Abhazya ve Güney Osetya ile Empati Yapmak

Kafkasya’yla ilgili politika geliştirilirken yerel aktörlerin oyun dışı bırakılmasının oyun dışı eylemleri artırdığının, yani terör yöntemlerine başvurulmasına yol açtığının iyi anlaşılması gerekir. İşte tam olarak bundan dolayı, yapıcı Kafkasya politikaları geliştirmek için halkları merkeze alan bir empati yöntemiyle işe başlanması gerektiği açık.

abhazya osetya

Sovyetler Birliği sonrası Kafkasya’nın çatışma alanları incelendiği zaman Abhazya ve Güney Osetya’nın öne çıktığı görülür. Batı ülkelerinin uluslararası kamuoyunu oluşturan bakış açısına göre, özellikle Ağustos 2008’deki savaştan sonra bu ülkeler sadece Gürcistan’ın toprak bütünlüğü çerçevesinde ele alınır. Ancak gerçekleri anlama çabası, konuya Abhazya ve Güney Osetya cephelerinden de bakılması gerektiğini ortaya koyuyor. Bu durum aynı zamanda olayları açıklamayı devlet odaklı ve uluslararası ilişkiler merkezli olmaktan çıkarıp, toplumsal ve yerel dinamiklerle zenginleştirecek ve yapıcı politikaları tetikleyecektir.

 

Tarihten günümüze egemen güçlerin mücadele alanı olan Kafkasya’daki dondurulmuş problemlerin 2022’de şiddetlenen Ukrayna-Rusya Savaşı ile tekrar ısıtılmaya çalışıldığı görülüyor. Ukrayna tarafında savaşan Gürcü grupların ve Rusya tarafında savaşan Abhaz ve Oset grupların varlığı, Kafkasya’da parlama potansiyeli taşıyan kaosu besleyebilecek sahadaki faktörler. Kafkasya’dan Rusya’ya karşı ikinci cephe açma denemeleri, Abhazya ve Güney Osetya’ya olan konsantrasyonu artırdı. Ancak bu ülkeleri anlamak için Batı merkezli kısıtlayıcı bakış açısı bir kenara bırakılmalı ve empati yöntemiyle yeni yaklaşımlar geliştirilmelidir.

 

2008’e Bakış

 

Kafkasya anlaşılması güç, yerel dinamikleri asla küçümsenmemesi gereken kaotik ve stratejik bir bölge. Ağustos 2008’de yaşanan, Gürcistan-Rusya Savaşı, Güney Osetya Savaşı, Beş Gün Savaşı gibi isimleri olan, Güney Osetya merkezli, dikkat çekici bir gelişmeydi. Savaş ağırlıklı olarak Güney Osetya’da yaşandı ama Abhazya da fırsattan istifade edip hak iddia ettiği Gürcistan kontrolündeki toprakların bir kısmını geri aldı. Tam olarak 7-12 Ağustos arasında süren, yaklaşık 2.000 kişinin hayatını kaybettiği savaş, Rusya’nın Batı ülkelerine meydan okuduğu, Afganistan ve Irak işgalleriyle yıpranan ABD öncülüğündeki Batı’nın ise cevap veremediği bir savaştı. Savaşın ardından uluslararası sistemde Batı hegemonyasının sorgulanması arttı. Rusya bir taşla birkaç kuş vuruyordu; Kosova’nın bağımsızlığını hızlıca tanıyan Batı’ya ders veriyor, uluslararası kabul gören Batı hegemonyasını sorgulatıyor, 1990’lar ve 2000’lerde Çeçenya’da sarsılan imajını toparlıyor ve yakın gelecekte Suriye, Ukrayna gibi ülkelerde yapacağı müdahalelere verilecek tepkileri ölçüyordu.

