“Ben Aç Olmasaydım Sen Olmazdın Tok”

Arap Baharı döneminde bir katalizör görevi gören rap müzik, son yıllarda ekonomik ve sosyal krizlerin pençesinden bir türlü kurtulamayan Lübnanlı gençlerin seslerini duyurmasında önemli bir rol oynuyor. Bu isimlerden birisi de Bu Nasser Touffar. Uzun süredir Türkiye’de yaşayan Touffar, birçok protesto ve gösteriye şarkılarıyla damga vurmuş biri. Touffar, kendi deyimiyle “devletin yoksullaştırdığı ve susturduğu marjinal toplulukların sessizliğini bozmak için sesini yükseltiyor”.

BU NASSER TOUFFAR

Mülakat: Mehmet İlhanlı

 

Geçtiğimiz 11 Ağustos itibarıyla Hip-Hop’un 50’nci yıldönümünü geride bıraktık. Bundan 50 yıl önce düzenlenen bir partide DJ Kool Herc mahlaslı, Jamaikalı Clive Campbell’in o güne dek görülmemiş yeni müzik performansı ve çaldığı özel DJ seti ile beraber Hip-Hop’un serüveni başladı. Rap müzik, DJ’lik, break dance ve graffiti olmak üzere dört temel unsurdan oluşan Hip-Hop, varoluş mücadelesini merkeze koyan bir kültür olarak kendine alan açıyor. Yoksul Afro-Amerikalıların yaşadığı gettolardan tüm dünyaya yayılan rap müzik, zamanla dünyanın dört bir yanında kötü yaşam koşullarından şikâyetçi gençlerin sorunlarını duyurmak için kullandığı politik bir enstrümana da dönüştü.

 

Rap müziğin Ortadoğu’daki politik mücadelede yerini alması ise nispeten daha yeni. Özellikle Arap Baharı döneminde bir katalizör görevi gören rap müzik, son yıllarda ekonomik ve sosyal krizlerin pençesinden bir türlü kurtulamayan Lübnanlı gençlerin seslerini duyurmasında önemli bir rol oynuyor. Yüksek enflasyon, her geçen gün daha da derinleşen sınıfsal ayrılıklar, bitmek bilmeyen politik karışıklıklar ve sürekli kendini farklı formlarda yenileyen mezhep ve din temelli çatışmalar; isyanın ve umutsuzluğun kıskacındaki gençlerin hem kendilerinin hem de ülkelerinin geleceği hakkındaki endişelerini daha da artırıyor. Yaşadıkları sorunları çeşitli yollarla duyurmaya çalışan bu gençler için rap müzik önemli bir araç olmuş durumda. El Rass, Gaafar Touffar, Al-Darwish ve Rayes Baeik gibi protest rapçiler, tüm bu krizleri şarkılarında anlatmaya çalışıyor. Bu isimlerden birisi de Bu Nasser Touffar. Uzun süredir Türkiye’de yaşayan Touffar, gençlerin öncülüğünde gerçekleşen 2019 Ekim Devrimi’yle birlikte diğer birçok protesto ve gösteriye de şarkılarıyla damga vurmuş biri. Şarkılarının sözleri sıklıkla pankartlarda yer bulmuş ve gençlerin öfkesinin bir dışavurumu olmuş. Bu Nasser Touffar, kendi deyimiyle “devletin yoksullaştırdığı ve susturduğu marjinal toplulukların sessizliğini bozmak için sesini yükseltiyor”. Politik taşlamaların sıklıkla görüldüğü şarkılarında sınıf ayrılıklarına, ayrımcılığa, eşitsizliğe, anti-demokratik pratiklere yoğun bir şekilde yer veriyor. Protest tarzından dolayı sadece doğup büyüdüğü Lübnan’da değil, şu anda yaşadığı Türkiye’de ve canlı performansları için gittiği Avrupa’da da zaman zaman sorunlar yaşayan Touffar, kendisini bir “yabancı” olarak tanımlıyor. Sanatçı son olarak, Beyrut’taki patlama sonrası yazdığı ‘Tar’ ve Almanya’dan aldığı vize reddi sonrası yazdığı ‘Safari’ şarkılarıyla gündeme geldi.

