Ülkeler Salgın Önlemlerinde Eğitime Ne Derece Öncelik Veriyor?

Eğitim, işler bir toplumun temelini oluşturuyorsa, salgın sırasında nasıl bir önceliği olmalıdır? ABD ve Almanya, kültürün karar alma sürecine etkisine işaret eden iki yaklaşıma ilişkin bir hikaye sunuyor.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email
New York Belediye Binası önünde, üzerinde devlet okullarının açık tutulmasından taraf olan duvar yazılarıyla bezenmiş kaldırımda koşan bir çocuk, 19 Kasım 2020. New York’ta salgın nedeniyle Kasım ortasından bu yana kapalı olan okulların 7 Kasım’da bazı anaokulu ve ilkokul çocukları için yeniden açılması bekleniyor.

Geçtiğimiz ay New York kentinde Covid-19 pozitiflik oranı yüzde 3’e ulaştığı için okullarda yüz yüze eğitime birden bire ara verildiğinde, Caroline Goldrick buna inanamamıştı. Manhattan’ın kuzey ucundaki sokağında, kızının devam ettiği ilk okulun kapıları kapanmıştı. Restoranların ve spor salonlarının kapılarıysa sonuna kadar açık kalmayı sürdürüyordu.

 

“Bu çok çağdışı. Dürüst olmak gerekirse, durup bu konuyu düşündüğümde ağlayacak gibi oluyorum. Bunu anlamıyorum. Burada neye öncelik verildiğini anlamıyorum.” diyor drama öğretmeni ve devlet okulunda birinci sınıfta öğrenim gören bir öğrencinin annesi olan Bayan Goldrick.

 

Berlin’deki Uwe Berlo içinse günlük rutini bunun tam tersi. Kendisi ya da eşi çocuklara okula kadar eşlik ettikten sonra kahve içmek için bir kafeye uğrayamıyor ya da restoranda arkadaşlarıyla bir araya gelerek keyfince bir geç kahvaltı yapamıyor. Almanya’da yetkililer ülkedeki Covid-19 vakalarının son haftalarda günde 25,000 vakaya doğru artışını –ülke genelinde yüzde 5 ile yüzde 10 arasında pozitiflik oranıyla– gergin bir şekilde izledikleri için salgın yönetimindeki öncelikleri net. İkinci dalgayla mücadele sırasında 2.8 milyon ilkokul çocuğu sınıf içi öğrenimi sürdürebilsin diye restoranlar, barlar ve spor salonları kapatıldı.

 

“Okula gitmiyor olmaktan kaynaklanan risk çok daha büyük” diyor Berlin’de kriz yönetimi iş danışmanı olarak çalışan Bay Berlo. “Sanırım biz, ülke olarak, parayla düzeltebileceğimiz şeylerle parayla düzeltmemizin mümkün olmadığı şeyleri ayırıyoruz” diyor. “Psikolojik sorunların üstesinden parayla gelinemez. Doğru olan okulların açık olması.”

 

(Annegret Hilse/Reuters Berlin’de sonbahar tatilinin ardından okullar yeniden açıldığında koruyucu maske takarak öğrenimlerine devam eden Martin-Buber-Oberschule ortaokulu öğrencileri, 26 Ekim 2020.)

 

Salgın sırasında okulları açma ya da kapatma kararları, pek çok şey gibi, sürekli değişiyor. Hala en iyi uygulama geliştirilmeye çalışılıyor ve virüs rotasını değiştirdikçe okullar da planlarını değiştiriyor.

 

Avrupa ve Kuzey Amerika’da vaka sayısı artarken, Birleşik Devletler’in pek çok bölgesi Avrupa’nın yaptığının tam tersini yapıyor: Mart’tan bu yana -Şikago’dan Los Angeles’a kadar bir çok yerde- elzem olmayan iş yerleri bile açıkken, çocuklar sınıflarından uzak tutuluyor. Bazı ülkelerdeki pozitiflik oranının, New York kentinin devlet okullarındaki çocukları eve gönderdiği, yüzde 3 eşiğini oldukça geçtiği Avrupa’da, barlar, yemek yenen kapalı mekanlar ve elzem olmayan diğer işletmeler okulların açık kalmasını sağlamak için yeniden kapatıldı.