 

Batı ülkeleri ise o dönemki Gürcistan yönetimini kışkırtmakla kaldılar. 2008’den sonra Abhazya ve Güney Osetya, Rus işgalciler tarafından Gürcistan’dan koparılan, işgal edilmiş topraklar olarak tanımlandı. Halbuki bölgedeki gerilimler Sovyetler Birliği tarihi ve politikalarıyla doğrudan bağlantılıydı. Güney Osetya bölgesi 1922’de oluşturuldu, bu Oset halkını ikiye ayıran bir hamleydi ve güney kısmı zorla Gürcistan’a bağlandı. Yine tarihler 1931’i gösterirken Abhazya hukuki olmayan bir biçimde Gürcistan topraklarına katıldı ve statüsü özerk hale düşürüldü. Osetler 20 Eylül 1990’da, Abhazlar ise 27 Temmuz 1992’de bağımsızlık ilan etti ve iki grup da zamanla kendi topraklarındaki kontrolü ele aldılar. Elbette bunun bir bedeli vardı, 1989-1993 arası yoğunlaşan çatışma ve savaşlarda binlerce insan öldü. Abhazya bölgesinin Karadeniz’e olan sınırı, turizm merkezliliği ve nüfusu nedeniyle stratejik anlamda Güney Osetya topraklarından daha fazla dikkat çektiği ayrıca belirtilmeli.

 

Gürcistan ordusu aslında fiili olarak Abhazya ve Güney Osetya’da egemenlik göstermedi. 1990’lı yıllarda bir ordudan ziyade çete refleksleri sergileyen Gürcistan grupları, çeşitli Kafkas halklarının da yardımlarıyla Abhazya ve Güney Osetya topraklarından tamamen çıkarıldı. 2003’te yaşanan Gül Devrimi’nin ardından Gürcistan’da iktidara gelen Mihail Saakaşvili, 2004’te Acara’da kontrolü ele aldı. Bunda o dönem Türkiye’nin izlediği pasif duruş da etkili oldu, Ankara bütün konsantrasyonunu 13 Temmuz 2006’da açılan Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Ham Petrol Boru Hattı’na verdi. Saakaşvili yönetimi Acara senaryosunu Ağustos 2008’de Güney Osetya’da uygulamak isteyince, Kremlin aklı bunu kendi çıkarları merkezli kullanmak için düğmeye bastı. Kısa bir zamanda Tiflis’e kadar ilerleyen Rus ordusu, Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlıklarını tanıdı ve ardından BM üyesi 5-10 ülke benzer yönde karar aldı. Sonuç olarak Fransa’nın özel girişimleriyle 12 Ağustos 2008’de problemler donduruldu, en azından egemen güçlerin bir sonraki hesaplaşmasına kadar…

 

Güncelin Anlattıkları

 

Gürcistan’da Batı ülkelerinin verdiği açık destek ve kışkırtmalara rağmen Rusya ile bir çatışma ya da savaş istemeyen bir iktidar ve bunu demokratik seçimlerle destekleyen bir kitle olduğu açık. Gürcistan’da iktidardaki Gürcü Hayali Partisi’nin kurucusu ve destekçisi Gürcü oligark ve Gürcistan eski Başbakanı Bidzina İvanişvili de Gürcistan-Rusya yakınlaşmasını ilerleten önemli bir figür. Gürcistan yönetimi, aylarca süren tartışmaların ardından 28 Mayıs’ta aldığı bir kararla, yurt dışından fonlanan grupların yabancı ajan ilan edileceğini açıkladı. Buna benzer bir durum Rusya’da uzun yıllardır uygulanıyor. ABD yönetimi bunun üzerine Gürcistan’da düzenleyeceği ortak askeri tatbikatı süresiz olarak ertelediğini ve vize kısıtlamalarına gideceğini duyurdu. AB ise bu kararın ardından Gürcistan Savunma Bakanlığı’na verilecek 30 milyon euroluk desteği geri çektiklerini, bu paranın sivil toplum ile medyaya aktarılacağını ve Gürcistan’ın AB’ye katılım sürecini dondurduklarını bildirdi. Elbette ülkede Rus karşıtı, Batı yanlısı gruplar da var. Ancak böyle giderse önümüzdeki süreçte Kafkasya’da Batı ile yakın ilişki kurma vizyonu Gürcistan’dan Nikol Paşinyan yönetimindeki Ermenistan’a geçebilir.

