Kieslowski, “özgürlük eşitlik ve kardeşlik” kavramlarının, günümüz insanı açısından taşıdığı anlamı ve hayatlarında neye tekabül ettiği noktasında, Fransız bayrağındaki renklerden ilham alarak, “Üç Renk” üçlemesini çeker. Üç Renk: Mavi filminde de “özgürlük” kavramını, mavi renginin sanatta temsil ettiği anlamlara uygun olarak bireyin modern yaşamda acı ve üzüntüden kaçma ve yaşamın dümenini eline alıp koşullardan etkilenmeden […]

Sanat, ne zaman sosyal sorumluluk projeleri hâlini aldı? Bienal kitapçığında altı başlık altında sıralananlar serginin temaları olarak değil de pandemi sonrası dünyanın ortak kaygılarının bir sıralaması şeklinde bizi kesiştirecek düşünce akışları olarak sunulur; hepsi de bu dünyaya karşı sorumluluklarımızla ilintilidir. “En genel tanımıyla eleştirel sanat, tahakküm mekanizmalarına dair bilinç vererek izleyiciyi dünyanın dönüşümünün bilincinde olan […]

Kahraman Şerif filmi; sanatçı, aydın ve devlet görevlilerinin cadı avına kurban edildiği bir dönemde, yapılan haksızlıklara karşı Amerikan kamuoyunun, kurumlarının ve toplumunun sessizliğine bir tepkidir. İnsanların ulu orta hoyratça ve nobranca muameleye tabi tutulması ve yalnızlığa itilmesinin alegorisidir adeta. Kasabası, şerifi, atları ve haydutları ile klasik bir western filmi olan Kahraman Şerif, kısa bir sürede […]

Tarkovski, ressam ve keşiş Rublev’in şahsında insanlık tarihi boyunca inancına ve düşüncesine sadakatle bağlı her insanın, iç dünyasına uymayan somut dış gerçeklik karşısındaki endişe, tereddüt ve gerilimlerini; yine bu süreçte inancın değişimi, dönüşümü ve bazen de yitimi ile sonuçlanan cehennemî sorgu sürecini destansı bir şekilde bizlere vermeye çalışır. 1917 Büyük Ekim Devrimi ile Marksist Maddeciler […]

Akira Kurosawa’nın 1950 yapımı filmi Raşomon’un koşullara ve değer yargılarına bağlı, farklı bakış açılarından etkilenen ve değişebilen gerçeklik algısı, Batılı sanatseverler tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Filmin ödüllere ve övgülere boğulmasının ve hâlâ zamana direnen üstün bir sanat eseri örneği olarak görülmesinin arkasında “zamanın ruhunu” yakalayan bu konjonktürün etkili olduğu kanaatindeyim. Akira Kurosawa, 1950 yılında […]

İlmihal aydınlığı, aidiyeti, teslimiyeti öne çıkarır; düşünmeyi, eleştirmeyi değil. İlmihal aydını koşulsuz abonedir. Esasa dair sorgulamayı, hatta şüpheyi içermez. Araştırmacı değil, çokbilmiştir. Her şeyi biliyorsanız araştırma zahmetine girmenin bir anlamı da yoktur zaten! Geçen hafta Perspektif’te “Skolastik Aydın” başlıklı bir yazı yazmıştım. Yazıya olumsuz bir tepki aldığımı hatırlamıyorum. Bunu, başlık “oksimoron” kavramını çağrıştırsa da, okuryazar […]

Seküler olmak, solcu olmak, liberal olmak sizi otomatikman skolastikten azade etmeyebilir. Marksist bir skolastisizm mümkün olabileceği gibi, skolastik olmayan bir teoloji de mümkündür. Antropolojik kültürel manada Batılı bir skolastik olmanız da, doğulu bir anti-skolastik olmanız da imkânsız değildir. Yazıya, yazının başlığının pek çoklarına “tuhaf” gözükebileceğini kabul ederek başlayayım. Kavramsal olarak öyle gibi gözüküyor olabilir ancak […]

Doğu/Batı, ilerici/gerici, yerli/yabancı ayrımlarının bu kadar güçlü olduğu bir kültürel ortamda kanonik bir okuryazarlığın yeşermesi hiç de kolay değil. Bu ayrımlar bir yandan okuryazarların zihinlerini teslim alıp, idrak seviyelerini düşürürken; diğer yandan da fikri bir kamunun oluşmasını engelliyor ya da en azından bu kamuyu daraltan bir işlev görüyor. Bugün artık tıp dünyası iyi beslenmenin çok […]

Türkiye gerçekten bir akademik üretim patlaması yaşıyor ama en azından benim şahit olduğum son yarım yüzyılında Türkiye’de var olan sorunların hiçbiri çözülmüş değil. Bu durumu eyyamcılıkla nitelendirmek çok mu insafsızlık olur? Gazete Duvar’da ve Perspektif’te yazdığım en azından birkaç yazıda “eyyamcı” sıfatından söz etmiştim. Bu yazıda meseleyi biraz daha geliştirmeye çalışacağım. Türkiye’de futbola ilgi duyanlar […]

Okumak; bu topraklarda desteklenen, hoş görülen bir etkinlik değildir. Fazla okuyor olmak hep biraz tuhaf karşılanır. Hatta patalojik bulunur. Hastalık addedilir. Bunun en önemli nedeni okumanın pek işe yarar bir şey olmadığı kanaatinin yüksek olması ve okuyanların azınlıkta kalmasıdır. Bu topraklarda okumak normal addedilmez. Çok okumak ise kesinlikle anormaldir. Bu topraklarda “okumak” fiili okula gitmek, […]

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.