 

Şüphesiz, dünyada benzer pek çok sorun okul sistemini etkiliyor. Sendikalar daha iyi güvenlik önlemlerinin alınması için mücadele ederken, pek çok öğretmen güvende hissetmiyor dahi olsalar sınıflarına dönmek dışında başka seçenekleri olmadığını düşünüyor. Her yerde ebeveynler endişeli – hem çocuklarını okul dışında tutmaya hem de çocuklarını okula göndermeye ilişkin endişeleri var.

 

Amerika’daki okul çocuklarının günlerini nasıl ve nerede geçireceklerine ilişkin kararlar, siyasi kutuplaşmadan ve eğitim politikası da dahil olmak üzere salgına müdahale hakkında bir uzlaşmayı daha da zor hale getirmiş olan yetkililere güvensizlikten etkileniyor. ABD’de özgürlük ve bireysel seçimlerin her şeyin üzerinde olduğunu vurgulayan bir takım kültürel değerler de okulları açma ya da kapama kararını alttan alta destekledi. Avrupa ve Kanada’daysa, eşitsizliğin artmasının maliyeti ve sosyal güvenlik ağlarını hayatta tutma arzusu, yetkilileri toplumdan okulları açık tutmak için gerekli olmayan aktivitelerden feragat ederek görevini yerine getirmesini istemeye teşvik etti.

 

 

“Bir kriz sırasında kendinize neyin gerçekten önemli olduğunu sormanız gerekir. Yeniden açılma konusundaki sorunlar hakkında, önce okulları mı açarsınız sinemaları mı?” diyor, Paris’teki Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nde (OECD) Eğitim ve Beceriler Başkanlığı Direktörü Andreas Schleicher. “Bu bir değerler sorunu. Toplumların şimdi ve gelecek arasında dengeler kurması gerekiyor ve bunu oldukça farklı şekillerde yapıyorlar.”

 

Yine de ABD’de bazı geri dönüşler yaşanıyor. Daha fazla Amerikalı okulların yeniden açılması için baskı yapmaya başladı. Esasen eyaletlerden önceliklerini bunu yapmak için koşulları iyileştirmeye doğru değiştirmelerini istiyorlar. Hibrit bir modelle açılmış olan ancak yaklaşık iki ay sonra kapanan New York kenti, bu haftanın başlarında bazı anaokulu ve ilkokul öğrencilerinin 7 Aralık’tan başlayarak yüz yüze öğretime geri döneceğini ve okulları kapatmak için belirlenen yüzde 3 pozitif vaka eşiğini kaldıracağını duyurdu.

 

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi Direktörü Robert Redfield, okulların “yüz yüze öğrenim”le işleyebileceğini ve bunu “güvenli ve sorumlu bir şekilde yapabileceklerini” söyledi. Bazı ABD okul bölgeleri, vakalardaki dalgalanmalar nedeniyle yeniden açılış planlarını ertelemek zorunda kaldı. Rhode Island, Avrupa ve Kanada’nın yaptığına benzer biçimde, yakın bir zaman önce barlardaki oturma alanlarını sınırlamayı ve bowling salonlarını birkaç hafta süreyle kapatarak, işletme sahiplerine hibeler sunmayı ve okulları açık tutmayı tercih etti.

 

“Eğitim Onaylanmış Bir Haktır

 

Tarihsel olarak okulların kapatılmasının sonuçları uzun sürede ortaya çıkabilir. Eylül ayında yapılan bir OECD çalışması 2020’deki kapanmalardan etkilenen 1. ila 12. sınıf öğrencilerinin yaşamları boyunca ortalama olarak yüzde 3 daha az gelir elde etmeyi bekleyebileceklerini tahmininde bulundu.