 

Abhazya’da ise hükümet, ekonomik sıkışmışlığı aşmak için ülkede yabancılara gayrimenkul satışının önünü açacak bir kanun teklifi hazırladı. Bu yasa tasarısına karşı halk kitleleri çeşitli direnişler gerçekleştirdi. Çünkü bölgede Abhaz nüfusu az ve bu yasa geçerse Abhazya’daki demografik dengenin Abhazlar aleyhine değişmesi ve ardından egemenlik problemi çıkacağını düşünen endişeli bir çoğunluk bulunuyor. Hatta bu cephe Türkiye’deki Kafkas ve Abhaz gruplarının girişimleriyle de desteklendi. Temmuz ayının ortalarından itibaren artan kamuoyu baskısı sonucunda Abhazya Parlamentosu tarafından 25 Temmuz’da yapılan açıklamayla yasa tasarısının geri çekildiği bildirildi. Yabancıların mülk edinmesini kolaylaştıran Apartman Yasası, 2022 sonrası Batı ülkelerinde varlık edinmesi yasaklanan Rusya Federasyonu vatandaşlarının bölgeye akın etmesine yol açacaktı. Abhazya’nın yabancıların mülk edinmesini reddeden tavrıyla, Gürcistan ile yakınlaşan Rusya’ya bir mesaj verdiği ifade edilebilir. Anlaşılması zor bir ülke olan Abhazya, iç gündemi üzerinden dış politika hamleleri yapan, sivil toplum örgütleri güçlü bir ülke.

 

Rusya ve Gürcistan yakınlaşmasının ne tür bir meyvesi olacağı net değil. Rusya’nın Abhazya ve Güney Osetya’dan vazgeçmesi mümkün görünmüyor. Rusya öncülüğünde kurulan post-Sovyet ülkeleri kapsayan örgütlenmeler, Rusya’nın sınırları dışında kalan Rusları koruma stratejileri ve mevcut Kremlin aklının Batı hegemonyasına karşı geliştirdiği tepkiler düşünüldüğü zaman Rusya’nın 2008’deki kazanımından geri adım atması küçük bir ihtimal. Tartışılan fikirlerden biri olarak, geçmişe referans verilerek Abhazya’nın Gürcistan ile ortak bir cumhuriyet oluşturması da zor. Güney Osetya bir hediye olarak Rusya tarafından Gürcistan’a verilebilir mi? Şubat ayında yaşanan, Güney Osetya’dan üç milletvekilinin neredeyse sebepsiz bir biçimde Rusya Federasyonu vatandaşlığından çıkarılması ve Osetlerin bunu Rusya-Gürcistan yakınlaşmasına bağlayıp tepki göstermesi unutulmamalı. Güney Osetya yönetimi yıllardır Rusya’ya katılmak, Rusya’yla birleşmek için adımlar attı, Kremlin yönetimi Osetlerin bu isteklerini görmezden geldi. Güney Osetya’nın Rusya’ya katılması, neredeyse 10 kat daha fazla Oset’in yaşadığı Kuzey Osetya ile kavuşması gibi bir anlama da geliyor ki bu Orta Kafkasya’da yeni bir gücün ortaya çıkması demektir. Sonuç olarak Abhazlar ve Osetler, 1990’lı yıllarda bağımsızlıkları için yola çıkarken Rusya’ya güvenmediler, şimdi Rusya’nın onları Gürcistan’a bırakması halinde doğrudan teslim olmamaları da yüksek ihtimal.

