İsrail’in Batı Şeria’yı Gazzeleştirmesi, hayati altyapıyı, su ve elektrik gibi temel hizmetleri yok etmeyi, evlere baskınlar düzenlemeyi, sağlık görevlilerinin yaralı Filistinlilere ulaşmasını engellemeyi ve mülteci kamplarında yaşayan büyük kalabalıklara saldırmayı içeriyor.

İsrail’in Birleşmiş Milletler’den (BM) çıkarılması ya da en azından ilk aşamada Genel Kurul’a katılımının askıya alınması hem İsrail halkına hem de dünyaya güçlü bir mesaj verecektir. BM’nin otoritesi hâlâ önemlidir. BM personelinin ve barış gücü askerlerinin hayatları da önemlidir. Ve haydut bir ülke, BM’nin kendisine savaş ilan edip bundan paçayı sıyıramaz.

Medya, İsrail ile düşmanları arasında tırmanan çatışmadaki her yeni ve şaşırtıcı gelişmeyi haberleştirirken, hakikatte her şey daima olduğu gibi olmaya devam ediyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana bölge siyasetini şekillendiren ihtimaller gerçekleşiyor.

Tarihçiler gelecek hakkında makul bir senaryo ortaya koyabilir. Bu anlamda, Filistinlilere yönelik zulmün “bitip bitmeyeceği” sorusunun yerini artık “ne zaman biteceği” sorusunun alabileceğini söylemenin makul olduğunu düşünüyorum. “Ne zaman” olacağını bilemeyiz, ancak hepimiz bunun çok geç olmadan sona ermesi için çaba sarf edebiliriz.

1979’u ya da 11 Eylül’ü “yakıt” kabul eden kuşakların artık depoları boşalıyor. Diplomasinin ve istihbarat oyunlarının sert dünyasına çarpıyorlar. Birbirlerine düşürülüp cephenin her iki tarafına geçenler benzer kaderi paylaşırken bunu farklı kelimelerle anlatıyorlar.

İsrail orta ve uzun vadede saldırganlığının getirdiği bütün risklerle karşı karşıya kalacaktır. Ancak bu noktada ve daha kısa vadede cevap aranması gereken öncelikli soru, İran’ın İsrail’e karşı düzenlediği füze saldırıları da dikkate alınınca İsrail’in Nasrallah suikastının ve Lübnan’daki saldırganlığının bölgeyi nasıl etkileyeceğidir.

Çağrı cihazları ve radyo panelleri gibi iletişim sistemlerine saldırı, modern savaşta bilgi akışını kesmek, psikolojik baskı yaratmak ve iletişimi kopararak sahada taktik üstünlük sağlamak amacıyla kullanılıyor. İsrail’in saldırıları da bölgedeki güç dengesini değiştirme ve belirli alanlarda taktik avantaj sağlama amacı güdüyor. Siber saldırılar asimetrik savaşın bir parçasıdır.

Binlerce kişinin eşgüdümlü bir saldırıda yaralanması, Hizbullah’ı ciddi anlamda zora soktu ve örgüt, şimdiye dek benzeri görülmemiş bir biçimde misilleme yapma baskısı altında.

Ekim ayında Gazze’de topyekûn soykırımın başlamasından bu yana, Temmuz ayında Beyrut’ta Hizbullah komutanı Fuad Şükür’e suikast düzenleyen İsrail’in yürüttüğü savaşta Lübnan’da yaklaşık 600 kişi öldürüldü. Ancak patlayan çağrı cihazlarının yol açtığı kitlesel katliam, provokasyonu yeni bir boyuta taşıdı.

Lübnan’da Hizbullah üyelerinin kullandığı çağrı cihazlarını patlatan İsrail, bölgedeki en büyük düşmanlarından birinin ceplerinin içine kadar girebildiğinin mesajını da vermiş oldu. Peki şarj edilebilir bir pil taşıyan ve radyo frekans üzerinden veri gönderip alan yahut sadece gönderen veya alan cihazların her biri potansiyel bir suikast silahı olarak değerlendirilebilir mi?

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.