 

Dünya Bankası’nın eğitim küresel uygulamasında uygulama direktörü Harry Patrinos en çok etkilenenlerin en baştan en dezavantajlı konumda bulunan öğrenciler olacağını belirtiyor. 1918-1920 İspanyol Gribi’nden İkinci Dünya Savaşı’na kadar, kayıplar onlarca yıl sonrasını etkiledi. “Uzun vadede etkilerin devasa boyutlara varacağından endişe ediyorum” diyor Patrinos ve ekliyor “1918 gribi ve diğer felaketler gibi geçmiş krizlerin hayat boyu süren etkileri olmuştu.”

 

Mart ayında küresel salgın açıklandığında dünyada 1.6 milyar çocuk okullar kapatıldığı için evlerine yollandı. Ülkelerin planlama, öncelik belirleme ve süreç esansında sosyal güveni güçlendirme konularında çalışmaya başladıkları bahar ve yaz ayları boyunca eğitimde izledikleri yol birbirinden ayrıldı.

 

Almanya için hedefler en başından netti, yeniden açma yolu duygu ya da tartışmadan azade olmasa bile.

 

“Almanya’da eğitim onaylanmış bir haktır. Sanayileşmiş bir ülkeyiz ve doğal kaynaklarımız nispeten az, bu nedenle makul bir eğitim almış profesyonel işçilere ihtiyacımız var,” diyor Berlin’de, başkentte 330,000 kadar okul çocuğunun ailesini temsil eden Ebeveynler Komitesi’nin Seçilmiş Başkanı Norman Heise.

 

Almanya zengin bir ülkeye göre, okullarda düşük bir dijitalleşme oranına sahip. Çocukların sadece üçte birinin online öğrenmeye erişimi var ve bu durum, yüzde 54 olan OECD ortalamasının altındadır. Alman okul çocuklarının bilgisayara erişimi de istatistiksel alt sınırının altında.

 

(Wolfgang Rattay/Reuters, Almanya’nın Solingen kentindeki Alexander-Coppel-Gesamtschule isimli okulda sanal bir İngilizce dersi. Öğretmen Eike Postler, karantinadaki öğretmen Tobias Honnen’in evinden verdiği dersi izlemeleri için çocuklara bir tablet gösteriyor, 17 Kasım 2020.)

 

Bu, hükümetin eğitim eşitsizliğini azaltmaya uzun süreli ağırlık vermesi ile birleştiğinde, federal hükumet düzeyinde okulları açık tutma kararını etkilemişti. Almanya’nın 16 eyaletinde eğitimden sorumlu başkanları, hangi ekonomilerin kapatılması gerektiği veya okulları açık tutma lojistiği konusunda farklı görüşlerde olabilirler, ancak çocukları sınıflara almanın önemi konusunda hemfikirler.

 

Okulların kapatılması, çocuklar için daha fazla ev içi şiddete maruz kalmaktan kablosuz bağlantıya ya da dizüstü bilgisayara erişimleri olmadığı için geri kalmalarına kadar her tür sosyal sorunu daha da kötüleştirebilir. Bazı çocuklar için okullar onlara gün içinde sıcak yemek sunan tek yer olmakta ya da aile dışında yetişkinlerle etkileşim içinde olabilecekleri güvenli bir alan sağlamaktadır.

 

Eğitim eşitsizliklerinin çok daha fazla genişleyeceği endişesi Almanya’nın karar almasında önemli bir faktör diyor, Almanya’nın online okulu Wilhelm von Humboldt’ta eğitim danışmanı olan Guido Küssner. Devlet okullarının kapanması, imkanları olan ebeveynleri, çocuklarını özel okullara kaydettirme veya özel öğretmen tutma da dahil olmak üzere, kendi geçici çözümlerini bulmaya yönlendirebilir. Bay Küssner, “Gerçek bir ‘özelleştirme’ korkusu var” diye ekliyor.

 

ABD’de Sırada Ne Var?