 

Türkiye’nin ise Kafkasya’da artan etkileri ilgi çekici. İkinci Karabağ Savaşı’nın (2020) ardından Ankara yönetiminin bölgede gündem belirleyici hamleleri var. Kafkasya’ya genelde Rusya ile arasındaki tampon bölge ve enerji koridoru gözüyle bakan Türkiye’nin önümüzdeki süreçte alternatif neler yapabileceği merakla bekleniyor. Türkiye-Ermenistan Normalleşme Süreci ile net bir biçimde gözlemlenen şey, bölgede Türkiye’nin bütün taraflara göz kırptığı ve kendi çıkarlarını gözettiği. Kafkasya’nın tarihsel, kültürel ve dinî olarak Türkiye ile pozitif bağlantıları, Türk dış politika yapıcılarının ulusal çıkarları merkeze almasının ötesinde, farklı toplumsal yollar inşa etme gerekliliklerini ortaya koyuyor. Ankara’nın Ukrayna-Rusya Savaşı’nda gösterdiği barış elçisi rolünü Kafkasya’da da üstlenmesi, Batı ve Rusya arasında sıkışan Kafkas halkları için yeni ufuklar açabilir. Yine Güney Kafkasya’da başlayan etkinin Kuzey Kafkasya’ya taşınmasını sağlayacak Tiflis yanlısı olmayan yeni bir Abhazya ve Güney Osetya politikası, Türkiye’nin bölgedeki etkisini sağlamlaştırıcı bir adım olacaktır. Abhazya ve Güney Osetya, Kuzey Kafkasya ve Güney Kafkasya olarak tanımlanan iki bölgenin iç içe geçmişliğini, hatta ayrılamayacağını gösteren benzersiz topraklardır. Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kartını da kullanarak bölgede hem kendi çıkarlarını kollayabilir hem de bölgedeki istikrarı besleyecek insani bir diplomasi yürütebilir.

 

Yabancı Savaşçılar

 

Şubat 2022 sonrası Ukrayna’daki savaş, gözlerin bir kez daha Kafkasyalı savaşçılara çevrilmesine neden oldu. Medyadaki görüntülerde Çeçenler ilgi çekse de konunun Gürcistan, Abhazya ve Güney Osetya cephelerini ilgilendiren tarafları da var. Gürcü savaşçılar ağırlıklı olarak Ukrayna saflarında savaşırken, Abhaz ve Oset savaşçılar da Rus ordusu tarafında savaşıyor. Kafkas insanının en büyük özelliği olan savaşçılık yeteneklerini bir kere daha gözlemlemek mümkün. Gürcüler sayıca daha kalabalık oldukları için haliyle cephede de aktifler. Güney Osetya ise nüfusuna oranla sahadaki en agresif ülke. Ukrayna’daki savaşın bitmesi halinde, meslekleri adeta savaşçılık olmuş bu insanların ne yapacakları önemli bir soru işareti. Kendi ülkelerindeki hükümetlerle de problemi olan bu savaşçılar ne olacak? Kafkasya’ya dönmeleri halinde kargaşa çıkarma potansiyelleri var. Suriye İç Savaşı’na muhalif cepheden katılan dindar Kafkasyalıların hedefleri de bu yöndeydi, gelecekte bir gün memleketlerine dönüp Rusya’ya karşı mücadele yürüteceklerdi, ancak planlar tutmadı ve birçok genç erkek sonu olmayan çatışmalarda yok olup gitti.

