Seçime Beş Kala: Almanya’ya Sosyal Demokrat Şansölye

Almanya’da ipi kim göğüsleyecek? Anketler Almanya Sosyal Demokrat Parti’sine ve onun başbakan adayı Olaf Scholz’a işaret ediyor. Scholz kimdir ve başarı şansı nedir? Partisinin ve kendisinin ekonomik, toplumsal ve dış politika hedefleri nelerdir? Sosyal Demokratların başını çektiği bir iktidar Türk–Alman ilişkilerini nasıl etkiler?

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

26 Eylül günü 60 milyon seçmen sandık başına giderek hükümetin hangi partilerden oluşacağını ve başbakanın kim olacağını belirleyecek. 16 yıldır aralıksız olarak Almanya’yı yöneten Şansölye Merkel tekrar aday olmadı, seçim sonrası aktif siyaseti bırakacak. Seçim kampanyaları yoğun bir şekilde devam ederken şansölye adayları – Almanya’da adeta bir siyasi gelenek haline gelmiş olan – seçim öncesi tartışma programına katılarak adeta ‘görücüye’ çıktılar ve son kez milyonlarca seyirci önünde ‘kozlarını paylaştılar’.[i]

 

Seçime Beş Kala: Olaf Scholz ve SPD Önde

 

Hristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) yöneticilerinin büyük ümit bağladıkları üçlü tartışma programı 12 Eylül Pazar akşamı gerçekleşti. Şansölye adayları Olaf Scholz (SPD), Armin Laschet (CDU) ve Annalena Baerbock (Yeşiller) iklim koruması, emeklilik, vergiler ve dijitalleşme konularını tartıştılar, çözüm önerilerini sergilediler.

 

Hristiyan Birlik Partileri lider kadrosu Laschet’in bu tartışma programıyla Scholz lehine olan siyasi rüzgârı tersine çevireceği beklentisi içindeydiler. Tartışmanın hemen sonrasında adı başbakan adayları arasında anılmış olan Bavyera Eyaleti Başbakanı Markus Söder (CSU) twitter hesabından partisinin başbakan adayını üçlü tartışmanın (TV-Triell) galibi ilan ediyordu. Ona göre Laschet ‘ikna edici bir performans sergileyerek tartışmada galip gelmişti’. Böylece olumsuz gidişatı tersine çevirmiş, son hamle için ‘büyük bir fırsat’ yakalamıştı. Laschet’e bir destek de CDU parti başkanlığındaki rakibi Friedrich Merz’den geldi.

 

Ancak bu ‘iyimser havanın’ seçmenler nezdinde karşılığı olduğu söylenemez. Televizyon panelini gerçekleştiren Alman Birinci Televizyon Kanalı’nın (ARD) tartışma öncesi gerçekleştirdiği ankete katılanların yüzde 43’ü başbakanı dolaysız seçebilmeleri durumunda Olaf Scholz’u, yüzde 19’u Armin Laschet’i, yüzde 13’ü ise Annalena Baerbock’u tercih edeceklerini açıkladır. Programdan sonraki ankette de sıralama değişmedi: yüzde 43 Scholz, yüzde 24 Laschet ve yüzde 13 de Baerbock’dan yana tercih kullandı. Bu anketten hareketle ve izleyen günlerdeki gelişmeler ışığında Laschet’in hâkim siyasi havayı lehine çevirdiği söylenemez.

 

Söz konusu ankette Olaf Scholz üç önemli konuda rakiplerinin önüne geçmeyi başardı. Örneğin deneklerin yüzde 39’u Scholz’u ‘en inandırıcı aday’ olarak görürken, Baerbock ile Laschet’i inandırıcı bulanların oranı yüzde 36 ve 26’da kalıyordu. Yeterlilik ve ehliyet konusunda Scholz diyenlerin oranı yüzde 49, Laschet diyenler yüzde 26 iken, Baerbock diyenlerin oranı yüzde 18’de kaldı. Anketörlerin yüzde 41’i Scholz’un, yüzde 27’si Laschet’in ve yüzde 25’i de Baerbock’un tartışmanın galibi olduğu görüşünde. Baerbock ise sadece sempati konusunda yüzde 39 ile rakiplerinin önüne geçmeyi başarabildi. Kendisini yüzde 34 ile Scholz takip ederken, sonuncu yüzde 18 ile Laschet oldu. Buradan hareketle üçlü tartışmanın açık ara galibinin Scholz olduğunu söyleyebiliriz.[ii]

