O Yıl, Ahmet Altan’ın Osmanlı dörtlemesini noktalayan metin olarak, edebiyatın tarih ve hafızayla kurduğu ilişkinin hem gücünü hem de sınırlarını açıkça ortaya koyuyor. Roman, 1915’in trajedisini güçlü bir edebî dille okura aktarırken, hangi yüzlerin kadraja alınıp hangilerinin görünmez bırakıldığı sorusunu da sessizce soruyor.

Sinan, adeta imkân sahasının bütün sınırlarını zorlar ve tüketirken, gelenek de bir bütün olarak eserinde ebedî bir hâtem olur ve gelecek çağlara el sallar. Bugün de bazıları Sinan’a benzetilebiliyor, hem de sanatın zerresini barındırmayan pespaye örnekler önümüze serilerek yapılıyor bu. Kendilerini Sinan’ın varisi sayanlar, sanat ve mimari adına hiçbir şey üretmedikleri gibi ürettikleri tek şey olan beton ve rantla Sinan’la yarıştıklarını zannediyorlar. Unutmayalım hakiki sanat utangaçtır ve kibirden zerre barındırmaz.

Hâlâ çocuk kitaplarının önemli bir kısmı didaktik bir tonda yazılıyor. Çocuklara öğüt vermeyi, nasihat etmeyi merkezine alan, yukarıdan aşağıya kurgulanan, “hiyerarşik” kitaplar baskın durumda. Oysa çocuklara öğüt vermektense, onlarla gülmeyi başaran kitaplara ihtiyacımız var. Çünkü gülmek, çocuğun kalbine giden en kısa yol olduğu kadar, yetişkinlerin ruhunu da iyileştiren en etkili ilaç aslında.

Şair ve yazar Metin Önal Mengüşoğlu, Necmettin Erbakan Üniversitesi’nden Prof. Dr. Abdullah Harmancı ve Aktaş’ın birçok kitabının editörlüğünü yapmış olan yazar Asım Öz, 40 yıl boyunca edebiyat ve fikriyat alanında emek vermiş yazar, mimar, hikâyeci, aktivist, romancı ve eleştirmen Cihan Aktaş’ı anlatıyor.

Cumhuriyet ve devrimlerle gelen anlayış, lisanın sadeleşmesi meselesini, sorunların pratik bir şekilde çözülmesinden ziyade ideolojik yönüyle ele aldı. Kurucu kadronun anlayışına göre eğer yönümüzü tamamen Batı’ya çeviriyorsak o zaman alfabemiz ve dilimiz de geçmişi, İslam medeniyetini hatırlatan bir görünüme, sese, çağrışıma sahip olmamalıydı.

Haziran ayında kimleri kaybetmemişiz ki… Şöyle küçük bir tarama yaptığımızda karşımıza onlarca ismin çıktığını görürüz. Farklı tarih aralıklarında neredeyse haziran ayının her günü ölen bir veya birkaç şair, yazar, sanatçımız var.

Kemal Tahir eleştirilerinin temel mantığı AK Parti’nin son 10 senelik sürecine gömülmüş vaziyette. Böylesi bir mantaliteye kilitlenmiş eleştiriyi gerçeklikle eşleştirmenin ise mümkünatı yok. Bir de liberal solcular dışındaki solcularda daha fazla potansiyel var. Onların eleştirileri çok daha sahici ve samimi olur gibi geliyor.

Mustafa Çalık, taşradan gelip ülkenin başkentinde keskin bilinciyle -asla- taviz vermediği izzetinefsine düşkünlüğüyle, kendini var kılan fikir istikametini Türk kültürünün imkânları ölçüsünde inşa eden bir şahsiyetti.

Oğuz Atay’ın yaşadığı dönemde görmezden gelinmesinin nedeni “farklı” olmasıydı. Ölümünden sonraki yıllarda popüler olmasının nedeni de yine “farklı” olmasıdır. Özellikle 2000’li yıllarda yeni kuşak genellikle farklı olmak, farklı görünmek çabası içine girmiştir. Bu yıllarda farklı olmanın en önemli göstergelerinden biri Oğuz Atay, özellikle de Tutunamayanlar okumaktır.

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.