme temasını çok seviyorum ama öğrenciler bunu tercih etmiyor” diye ekliyor.

 

Apartheid döneminde işçi sınıfı okullarında farklı gruplar arasında çok güçlü bir dayanışma duygusu vardı. Ancak bugünün sınıflarında etnik farklılıklar derinleşmiş durumda. Hem township hem de orta sınıf okullarında görev yapmış olan Jan, bir öğrencisinin kendisine “Öğretmenim, Tanrı neden farklı insan ırkları yarattı” diye sorduğunu, ancak bu sorunun “siyah” ve “beyaz” ayrımına değil, Güney Afrika’daki iki büyük siyah etnik grup olan Xhosa ve Zulu arasındaki farklılığa işaret ettiğini anlatıyor. Jan, “Eğer yerel etnik ayrımları ele almazsak, Pan-Afrikanist olmak anlamsız kalır” diyor. 

 

Cape Town’da öğretmenlik yapan Sarah ise durumu şu şekilde özetliyor: “Birçok Güney Afrikalı kendini temelde Afrikalı olarak görmüyor.” Bu gözlem, öğrencilerin kimlik algısının kıtasal aidiyetten çok, yerel-etnik farklara oldukça bağlı olduğunu gösteriyor.

 

Bu kayıtsızlık, apartheid sonrası eğitim sisteminde Avrupamerkezci bakışın hala ne kadar etkili olduğunu gösteriyor. Lindokuhle adlı öğretmen bu durumu şöyle açıklıyor: “Çocuklarımız Avrupamerkezli; Afrikamerkezli değiller. Örneğin, onlara Gana ve Türkiye olarak iki farklı seyahat seçeneği sunsam hepsi Türkiye’yi tercih eder.” 

 

Bu gözlemler, Pan-Afrikanizm’in eğitim ortamlarında nasıl alımlandığına dair çok katmanlı bir tablo sunuyor. Pan-Afrikanizm, özellikle varlıklı okullardaki siyah öğrenciler için kimliklerini güçlendiren bir araçken, başka bağlamlarda ilgisizlikle, hatta düşük sosyoekonomik düzeyli siyah okullarda reddedilerek karşılanıyor. Bu farklılık, gençlerin Afrika kimliğini nasıl kurduğunu şekillendiren daha geniş toplumsal eşitsizliklerin bir yansıması.

 

Sonuç olarak, Güney Afrika’daki öğrencilerin Afrika kimliğiyle kurduğu ilişki, ülkenin belirgin sınıfsal tabakalaşması ile okulların sosyoekonomik yapısı ve yerel-etnik dinamikler tarafından doğrudan şekilleniyor. Bu ilişki, öğrencilerin dünyadaki konumlarını sorguladıkları bir ayna işlevi görüyor; kimi zaman çatlamış, kimi zaman net bir ayna. 

 

Pan-Afrikanizm bazı öğrenciler için özgüven ve direnişin kaynağı olurken, bazıları için uzak ve ilgisiz bir kavram olarak kalıyor. Bu farklılıklar, apartheid sonrası toplumun derin eşitsizliklerini ve Avrupamerkezci bakış açısının izlerini yansıtıyor. Eğitimde Afrikamerkezli bir yaklaşımın kalıcı olabilmesi için yalnızca müfredat değişiklikleri değil, öğrencilerin kimliklerini şekillendirirken karşılaştıkları sosyoekonomik ve kültürel sınırların da ele alınması gerekiyor.

 

Not: Bu yazıda adı geçen öğretmenler, kimliklerini korumak amacıyla takma adlarla belirtilmiştir.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.