 

Scholz seçimlere az bir süre kala hem şahsı hem de partisi adına oluşan olumlu havayı daha da pekiştirmeyi bildi. Belirgin bir şekilde rüzgârı ardında hissediyor ve ipi önde göğüslemek için bundan sonra da hata yapmamaya özen gösterecek.

 

SPD’nin başbakan adayı haftalardır anketlerde açık ara önde. Son iki ay içinde de SPD, CDU/CSU partilerini yüzde beş ila altı puan geride bırakmış durumda. Ancak bundan daha birkaç ay önce durum bir hayli farklı idi: Aday olduğu andan itibaren seçmenlerin azımsanmayacak bir kesiminin başbakan tercihi olsa da Scholz’a partisinin oy oranının düşük olmasından dolayı kimse pek fazla şans vermiyordu. Örneğin başbakanlık için Olaf Scholz’u ‘en uygun aday’ olarak görenlerin oranı 2021 Mayıs ayında yüzde 42’den Haziran’da yüzde 48’e yükselmişti. Ancak buna rağmen SPD’nin oyları pandemi sürecinde yüzde 20’nin altında seyretmiş, hatta 2021 Mayıs’ında yüzde 14’e gerilemişti.

 

Öyle ki 23 Haziran 2021 tarihli makalemizde bir hayli temkinli bir değerlendirmede bulunmuştuk:

 

Scholz’un başbakan olabilmesi için SPD’nin seçimi en azından ikinci parti olarak tamamlaması ve SPD’nin diğer iki sol parti Yeşiller ve Sol (Die Linke) ile birlikte mecliste çoğunluğu ele geçirmesi gerekiyor. Bu ise Haziran 2021 itibari ile imkânsız olmasa da bir hayli zor.[iii]

 

Bugün zor olanın gerçekleşmekte olduğunu görmekteyiz. Temmuz sonu itibarı ile SPD’nin oyları hızlı bir yükseliş trendine girerek Eylül ortası itibari ile yüzde 26’lara ulaştı. Böylece SPD yıllar sonra ilk kez bir aydan fazla bir süredir anketlerde birinci parti. İkinci sıradaki rakibi CDU/CSU partileri ise düşüş trendinde, oyları Haziran’da yüzde 28 iken Eylül ortasında yüzde 19’a kadar geriledi. Aradaki farkın yüzde 6’larda olmasının yanısıra CDU/CSU adayı Armin Laschet’e olan güven zayıf ve popülaritesi bir hayli düşük.

 

Rüzgârın SPD ve Scholz lehine dönmesinin kuşkusuz birçok nedeni var. 16 yıllık iktidarın getirmiş olduğu bıkkınlık ve değişim arzusu bunlardan biri. Başbakanlık koltuğunda 2005 yılından beri CDU’lu Merkel oturuyor ve kurulan bütün koalisyon hükümetlerinin büyük ortağı CDU/CSU partileri idi. Scholz mevcut hükümetin maliye bakanı ve başbakan yardımcısı olması hasebiyle istikrarı ve sürekliliği temsil ediyor. Sosyal demokrat olması, sosyal adalet ve Almanya’yı geleceğe hazırlama vurgusu ile de değişiklik arzusuna karşılık veriyor. Yeşillerin başbakan adayının deneyimsiz, Laschet’in Merkel sonrası döneme yeterince hazırlanmamış ve başbakan adaylığının sancılı bir süreç sonrası gerçekleşmiş olmasını ise Scholz kendisi için bir avantaja çevirmeyi bildi.