 

Müzisyen kimliğinin yanında yazar kimliği de bulunan Touffar’ın, 2016’da ve 2018’de yayımlanan ve çeşitli ödüllere layık görülen Al-Hrayek ve Al Qushnood adlı romanlarda da imzası bulunuyor. Sanatçı aynı zamanda Daraj Media adlı bir platformda Arap dünyasındaki müzik ve sanat konularıyla ve Lübnan siyasetiyle ilgili köşe yazıları yazıyor. Bu Nasser Touffar ile Dünya Hip-Hop Günü’nün 50’nci yıldönümünün kutlandığı bu günlerde rap müziğin bireysel hayatındaki ve Lübnan/Ortadoğu siyasetindeki yerini konuştuk.

 

Rap müziğe başlama hikâyenizi bizimle paylaşır mısınız? Ne zaman ve nasıl başladı? Güçlü sömürgecilik karşıtı duygulara sahip bir Ortadoğulu müzisyenin siyasal fikirlerini dile getirmek için Batı’dan ithal olduğu iddia edilen bir müzik türünü araç olarak seçmesi oldukça ilgi çekici. Rap müziğin hayatınızdaki yerini nasıl görüyorsunuz?

 

Rap müziği bir Batı müziği olarak tanımlamanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Rap, tarihin en önemli kurtuluş mücadelelerinden birinin, siyah Amerikalıların bugün de devam eden mücadelesinin müziğidir. Rap, dünyadaki adaletsizliğe karşı ortak bir mücadelenin ürünü. Ben de kalbimdeki ve zihnimdeki düşünceleri sağaltmak için rap müziği bir sığınak olarak gördüm hep. Mesela, yazdığım fakat bugüne kadar hiç yayınlanmamış olan ilk şarkımın, 15 yaşında bir vale olarak çalışırken deneyimlediklerim hakkında olması bir tesadüf değil. O zamandan beri müzik ve rap, bu dünyayı anlamak ve onun zulmüne katlanmak için bir yoldaşım oldu. Ezilen sınıflar ve ezilen halklar olarak maruz kaldığımız adaletsizlikleri anlamamı sağladı. Rap benim için hiçbir zaman eğlence olmadı. Bu yüzdendir ki en çok dinlediğim rapçiler genelde Immortal Technique, Brother Ali, Public Enemy gibi isimler. Şimdi benden gözlerimi kapatmamı, kendimi en sevdiğim ve benim için en güvenli olan yerde hayal etmemi isteseniz, kendimi sahnede şarkı söylerken ve seyircilerin gözlerinden güç alırken görürüm. Rap benim sığınağım. Küçükken aynanın karşısına geçer, kumandayı tutar ve Tupac şarkıları söylerdim. Bugün ise Avrupa’nın göbeğinde geniş bir sahnede elimde gerçek bir mikrofon tutuyorum. İşte benim için rap budur.

 

İKTİDARI MEMNUN EDEN ŞARKILAR YAPMAK, YAPILACAK EN KOLAY ŞEYDİR

 

Bir genç, aktivist, göçmen ve protest rapçi olarak farklı kimliklere sahipsiniz. Tüm bu kimlikler ve bu kimliklerin yarattığı sorunlar/zorluklar müziğinizi nasıl şekillendirdi? 

 

