Seçim Kanunu Değişiklikleri ve Muhalefet

Önerilen değişiklikte Cumhurbaşkanlığı seçimlerini ilgilendiren bir husus yoktur. Dolayısıyla muhalefet partileri (HDP dâhil) tek bir aday üzerinde anlaşmalı ve seçimi ilk turda kazanmak için çaba göstermelidir. TBMM seçimlerinde ise muhalefet partileri açısından en avantajlı senaryolar, küçük partilerin (DEVA, Gelecek, SP ve DP) tümünün veya büyük bölümünün CHP veya İYİ Parti listelerinden, TİP’in de HDP listesinden seçime girmeleridir.    

Seçim Kanunu Değişiklikleri ve Muhalefet

AKP ve MHP’li milletvekillerince Meclis’e sunulan seçim kanunu değişiklikleri teklifi, son günlerin en hararetle tartışılan konusu. Yorumcuların çoğu, bunun oy desteği azalmakta olan Cumhur İttifakı’nın, milletvekilliği sayısını mümkün olduğunca yüksek tutmak için giriştiği bir seçim mühendisliği çabası olduğunda hemfikir. Gene bu yorumcuların ittifak ettikleri bir nokta, geçmişte de birçok örneği görüldüğü gibi, oy kaybetmekte olan bir iktidar partisinin başvurduğu bu mühendislik çabalarının istenilen sonucu veremeyeceğidir.

 

Bu yazıda önerilen değişikliklerin “sistemsel” etkileri, yani ittifaklar arası ve partiler arası oy ve milletvekili dağılımını nasıl etkileyeceği sorunu üzerinde duracağım. Elbette öneride, seçim ve sandık kurullarına, Cumhurbaşkanının seçim yasakları döneminde devlet imkânlarını kullanabilmesine ilişkin eleştiriye açık hükümler de vardır. Ancak bu yazıda bunlar üzerinde durmayacağım.

 

Önerinin sistemsel etkiyi haiz iki hükmü, ülke seçim barajının yüzden 10’dan yüzde 7’ye indirilmesi ve ittifaklar içindeki milletvekili dağılımının nasıl gerçekleştirileceğidir. Bunlardan ilkinin, günümüz şartları içinde pratik bir önemi yoktur. Barajın yüzde 7’ye indirilmesi, ancak oy desteği bu civarda olan MHP bakımından anlam taşıyabilir. Ancak MHP’nin Cumhur İttifakı içinde seçime girmesi ihtimali çok güçlü olduğundan, bu değişiklik onun yönünden bir anlam taşımayacaktır. Yüzde 7 barajı, temsilde adaleti sağlayacağı gerekçesiyle de savunulamaz. Hiçbir Batı demokrasisinde bu düzeyde bir ülke barajı yoktur. Amaç temsilde adaleti güçlendirmek olsaydı, bu sayının yüzde 5 veya daha aşağısına indirilmesi gerekirdi. Gene de kötü, çok kötüden iyidir denilebilir, tabii.

 

Konumuz açısından önemli olan, milletvekilliklerinin ittifaklar ve partiler arasında nasıl dağıtılacağıdır. Halen yürürlükte olan kurala göre milletvekilliklerinin partilere tahsisi, iki aşamada gerçekleşmektedir. Birinci aşamada milletvekillikleri, yüzde 10 ülke barajını geçen ittifaklar arasında her seçim çevresinde d’Hondt sistemine göre dağıtılmaktadır. İkinci aşamada ise her ittifak içinde milletvekilliklerinin tahsisi, gene d’Hondt usulüne göre gerçekleştirilmektedir. Yapılması önerilen değişiklikle birinci aşama kaldırılacak, partilerin aldıkları oylar gene d’Hondt usulü gereğince 1’e, 2’ye, 3’e… bölünerek büyüklük sırasına göre sıralanacaktır. Burada belirtilmesi gereken bir husus, son günlerdeki tartışmalarda birçok yorumcunun kullandığı “artık oy” deyiminin doğru olmadığıdır. D’Hondt sistemi, artık oy bırakmayan ve başlıca özelliği o olan tek nisbî temsil sistemidir. Ancak unutmamak gerekir ki d’Hondt sisteminin de kendi bünyesi içinde bir nevi barajı vardır: Parti oyları 1, 2, 3’e vs. bölünüp büyüklük sırasına göre sıralandırıldıkları için, mesela yüzde 1-2 oy alan bir partinin milletvekili çıkarabilmesi çok büyük seçim çevreleri hariç neredeyse imkânsızdır. Bu nedenle bazı yazarlar, d’Hondt sistemini en az nisbî olan nisbî temsil sistemi olarak nitelendirmektedir.