 

SPD ustaca bir taktikle seçim kampanyasını başbakan adayı Scholz üzerine kurdu ve böylece CDU/CSU partilerinin güçlü olduğu iç güvenlik, dış politikada istikrar ve ekonomi gibi konuların gündemin merkezine taşınmasının önüne geçti. Scholz ise hata ve gaf yapmayarak, serinkanlı bir duruşla yetkin ve deneyimli politikacı imajı oluşturarak partisinin seçim stratejisinin başarısına büyük katkı sağladı.

 

Peki seçim yarışını partisi lehine çeviren Olaf Scholz kim?

 

Gençlik Liderliğinden Başbakan Yardımcılığına

 

1958 yılında Osnabrück’de tekstil sanayii çalışanı bir anne-babanın çocuğu olarak dünyaya gelen Olaf Scholz, çocukluk ve gençlik yıllarını Hamburg’da geçirir. Erken yaşta politikaya ilgi duymasında anne babasının sıkı birer sosyal demokrat ve Helmut Schmidt ile Willy Brandt[iv] hayranı olmalarının da payı vardır kuşkusuz. 17 yaşında SPD’ye üye olmasını ise adalet duygusunun güçlü olmasına bağlar. Genç Olaf için toplumsal adalet mefhumunu güçlü kılmak için tek bir siyasi seçenek vardı o yıllarda: SPD’ye üye olmak.

 

Hamburg Üniversitesi’nde hukuk eğitimi alan Olaf Scholz, 1982–1988 yılları arasında SPD’nin gençlik örgütü Juso’ların (Jungsozialisten, genç sosyalistler), 1987–1989 yılları arasında ise International Union of Socialists Youth (Uluslararası Sosyalist Gençlik Birliği) örgütünün ikinci başkanlığını üstlenir. 1980’li yılların sonlarından itibaren iş hukuku alanında avukatlık yapan Scholz, bu süre zarfında işten çıkarmalara karşı koruma davalarında yüzlerce çalışanı temsil eder. İki Almanya’nın birleşmesi sürecinde ise Treuhand-Anstalt[v] ile müzakerelerde birçok işyeri konseyine danışmanlık hizmeti sunar.

 

1980’lerin ortalarından itibaren beraber yaşadığı Britta Ernst ile 1998’den beri evli olan Olaf Scholz sporu, koşmayı, kürek çekmeyi ve kır yürüyüşlerini seviyor.

 

1998’de ilk kez Hamburg-Altona ilçesinden milletvekili seçilen Scholz; 2001 yılında Hamburg eyaleti İçişleri Bakanlığı, 2005 yılında ise SPD federal meclis grubunun parlamenter genel müdürlüğü görevini üstlenir. 2007 – 2009 yılları arasında federal Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı’dır.

 

2011 – 2017 yılları arasında Hamburg eyaleti başbakanlığı görevinde bulunan Olaf Scholz partisi ile iki kez üst üste seçim kazanır. İlkinde tek başına, ikincisinde Yeşiller’le koalisyon hükümeti kurar. Bu görevi sırasında ücretsiz kreş ve tüm gün okul gibi uygulamalara imza atar ve sosyal konut yapımını yeniden hızlandırır. Halihazırda 2018 yılında kurulan büyük koalisyonun Maliye Bakanı ve Başbakan Yardımcısıdır.

 

Scholz, kendisi için Almanya’nın geleceğine, yani daha iyi bir altyapıya, hızlı geniş bant iletişime, ücretsiz kreşlere ve sosyal konutlara yatırım yapmanın çok önemli olduğunu ifade ediyor. Aynı zamanda kriz zamanlarına hazırlıklı olmanın önemine vurgu yapıyor ve bunun için sağlam mali kaynaklara sahip olmanın önemini dillendiriyor. Partisinin internet sayfasında neden başbakan olmak istediğini şöyle açıklıyor:

 