Bu yılın başında Beirut Records’tan Sandy Henoud ile yaptığımız iş birliği neticesinde yayınladığımız şarkıda sözlerime kendimi evimde, köyümde, Beyrut’ta, şu an yaşadığım Türkiye’de ve hatta birkaç kez gittiğim Avrupa’da bir yabancı olarak tanımlayarak başlıyoruz. Yabancılaşma duygumuz, bize ne yapmamız gerektiğini dikte eden merak duygumuzla birlikte doğan bir duygu. Bence bu verdiğimiz en önemli sınavlardan birisi. Bu duygudan korkup boyun mu eğmeli miyiz? Yoksa tehlikesi en güzel kısmı olan uzun ve karmaşık bir keşif yolculuğuna çıkmamız için bir fırsat olarak mı görmeliyiz? Böyle bakıldığında, iktidarı memnun eden şarkılar yapmak, yapılacak en kolay şeydir. Ama ben yaptığım şeylerde herkesten önce annemi memnun etmeye çalışıyorum. Gururla desin ki “Bu benim oğlum, bakın ne güzel şeyler yapıyor”. Ekmek paramı kazanmak için utanç verici şeyler yaptığımı görmesini istemem. Özellikle de bu ekmek sevdiklerimizin kanına bulanıyorsa. Etrafımdakilerin çoğu için yabancı olduğum fikrine ve müziğimde tiksindirici işlerinden bahsettiğim politikacılar tarafından nefret edilmeye alışkınım. Fakat bu, her yeni eser çıkarmaya karar verdiğimde kalemi elime almam için yeterli bir motivasyon.

 

Bir şarkınızda Lübnan’ı kastederek “Bu ülke bana sıkıntıdan başka bir şey vermedi” diyorsunuz. Bir diğerinde “Bin kez göçtüm, bir kere ölemedim memleketimde” diyorsunuz. Lübnan’da yaşayamadığınız ama onsuz da yaşayamadığınız bir durum var. Çaresizce sevdiğiniz bir ülke. Lübnan ile ilişkinizi ve göçmen olma deneyiminizi anlatabilir misiniz?

 

Bu güzel soru için teşekkürler. Lübnan ile ilişkim inanılmaz derecede karmaşık. Bunun hakkında aylarca konuşabilirim ama kısa keseceğim. Kırsalda kaderine terk edilmiş bir bölgede doğdum ve ‘aydınlık’ başkentin (Beyrut) eteklerinde, bakımsız bir banliyöde büyüdüm. Fakirdim, hâlâ fakirim ve bu asla bir tesadüf değil. Tam tersine, bu Lübnan’daki yolsuzluklara dahil olmayı veya elitlere yalakalık yapmayı reddeden herkesin kaderidir. Şu an yaşanan ekonomik krizden önce Lübnan, kelimenin tam manasıyla yoksulların kemiklerini öğüten bir ülkeydi. Bugün olan şey, bu yoksulluk çemberinin daha da genişlemiş olmasıdır. Maalesef, Lübnan bana zor bir hayat, işsizlik ve yoksulluktan başka bir şey vermedi. Buna itiraz ettiğimde ise bana hediyesi, belimdeki plastik mermi ve bolca yediğim dayak oldu. Yurtdışına çıktıktan sonra babam hastalandığı için Lübnan’a geri dönmek zorunda kaldım. Ülke maalesef babama da ölümden başka bir seçenek sunmadı. Çünkü yoksul ve bakıma muhtaç insanlar için gerçek anlamda ne ilaç ne güvence ne de bakım imkânı var. Lübnan’daki kanser hastalarının sokaklarda protestolara katıldığını düşünsenize! Dünyada bundan daha fazla sürrealizm ve hüzün olduğunu sanmıyorum.

 

Lübnan’da ilk konserimi verebilmek için ise beş sene beklemem gerekti. Konserimdeki sevgi dolu sıcak karşılama beni şaşırttığı kadar hüzünlendirdi de. Çünkü gerçekten de bir yerlerde hoş karşılanmayı özlemişim. Beni yiyip bitiren derin, gizli bir depresyondan ıstırap çekiyordum. Bu konser ile birlikte kapının ardında gizli duran ışığı görebildim. Ama diğer yandan da ülkemin de en az benim kadar parçalanmış olduğunu gördüm. Özellikle bu yıl, verdiğim konserler, yaptığım ziyaretler ve yazdığım yazılarla beraber Lübnan ile yeni bir ilişki kurabildim. Orada yaşayabilme isteğim, oradaki durumun daha iyi olması dileğimin bir tercümesi aslında. Sadece mali durumdan bahsetmiyorum. Lübnan’ı turist gözüyle değil de yakından tanıyan herkes, Lübnan’ın yavaş yavaş insanlarını yok eden, dezavantajlılar için yaşanmaz bir ülke olduğunu bilir.

