Akira Kurosawa’nın 1950 yapımı filmi Raşomon’un koşullara ve değer yargılarına bağlı, farklı bakış açılarından etkilenen ve değişebilen gerçeklik algısı, Batılı sanatseverler tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Filmin ödüllere ve övgülere boğulmasının ve hâlâ zamana direnen üstün bir sanat eseri örneği olarak görülmesinin arkasında “zamanın ruhunu” yakalayan bu konjonktürün etkili olduğu kanaatindeyim. Akira Kurosawa, 1950 yılında […]

İlmihal aydınlığı, aidiyeti, teslimiyeti öne çıkarır; düşünmeyi, eleştirmeyi değil. İlmihal aydını koşulsuz abonedir. Esasa dair sorgulamayı, hatta şüpheyi içermez. Araştırmacı değil, çokbilmiştir. Her şeyi biliyorsanız araştırma zahmetine girmenin bir anlamı da yoktur zaten! Geçen hafta Perspektif’te “Skolastik Aydın” başlıklı bir yazı yazmıştım. Yazıya olumsuz bir tepki aldığımı hatırlamıyorum. Bunu, başlık “oksimoron” kavramını çağrıştırsa da, okuryazar […]

Seküler olmak, solcu olmak, liberal olmak sizi otomatikman skolastikten azade etmeyebilir. Marksist bir skolastisizm mümkün olabileceği gibi, skolastik olmayan bir teoloji de mümkündür. Antropolojik kültürel manada Batılı bir skolastik olmanız da, doğulu bir anti-skolastik olmanız da imkânsız değildir. Yazıya, yazının başlığının pek çoklarına “tuhaf” gözükebileceğini kabul ederek başlayayım. Kavramsal olarak öyle gibi gözüküyor olabilir ancak […]

Doğu/Batı, ilerici/gerici, yerli/yabancı ayrımlarının bu kadar güçlü olduğu bir kültürel ortamda kanonik bir okuryazarlığın yeşermesi hiç de kolay değil. Bu ayrımlar bir yandan okuryazarların zihinlerini teslim alıp, idrak seviyelerini düşürürken; diğer yandan da fikri bir kamunun oluşmasını engelliyor ya da en azından bu kamuyu daraltan bir işlev görüyor. Bugün artık tıp dünyası iyi beslenmenin çok […]

Türkiye gerçekten bir akademik üretim patlaması yaşıyor ama en azından benim şahit olduğum son yarım yüzyılında Türkiye’de var olan sorunların hiçbiri çözülmüş değil. Bu durumu eyyamcılıkla nitelendirmek çok mu insafsızlık olur? Gazete Duvar’da ve Perspektif’te yazdığım en azından birkaç yazıda “eyyamcı” sıfatından söz etmiştim. Bu yazıda meseleyi biraz daha geliştirmeye çalışacağım. Türkiye’de futbola ilgi duyanlar […]

Okumak; bu topraklarda desteklenen, hoş görülen bir etkinlik değildir. Fazla okuyor olmak hep biraz tuhaf karşılanır. Hatta patalojik bulunur. Hastalık addedilir. Bunun en önemli nedeni okumanın pek işe yarar bir şey olmadığı kanaatinin yüksek olması ve okuyanların azınlıkta kalmasıdır. Bu topraklarda okumak normal addedilmez. Çok okumak ise kesinlikle anormaldir. Bu topraklarda “okumak” fiili okula gitmek, […]

Organik aydın bir ideoloji, siyasi parti veya program ile toplumun geniş kesimleri arasındaki ilişkiyi kuran, bir anlamda bu ilişkiselliğin katalizörü olan bir işlevdir. Entelektüel fikir üretir, (organik) aydın ise üretici değildir genellikle. Mevcut fikirleri, daha önce düşünülmüş olanı toplumsallaştırır, kamusallaştırır. Fikirleri topluma taşır. Toplumdan geri besleme alır. Onunla da merkezi yönlendirir. Türkçe okuryazarlıkta sanki şöyle […]

Tüm dünyayı etkisi altına alan ve modern tarihin şekillenmesinde başat faktör olan ulusal kurtuluş mücadeleleri, bunu sağlayan ulusal kahramanlar ve ulusal hırsların sebebiyet verdiği yıkıcı savaşlar, sinemanın anlatmaktan vazgeçmediği temalar olmuştur. Ken Loach’un İrlanda tarihinin en tartışmalı bağımsızlık ve iç savaş yıllarını yansıttığı “Özgürlük Rüzgârı” filmi de, izleyiciyi, bir amaç uğruna ne kadar ileri gidilebileceğini […]

Şahsiyet farklılıktır. Kimlik değil, kişiliktir. Hiç kimseye benzememektir. Nevi şahsına münhasır olmak ya da bir alamet-i farika haline gelebilmektir. Şahsiyet cemiyette oluşur, diğerleriyle ilişki içindeyken inşa ettiğiniz bir şeydir. Şahsiyet; cemiyeti, kamuyu, tüm ötekileri öngörmeden mümkün değildir. “Şahsiyet”ten ahlakı ve haysiyeti çıkardığımızda geriye kalan palyaçoluktur. Tıpkı Perspektif’te geçen hafta yazdığım “Haysiyetin Sosyolojisi” yazısında olduğu gibi […]

Otoriter rejimler haysiyet celladıdır. İnsanda haysiyet de, şahsiyet de bırakmaz. Çünkü herkes otoriteye benzemek zorundadır. Her şeyin, herkesin yekpare bir otorite etrafında, neredeyse onun klonları olarak vücuda geldiği ortama artık toplum demek bile mümkün değildir. İşte en vahimi de budur: Herkesin birbirinin neredeyse aynı olduğu yerde aslında kimse kalmamıştır. Elbette haysiyet de. Haysiyetin insanlar arasında […]

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.