Karşılıklı saygı üzerine kurulu bir toplumdan yanayım. İklim değişikliğiyle etkin bir mücadelenin teknolojik ve ekonomik temellerini atacak bir programı savunuyorum. Böylece ekonomimizi modernize edip gelecekte de teknolojik gelişmelerin ön safında yer alabiliriz. Dayanışmacı ve bağımsız bir Avrupa için mücadele ediyorum.[vi]

 

Sosyal Adalet Vurgusu

 

Gerek SPD’nin seçim programında, broşürlerinde, sloganlarında gerekse Olaf Scholz ve diğer parti yöneticilerinin söylemlerinde öne çıkan bir konu var: sosyal adalet. Bu bağlamda partinin ve başbakan adayının somut vaatlerinin başında Almanya genelinde asgari ücretin saat başı 12 Euro’ya çıkarılması geliyor. Diğer vaatler ise emeklilik yaşının 67’den daha yukarıya çekilmeyeceği, asgari emeklilik maaşının yükseltileceği ve ülke genelinde yılda 400.000 yeni sosyal konutun yapımının teşvik edileceği.

 

Ancak sosyal adalet vurgusu geniş kesimlerce olumlu karşılansa da iş çevrelerinde eleştiriliyor. Örneğin Alman Bankası genel müdürü Christian Sewing eleştirisini, seçim kampanyalarında yeniden bölüşüm meselesinin çok fazla ön planda olmasından yakınarak ortaya koyuyordu. Sewing’e göre yeniden bölüşüm yerine refahın nasıl yükseltileceği meselesi seçim gündeminin merkezinde olmalıydı. Üstü örtülü bir tepki de Almanya Meclis Başkanı Schäuble’den geliyordu. Enflasyon tehlikesine dikkat çeken deneyimli politikacı, monetarist yöntemlerle, yani para basıp piyasaya sürmek suretiyle yatırımları canlı tutmanın sürdürülebilir bir yöntem olmadığını dillendiriyordu.[vii] Yeniden bölüşümle emekçi ve dar gelirli kesimlere kaynak transferi Schäuble’nin savunduğu sıkı bütçe politikasıyla çelişiyor.

 

 

Bir başka önemli eleştiri ise, iklim krizi ve iklim korumasının şansölye adaylarınca dürüstçe tartışılmadığı, yani bunun maliyetinin ne olabileceği konusunda halkın aydınlatılmadığı yönünde. Yenilenebilir enerji kaynaklarının kararlı bir biçimde teşviki, bu alandaki gelişmeyi yavaşlatan bürokrasinin azaltılması ve Almanya’nın 2045 yılında ‘iklim nötr’ duruma getirilmesi, SPD’nin temel vaatleri arasında. Ancak iklimin korunması için gerçekleştirilecek yatırımların kaynağının nereden geleceği, bu konuda vergi artırımına gidilip gidilmeyeceği sorusunu Scholz net bir biçimde yanıtlamış değil.

 

Yeniden bölüşümün boyutunun ne olacağı, iklimi korumaya yönelik uygulamaların mali yükünü hangi kesimlerin çekeceği biraz da kurulacak koalisyona bağlı.

 

Partilerin Durumu ve Olası Koalisyon Varyasyonları

 

Insa araştırma enstitüsünün 10–13 Eylül 2021 tarihlerinde gerçekleştirdiği ve 14 Eylül’de yayınladıkları anket sonuçlarına göre yüzde 26 oyla SPD birinci parti. İkinci sırada onu yüzde 20,5 oyla CDU/CSU partileri, üçüncü sırada yüzde 15 oyla Yeşiller, dördüncü sırada yüzde 12,5 ile liberal Hür Demokrat Parti (FDP), beşinci sırada ise yüzde 11,5 oy oranı ile radikal sağ parti AfD izliyor. Siyasi yelpazenin en solundaki Sol parti (Linke) yüzde 6,5 oranında bir desteğe sahip.[viii] Bu oy oranlarına göre parlamentodaki sandalye dağılımı büyük olasılıkla – meclisin 598 sandalyeden oluşması durumunda – şu şekilde biçimlenecektir: SPD 169 milletvekili, CDU/CSU 133, Yeşiller 98, FDP 81, AfD 75 ve Sol parti 42.