 

ABD’de salgının ülkede eğitimde özelleşmeyi artıracağına ilişkin endişe yok denecek kadar az – orada oldukça kutuplaşmış bir tartışma yoğun.

 

South Carolina Üniversitesi’nde Hukuk Profesörü Derek W. Black yeni kitabı “Schoolhouse Burning (Okullar Yanıyor)” de “kamusal eğitim, başlangıcından bu yana ulusun bir dayanağıydı” diyor. Federal hükumet kamusal eğitimi taahhüt etmiştir ve eyaletleri -garanti altına almak ve siyasi süreçlerden korumak için- kendi anayasalarında buna yer vermeye zorlamıştır.

 

(Kathy Willens/AP, New York’taki West Brooklyn Community Lisesi’nde iki öğrenci yüz yüze eğitimde bir derse katıldıktan sonra, okul müdüründen koronavirüs vakalarındaki artış nedeniyle yeni bir duyuruya kadar okulun kapatılacağını öğrenerek öğretmenlerine ve danışmanlarına veda ediyorlar. 18 Kasım 2020.)

 

Ancak herkes için eğitim fikri hala kök salabilmiş değil. Dışlama ve ayrımcılık geçmişi bugünün çetin ırksal ve sosyoekonomik eşitsizliklerinde hala belirgin. Aynı zamanda Amerika’nın yerelleşmiş yaklaşımı derme çatma standartlara yol açıyor. Pek çokları Ronald Reagan yönetiminden bu yana güç kazanmakta olan eğitimin özelleşmesinin sistemi salgın sırasında daha kırılgan hale getirdiğine inanmaktadır ki bu da bu eğilimi hızlandıracaktır.

 

“Bugün eğitimden sanki anayasal bir taahhütten ziyade bir metaymış gibi bahsediyoruz. Ve şimdi eğitime karşı yükümlülüğümüzü daha önceden olmayan yollardan azaltıyoruz,” diyor Dr. Black. “Eğitimin öneminden bahsediyoruz ama bu taahhüdü hayata geçirmek ve gerçekleştirmek çok daha zor, çünkü menkul kıymetler borsası ve işsizlik oranı Amerika’yı dünyanın kalanını yönettiği yoldan farklı bir biçimde yönetiyor.”

 

Federal hükumet okul kurullarına yok denecek kadar az kılavuzluk ediyor. Bunun yanında salgın hakkında yanlış bilgilendirme oldukça yaygın, dolayısıyla nasıl yanıt verileceğine ilişkin güvensizlik yerel bölge ve öğretmen sendikalarını etkiliyor. Başlangıçta sendikalar okulların kapalı tutulması için baskı yapanların arkasındaydı. Eyalet valilerinin okulların açılmasına öncelik verdiği yerlerde dahi virüsün topluma yayılması bunu lojistik yönden önemsizleştiriyor.

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

Bazı okulların pazartesi günü yeniden açılması planlanan New York kentinde ebeveynler, sistemin okulları her an tekrar kapatabileceğinin farkındalar. Bazıları, kızını okula göndermenin güvenli olacağına güvenmediği için onu sanal eğitimde tutmayı seçmiş olan Bayan Goldrick gibi, şimdi çocuklarını tümden okuldan alarak evde eğitim vermeyi düşünüyor. “Günde beş saat bir ekranın karşısında oturuyor. Bu korkunç bir şey” diyor Goldrick ve ekliyor “Bu durum okula yönelik tutumunu etkilemeye başladı ki bu da takip etmesi oldukça zor bir şey.”

 

Almanya da dahil olmak üzere hiçbir yerde bu süreç ebeveynler ve öğretmenler açısından sorunsuz değil. Schleswig-Holstein eyaletinde bir devlet okulu öğretmeni olan Silke Steltner okulların yeniden açılmasına karşı düşündüklerini açıkça ifade ettiği için tehdit edilmiş ve bu nedenle görüş bildirirken takma isim kullanıyor. Risk grubunda olan ya da aile üyeleri riskli grupta olan öğretmen arkadaşları olduğunu belirtiyor.