 

Ukrayna tarafında savaşan Gürcü grupları, Ukrayna Bölgesel Savunma Uluslararası Lejyonu çatısı altında en meşhur gruplar olarak gösteriliyor. Gürcü savaşçıların; Gürcü Lejyonu, Kafkas Lejyonu, Kara Kartal ve Tiflis isimli gruplarda örgütlendikleri biliniyor. 2014 yılından itibaren Ukrayna’da Rus ordusuna karşı savaşmaya başlayan Gürcülerin yaklaşık olarak 100 savaşçısını kaybettikleri ifade ediliyor. İddialara göre şu an sahada 1.500 kadar Gürcü savaşçı bulunuyor. 3,7 milyonluk Gürcistan nüfusu düşünüldüğü zaman büyük bir sayı değil ama sahadaki gruplar genel olarak milliyetçi bir bakış açısına sahip ve gelecekte Abhazya ile Güney Osetya’yı Gürcistan topraklarına katacaklarını söylüyorlar. En bilinen grup olan Gürcü Lejyonu’nun lideri Mamuka Mamulaşvili, medyaya yaptığı bir konuşmada 1990’lı yıllarda babasıyla birlikte Abhazya’da savaştığını söylüyor. İntikamcı söylemlere sahip Gürcü savaşçılar Ukrayna’da umduklarını bulamazsa memleketlerine geri dönüp Abhazya ve Güney Osetya’ya karşı bir mücadele başlatabilirler mi? Zor bir ihtimal, çünkü Gürcistan yönetimi zaman zaman Ukrayna’da savaşan Gürcülerin vatandaşlıktan çıkarılabileceği sinyalleri verdi ve yine çatışmalarda bulunan Gürcü liderlerin birçoğu Gürcistan’da çeşitli suçlardan dolayı aranıyor.

 

Abhazlar ve Osetlerin durumu ise daha farklı. Abhazya ve Güney Osetya, 1990’lı yıllardan itibaren neredeyse bütün dünya tarafından ambargoya uğradı. BDT üyesi olan Gürcistan’ın talepleri neticesinde Rusya’nın da 1996-2006 yılları arasında ambargo uygulayıcıları arasında olduğu unutulmamalı. Abhazlar ve Osetler özellikle 2000’li yıllarda Rusya Federasyonu vatandaşlığı alarak dünyaya açılma çabaları gösterdiler, 2008’de tanınan bağımsızlıklarıyla sağlam bir özgüven yakaladılar. Bunların ardından Şubat 2022’de Ukrayna-Rusya Savaşı’nın şiddetlenmesiyle Rusya vatandaşı olan Abhazlar ve Osetlerin zorla Rus ordusuna alınacakları yönünde bir korku oluştu, fakat bu zamana kadar böyle bir şey gerçekleşmedi. Yine de kan davasının, intikamın, cesaretin, savaşmanın önemli olduğu bu topraklardan savaşa katılmanın ya da katılmamanın motivasyonlarını açmak gerekiyor.

 

Abhazya’da Gürcistan ve Güney Osetya’ya göre daha soğukkanlı bir tutum var. 19. yüzyıl ve sonrasında Çarlık Rusya’nın baskıları sonucu kitlesel sürgünlere maruz kalan, kendi ülkelerinde bir dönem azınlık durumuna düşen Abhazlar, demografik adaleti tekrar tesis etmek için ölmekten ziyade nüfuslarının artmasına konsantre durumdalar. Genel olarak Ukrayna’daki savaşa katılmaya karşı çıkan, Rusya’yla tarihsel husumetleri bulunan Abhazlar, Moskova yönetiminin savaşta yenilmesi halinde Gürcistan’ın saldırganlaşabileceği senaryosu çerçevesinde askeri tedbirleri artırdılar. Abhazya’dan gönüllü-paralı asker olarak gidip Rus ordusu saflarında savaşanlar da var, ancak gidenlerin bir kısmı kendi ülkelerinde dışlanan, bir etki oluşturamayacak, adi suçlara karışmış, mafyatik, kriminal kişiler. Ukrayna’daki savaşta Rus ordusunda görev alan Abhazlar arasından bu zamana kadar 10 kişi öldürüldü, bu rakam Güney Osetya’daki ölümlerle karşılaştırılınca az, çünkü Abhazya’nın toplam nüfusu 250 bin.