 

Bu oy tablosuna göre – matematiksel olarak, yani meclisteki sandalye oranına göre – ortaya dördü SPD’nin, ikisi CDU/CSU’nun öncülüğünde olmak üzere altı farklı koalisyon olasılığı çıkıyor:

 

1- Kenya Koalisyonu: SPD, CDU/CSU ve Yeşiller’den oluşacak olan bu hükümet meclisteki sandalye oranı itibari ile – yüzde 66,9 – en geniş tabanlı hükümet olma özelliğine sahip olacak.

2-Almanya Koalisyonu: SPD, CDU/CSU ve FDP’den oluşacak koalisyon hükümeti yüzde 64 oranlık yüksek bir meclis desteğinin yanında en güçlü sürekliliğe sahip olacak koalisyon olasılığıdır.

3-Trafik Işığı Koalisyonu: SPD, FDP ve Yeşiller’den oluşacak bir koalisyonun hükümetinin olası meclis tabanı yüzde 58 civarında olacaktır.

4-Kırmızı-Yeşil-Kırmızı Koalisyon: SPD, Yeşiller ve Sol Parti’den oluşacak koalisyon hükümeti muhtemelen sadece yüzde 51,6 oranında bir meclis desteğine sahip olacaktır. Bu koalisyon varyasyonu istikrarlı bir yapıda olmayacaktır.

5-Jamaika Koalisyonu: CDU/CSU, Yeşiller ve FDP’nin oluşacak olan bu – muhafazakâr-liberal-sol – hükümet mecliste ancak yüzde 52,2 oranında zayıf bir desteğe sahip olabilecektir.

6-Büyük Koalisyon: Mevcut koalisyonun (CDU/CSU ve SPD) bu sefer sosyal demokratların öncülüğünde devamı ise meclis desteği bakımından en zayıf (yüzde 50,5) koalisyon ortaklığı olasılığıdır.

 

Bu koalisyon varyasyonlarından hangisinin gerçekleşeceğini kesin bir biçimde söylemek oldukça zor. Seçim sonrası koalisyon olanakları muhtemelen azalacaktır. Ancak en çok merak edilen sorulardan biri SPD’nin seçimleri kazanması durumunda Sol parti ile hükümet ortaklığına gidip gitmeyeceğidir, yani Kırmızı-Yeşil-Kırmızı bir koalisyon hükümetinin gerçekleşme olasılığı. CDU/CSU ve FDP ‘cephesi’ Scholz’un kazanması durumunda Sol partinin hükümet ortağı olacağı; bunun ise Alman sosyal piyasa ekonomisini yıpratacağı, devlet müdahaleciliğini teşvik edeceği, dış politikada ise Almanya’nın müttefiklerle ilişkilerine, Avrupa Birliği politikasına zarar vereceği ve NATO’nun sorgulanmasına yol açacağı ileri sürülüyor. Bu tür bir söylemin başlıca amacı muhafazakâr-liberal seçmen kitlesini harekete geçirmek.

 

Sol Parti’nin Avrupa Birliği’ne birçok konuda eleştirel yaklaştığı, NATO’nun miadını doldurduğunu ve yeni bir güvenlik örgütüyle ikame edilmesini savunduğu bir gerçek. Parti ayrıca Rusya’ya yaklaşım konusunda da diğer partilerden ayrışıyor; Rusya’nın Ukrayna ve Kırım politikalarına daha anlayışla yaklaşıyor ve Putin’in Batı medyasında haksız yere canavarlaştırıldığını düşünüyor.

 

Scholz ne seçim arenasında ne üçlü tartışmada ne de başka ortamlarda Sol parti ile hükümet ortaklığını kategorik olarak reddetmedi. Ancak çok net bir biçimde NATO’nun öneminin tartışmasız olduğunu, Amerika Birleşik Devletleri ile ikili ilişkilerin ve güvenlik konularında iş birliğinin önemini vurguladı. Scholz’un siyasi geçmişini ve pragmatik yaklaşımın düşünürsek Sol parti ile koalisyon seçeneğine sıcak bakmamasına rağmen – son kertede – karşı çıkmayacağını söyleyebiliriz.