 

“Biz öğretmenler ekonomi için kurban ediliyoruz” diyor Bayan Steltner. “Bu daha çok çalışan nüfusun çalışmayı sürdürebilmesi ile ilgili. Yani bizler biraz çocuk bakıcısı gibiyiz.”

 

“Bunu Doğru Biçimde mi Yapıyoruz?

 

Bu evrensel endişelere rağmen, OECD’den Bay Schleicher, ABD’de pek çok yer hala yalpalamaktayken Almanya gibi ülkelerin sonbahar yarıyılını sürdürmesine yol açan şeyin karşılıklı meydan okuma değil işbirliği olduğunu söylüyor.

 

Schleicher, “ABD eğitime emsallerinin ortalamasından çok daha fazla harcama yapıyor ama ne öğretmenlere yeterince değer veriyor –mali ve entelektüel anlamda- ne de okul sistemine toplumun kalbi gibi davranıyor” diyor. Çin’de ya da Singapur’da ya da kuzey Avrupa’da çeşitli aktörler bir araya gelerek salgın süresince okul sorununun üstesinden hep birlikte gelmeye çalıştılar. Oysa ABD’de karar verme metalaştı ve yalıtıldı. “Bu sizi sürecin bir katılımcısı olmaktan daha çok bir müşteri yapıyor” diyor. “Eğitimin sosyal dokusunun daha güçlü olduğu yerlerde, bu krizi çok daha iyi yönetiyorlar.”

 

Virginia Üniversitesi Eğitim ve İnsan Gelişimi Okulu’nun Başkanı Robert Pianta, bu krizin Amerika’nın yalan söylemede başarısız olduğu yerleri gözler önüne serdiğini söylüyor. “Kesinlikle zayıflığını ifşa etti, 11 Eylül’ün iç güvenliğimizin zaaflarını ortaya koyduğu gibi” diyor. “Umarım arkamıza yaslanıp ‘Bunu doğru bir şekilde yapıyor muyuz?’ diye sorabilir ve kendimizi bu sistemi ‘sağlamlaştırma’ya adama konusunda daha inatçı ve kararlı olabiliriz.”

 

Almanya’da şimdiden bu sorunların üstesinden gelindi. Karar verme, çocukların ve gençlerin salgının ardındaki itici güç olmadığını gösteren araştırmalarca yönlendiriliyor. Ülke genelinde, halkla işbirliği içinde olma ihtiyacını vurgulayan eğitim politikası yetkilileri sayesinde, bulaşma sayıları okullarda düşük seyrediyor.

 

İnsanların “çocuklarımız ve gençlerimiz hakları olan eğitimi alabilsinler” diye yaşam tarzlarını ve arkadaşlarla toplanmayı sınırlamakla sorumlu olduklarını duyurmuştu Eğitim ve Kültürel İşler Bakanları Konferansı Başkanı Stefanie Hubig Ekim ayı sonlarında. “Bizim eğitim politikamız budur, bir bütün olarak toplumsal vazifemiz de budur.”

 

Bu yazı, 3 Aralık 2020 tarihinde The Christian Science Monitor  sitesinde yayımlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

SARA MILLER LLANA

SARA MILLER LLANA

2018’den bu yana Toronto’da, Monitor’ün Kanada Büro Şefliği görevini yürütmektedir. Bu görevden önce Monitor için, 2013-2018 yılları arasında Paris ve 2006-2013 yılları arasında Mexico City’de olmak üzere Avrupa ve Latin Amerika konusunda yazmıştır.

LENORA CHU

LENORA CHU

The Christian Science Monitor için Berlin Dışında Avrupa’yı yazmaktadır. Çin ve karşılaştırmalı eğitim konularında yorumcu olarak NPR, CBS, BBC ve CBC’de programlara katılmış, makaleleri ve yazıları diğerlerinin yanı sıra The Wall Street Journal, The New York Times, The Cut ve Business Insider’da yayınlanmıştır.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.