 

Önerilen Değişiklik Milletvekili Dağılımını Nasıl Etkiler?

 

Bu durumda, önerilen değişikliğin partiler arası milletvekili dağılımı üzerindeki etkisi ne olabilir? Birinci aşamanın kaldırılması, rakibine oranla daha çok oy alan ittifakın bu avantajının da ortadan kaldırılması anlamına gelir. Halen bütün kamuoyu araştırmaları, Millet İttifakı’nın toplam oy oranının, DEVA ve Gelecek partilerinin eklenmesiyle Cumhur İttifakı oy toplamının birkaç puan önünde olduğunu göstermektedir. Birinci aşamanın kaldırılması, muhalefet ittifakının bu avantajını yok edecektir. Zaten bazı yorumcular, iktidarın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden ümidini kestiğini ve çabalarını muhalefet partilerinin Meclis’te çoğunluk, hiç değilse anayasayı değiştirebilecek 3/5 çoğunluk sağlamaması üzerinde yoğunlaştırdığını ileri sürmektedirler. Prof. Tanju Tosun’un 10 araştırma şirketinin 2022 Şubat verilerinin ortalaması esas alınmak suretiyle, yedi farklı ittifak senaryosuna göre yaptığı hesaplamalar, bu senaryoların hepsinde toplam muhalefet milletvekillikleri sayısının (HDP dâhil) iktidar milletvekillikleri sayısından anlamlı ölçüde fazla olduğunu, fakat bütün senaryolarda muhalefetin toplam milletvekili sayısının anayasayı değiştirmek için gerekli olan 360 sayısının altında kaldığını göstermektedir. Bu, muhalefet partilerinin şimdiden zihnen hazır olmalarını ve planlarını ona göre yapmalarını gerektiren belirsizliklerle dolu bir senaryodur.

 

İkinci aşamaya, yani ittifak içindeki partilere milletvekillerinin tahsisine gelince, küçük partilerin durumu bakımından halen yürürlükte olan sistemle önerilen sistem arasında fark yoktur. Her ikisinde de milletvekilliklerinin dağılımı d’Hondt sistemine göre yapılacak ve çok az oy alan partiler milletvekili çıkaramayacaklardır. Bu durumda, küçük partiler açısından, önerilen sistemin yürürlükteki sisteme oranla daha adaletsiz olduğu söylenemez. Zaten 2018 seçimlerinde de küçük partiler ancak büyük partilerin listelerinden Meclis’e girebilmişlerdir: SP, CHP listesinden; DP, İYİ Parti listesinden; TİP, HDP listesinden.

 

Bu veriler ışığında muhalefet partilerinin optimum stratejisi ne olabilir? Bir defa, önerilen değişiklikte Cumhurbaşkanlığı seçimlerini ilgilendiren bir husus yoktur. Dolayısıyla muhalefet partileri (HDP dâhil) tek bir aday üzerinde anlaşmalı ve seçimi ilk turda kazanmak için çaba göstermelidir. TBMM seçimlerinde ise Prof. Tosun’un yukarıda değinilen araştırmasında gösterdiği gibi, muhalefet partileri açısından en avantajlı senaryolar, küçük partilerin (DEVA, Gelecek, SP ve DP) tümünün veya büyük bölümünün CHP veya İYİ Parti listelerinden, TİP’in de HDP listesinden seçime girmeleridir. Bazı yorumcular, bu durumun söz konusu partilerin seçmen tabanlarında tereddütlere yol açabileceğini ileri sürmektelerse de bu engel, muhalif parti liderlerinin kararlı ve uzlaşmacı tutumlarıyla aşılabilir. Unutmamak gerekir ki önümüzdeki seçimler Türkiye demokrasisi açısından bir hayat-memat mücadelesi olacaktır. Muhalefet bu şansını ucuz milletvekilliği pazarlıkları nedeniyle heba etmemelidir.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.