 

Bununla birlikte Scholz’un – Yeşillerle ikili bir koalisyon için yeterince oy alınamadığı takdirde – en fazla tercih edeceği hükümet varyasyonu trafik ışığı koalisyonu olduğunu ileri sürebiliriz. Çünkü böylesi bir koalisyonda hem Yeşiller partisini – örneğin ekonomik konularda – liberallerle dengeleme imkanına, hem de liberaller üzerinden iş dünyasına sıcak mesajlar verme şansına sahip olacaktır.

 

SPD liderliğindeki bir koalisyon hükümetinden içeride daha sosyal adalet vurgulu bir siyaset bekleyebiliriz. Dış politikada ise çok taraflılık, Atlantikçilik, Avrupa entegrasyonunu tahkim edici ve benzeri mevcut yaklaşımların devam ettirileceği söylenebilir. 2021 seçim programının dış politikayı da ilgilendiren “Dünya’da Bağımsız Avrupa” bölümünün alt başlıkları şu şekilde: Birlik içi dayanışmanın güçlendirilmesi, sosyal ve ekolojik üretim, demokrasinin yaygınlaştırılması ve derinleştirilmesi, İstanbul Sözleşmesi’nin Avrupa Konseyi tarafından yasal norm olarak onaylanması, iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesi ve barışın teminat altına alınması.

 

Scholz ve Türkiye

 

SPD’nin Türkiye’ye bakışı konusunda seçim programındaki bir bölüm açıklayıcıdır:

 

“Türk hükümetinin iç ve dış siyasetini kaygıyla izliyoruz. Türkiye hukukun üstünlüğüne, demokrasiye ve uluslararası hukuka uymak zorundadır. Bu soruları eleştirel bir şekilde tartışan bir AB-Türkiye diyaloğunun acilen yoğunlaştırılması gerekmektedir.”

 

Olaf Scholz ise bir mülakatta Türkiye’deki iç politik durum hakkında ne düşünüyorsunuz sorusuna, ‘Türkiye gitgide otokratikleşiyor, muhalefetin eleştiri hakkı kısıtlanıyor’ şeklinde cevap veriyordu. Türkiye’ye silah satışının durdurulmasını düşünür müsünüz sorusunu ise, Türkiye’nin bir NATO ülkesi olduğunu, dolayısıyla güvenlik iş birliğinin devam ettirileceği şeklinde cevaplayacaktı.[ix]

 

Yazımızı Türkiye-Almanya ilişkilerinin geleceği ile ilgili bir tahminle tamamlayacak olursak; Scholz başkanlığındaki bir hükümetten 1999 sonrası Avrupa Birliği sürecinde alınan desteğe benzer bir iş birliği beklenemez. Çünkü şu anki SPD 1999’ların SPD’sinden, Scholz ise son sosyal demokrat şansölye Gerhard Schröder’den, günümüz uluslararası koşulları ve AB’nin içinde bulunduğu durum ise 1999 sonrasından farklı. Ancak Scholz’un Türklerin yoğun olduğu bir kentte (Hamburg) ve semtte (Altona) yaşamış, Türklerle yakın iletişim içinde bulunmuş ve dışlayıcı bir tavır göstermemiş olmasının bir avantaj olduğu da yadsınamaz.