 

2022’de şiddetlenen Ukrayna-Rusya Savaşı’nın ilk günlerinde Güney Osetya’dan resmî olarak Rus ordusuna 150 kadar asker gönderildiği medyaya yansıdı. Güney Osetya eski Cumhurbaşkanı Anatoli Bibilov, geçtiğimiz sene yaptığı açıklamada, Rus ordusu içerisinde savaşa katılan 1.100 vatandaşın olduğunu belirtti, yine aynı tarihlerde ölen asker sayısının yaklaşık 30 olduğu vurgulandı. Bu askerlerin gönüllü, paralı, resmî, gayrı resmî olup olmaması önemini yitirmiş durumda. İstatistiklere ne kadar güvenilebileceği şüpheli, çünkü Güney Osetya içe kapalı bir bölge. Ancak şu kesin, 50 bin nüfuslu Güney Osetya topraklarından 1.000 savaşçının cephede olması Gürcistan ve Abhazya ile kıyaslanınca fazla. Güney Osetya vatandaşlarının Rus ordusuna girme sebepleri; Kuzey Osetya’daki kardeşleriyle tek yürek olmayı hedeflemek, 2008’deki savaşta Rusya’nın onlara verdiği desteği unutmadıklarını göstermek, Ukrayna’da Moskova’nın gücünün azalması durumunda topraklarında Gürcistan işgalinin yaşanabilme ihtimalinin artması, işsizliğe alternatif savaşçı yeteneklerini kullanarak paralı asker olmak şeklinde sıralanabilir.

 

Yeni Vizyon

 

Ağustos 2008’de yaşanan savaşı Abhazya ve Güney Osetya üzerinden okumak, küresel güçlerin stratejilerinden özgürleşmeye ve yerel unsurları merkeze alarak yapıcı politikalar geliştirmeye yarayabilir. Bunun için özel bir çabayla Abhazya ve Güney Osetya’nın daha fazla araştırılması, anlaşılması ve açıklanması gerekmekte. Uzun yıllar bütün dünya tarafından ambargo uygulanan ve içe kapalı bir sistem geliştiren bu ülkeler ve insanlarının gerçek bir empatiye ihtiyacı var. Enerji kaynakları ve lojistik merkezli çıkarları gereği Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü önceleyen Batı merkezli bakış açısı, Abhazya ve Güney Osetya’yı bölgede yüzyıllardır en baskın ülke konumundaki Rusya’ya doğru itip, Abhaz ve Oset halklarını Kremlin sisteminin büyük ve kirli çarkları arasında ufak parçalar haline getiriyor.

 

Soğuk Savaş sonrası istikrarın kurulamadığı Kafkasya’da halkların savaştan bıktığı ve yeni çatışmalar istemediği açık. Nitekim 2022’de şiddetlenen Ukrayna-Rusya Savaşı’nın ardından bunun daha da belirginleştiği görülüyor. Ancak hem küresel hem de bölgesel güçler kendi çıkarları gereği Kafkas insanlarını etnik ve dinî hassasiyetler üzerinden manipüle ederek birbirine kırdırabilir. Kafkasya için yeni, istikrarlı ve yereli önceleyen politikalar geliştirmek gerekiyor. Bölgeyi köprü, tampon, enerji koridoru ya da diğer işlevselci, jeopolitik, jeostratejik, güvenlik merkezli bakış açıları ve tanımlamalarıyla değil; insanı merkeze alan, rehabilitasyonu hedefleyen, yeni nesil Kafkas gençlerine istihdam yaratacak bir vizyon ve misyon ile yeniden ele almak, yeniden tanımlamak lazım. 

 

Son söz olarak, Kafkasya’yla ilgili politika geliştirilirken yerel aktörlerin oyun dışı bırakılmasının oyun dışı eylemleri artırdığının, yani terör yöntemlerine başvurulmasına yol açtığının iyi anlaşılması gerekir. İşte tam olarak bundan dolayı, yapıcı Kafkasya politikaları geliştirmek için halkları merkeze alan bir empati yöntemiyle işe başlanması gerektiği açık.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.