__

[i] Almanya’da yıllardır gelenek olduğu üzere her seçim öncesi, seçimlere iki hafta kala başbakan ve ikinci partinin başbakan adayı bir tartışma programında bir araya getirilir, adaylara sorular yöneltilir, hedeflerini ve programlarını halka anlatmalarına imkân sunulur. Şansölye düellosu (Kanzler-Duell) olarak anılan bu program, bu seçim sürecinde şimdiye kadar olduğunun aksine üç başbakan adayının olmasından dolayı üçlü tartışma anlamında TV-Triell olarak tanımlandı ve bir yerine iki kez gerçekleştirildi. Birincisi 29 Ağustos’ta özel televizyon kanalı RTL’de, bizim üzerinde duracağımız program ise 12 Eylül’de Alman devlet televizyon kanalı ARD’de gerçekleştirildi. İlki 5,05 milyon seyirci tarafından izlenirken, ikincisinde izleyici sayısı 11 milyona ulaştı (bkz. Bernd Weidenbach, »Fernsehzuschauer bei den TV-Triellen zur Bundestagswahl 2021«, içinde Statista, 13.09.2021).

[ii] Forschungsgruppe Wahlen e.V., »TV-Triell 2021«, 12.09.2021, https://www.forschungsgruppe.de/Wahlen/Grafiken_zu_aktuellen_Wahlen/Wahlen_2021/TV-Triell_2021/ (15.09.2021).

[iii] Yaşar Aydın, »Yeni Bir Başlangıç: Yaklaşan Almanya Seçimleri«, Perspektif, 23.06.2021.

[iv] 1957–1966 yılları arasında Berlin Belediye Başkanlığı, 1966–1969 yıllarında Almanya Dışişleri Bakanlığı ve 1969–1974 yılları arasında da Almanya Başbakanlığı görevinde bulunmuş olan Willy Brandt (1913–1992), sadece Almanya’nın değil, Avrupa ve Dünya siyasetinin de yönünü etkileyen kararların altına imza atmış, bir politikacıydı. 1960’lı yıllarda birçok Almanı etkilemiş, sosyal demokrasiye ilgilerini uyandırmış ve SPD’ye üye olmalarına vesile olmuştur; onun SPD Genel Başkanlığı döneminde partinin üye sayısı hızla artmıştır. Helmut Schmidt (1918–2015) ise Hamburg Eyaletinde Senatörlük (1961–1965), 1969 – 1972 yılları arasında ise Almanya Savunma Bakanlığı, 1972–1974 yılları arasında Maliye ve Ekonomi bakanlığı görevlerinde bulunmuş, 1974’ten 1982 yılına kadar ise Almanya’nın başkanlığını yapmış, sevilen bir politikacıydı (SPD). Bkz. Yaşar Aydın, »Willy Brandt ve Almanya’nın Doğu Açılımı«, Perspektif, 07.12.2020 ve Kristina Spohr, The Global Chancellor: Helmut Schmidt and the Reshaping of the International Order, Oxford, 2016.

[v] ›Treuhandanstalt‹, Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin (Doğu Almanya) son döneminde devlete ait işletmeleri sosyal piyasa ekonomisi ilkelerine göre özelleştirmek ve »verimliliği sağlamakla« görevlendirilmiş, kamu hukukuna tabi bir kurumdu. Özelleştirme bağlamında, fonların zimmete geçirilmesi gibi suç vakaları yaşanmıştır. 1995’te Treuhandanstalt’ın adı ›Bundesanstalt für vereinigungsbedingte Sonderaufgaben‹ (BvS) olarak değiştirildi.

[vi] Bu alıntı ve Olaf Scholz’un biyografik bilgileri SPD’nin resmi sitesinden alınmıştır, bkz. »Über mich« (Türkçesi: Kendimle ilgili), SPD internet sitesi, https://olaf-scholz.spd.de/ueber-mich/ (13.09.2021).

[vii] Gabor Steingart, »Das Mornin Briefing«, 13.09.2021, https://news.gaborsteingart.com/online.php?u=Qw1Dv0p20028 (14.09.2021).

[viii] Bkz. Insa, »Neueste Wahlumfrage zur Bundestagswahl von INSA«, 14.09.2021.

[ix] Nalan Sipar, » Almanya’nın yeni başbakanı Scholz mu olacak?« Olaf Scholz ile söyleşi, Youtube, 07.06.2021, https://www.youtube.com/watch?v=O1E53723RPo (14.09.2021).

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.