 

RAP, GÖSTERİLERİN VE PROTESTOLARIN DİLİ OLDU

 

Rap müziğin Ortadoğu’daki sosyal ve politik değişimde nasıl bir rol oynadığını/oynayabileceğini düşünüyorsunuz?

 

Dünyada ve Arap ülkelerinde devrimler başladığında rap müzik ve Hip-Hop eski köklerine geri döndü. Yani, gençlerin ve ezilenlerin sözcüsü olarak tekrardan hizmet etmeye başladı. Tunus’taki, Libya’daki, Mısır’daki ve İran’daki gençlerin rap müziğin gerçek misyonunu yeniden canlandırdıklarını görüyoruz. Ki bu misyon farkındalık ve olumlu değişim yaratmaktır. Örneğin Lübnan’ı ele alalım. Rap, gerçek manada gösterilerin ve protestoların dili oldu. 10 yılı aşkın süredir yaptığım şarkılar yeniden hayat buldu. Tıpkı çiçeğe duran bir bitki gibi. Gösterilerde rap müziğin ön planda olması, yozlaşmış siyasal sistemin ve onun partilerinin içinden kopup gelen geleneksel müziğe başlı başına büyük bir darbeydi. Evlerimizi basıp insanlarımızı katleden, bizi en temel haklarımızdan mahrum bırakanlardan intikam almak istediğimiz gerçeğini yumuşatmamıza gerek yok. Bence boş ve anlamsız şiir günleri geride kaldı. Bugün, doğrudan sokaktaki protestolardan çıkıp gelen ve hükümdarın sarayında, onun eteği altında ‘ülke sevgisi’ hakkında şarkı söylemeyi reddeden rapçileri sahnede görüyoruz.

 

Şarkılarınızda işsizlik, kötü yaşam koşulları, ayrımcılık, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, yolsuzluk, anti-demokratik uygulamalar gibi sizin ve genç akranlarınızın karşılaştığı zorluklara ve sorunlara değiniyorsunuz. Rap müzik yapmaktaki temel motivasyonunuzdan bahsedebilir misiniz? Rap müzik, tüm bu zorluklara karşı daha iyi mücadele etmek için kendinizi motive etme biçiminiz mi? Yoksa bu sıkıntıların neden olduğu öfkenizi boşaltmak için bir araç mı?

 

Rap müziğin hayatımdaki rolü dönem dönem değişebiliyor. Yakında Beirut Records ile bir sözleşme imzalayacağım ve canlı performanslara yoğunlaşacağım. Farklı arka planlara sahip müzisyenlerle ve sanatçılarla daha fazla iş birliği yaparak kariyerimi ileri bir seviyeye taşımak istiyorum. Tabii ki, bu tür içeriklerle bir servet kazanamazsınız. Aksine, bir gününüzü zar zor güvence altına alırsınız. Ama zaten bundan fazlasını istemiyorum. Hayatımdaki değerleri kaybetme korkusu, hayatımı kaybetme korkumdan çok daha baskın. Rap, sabahları uyanma sebebim. Bugün hayatımın her anlamda kritik bir aşamasındayım. Çok şey kaybediyorum, özel ve profesyonel anlamda… Ama elimde sabit duran ve kayıp gitmeyen tek şey mikrofonum. Bu benim rap müziğe olan büyük bir borcum. Borcumu ödemek için elimden gelen her şeyi yapacağımdan emin olmak istiyorum. Öfkemi dışa vurma yolculuğuyla başladım rap müziğe. Sonra ailemin ve çevremin öfkesini… Bugün dünyanın her yerinden benimle sevgisini ve desteğini paylaşan ve bu şarkıları değerli gören insanlardan her gün onlarca mesaj alıyorum. Konuşamadıkları zaman ağızları oluyorum. Bu durumu çok seviyorum. Daha fazlasını isteyemezdim.

 

Geçen yıl konser vermek için Schengen vizesine başvurdunuz ve başvurunuz reddedildi. Daha sonra olumlu ve olumsuz tepkiler alan ‘Safari’ adlı şarkınızı yayınladınız. Bir ifadenizde, şarkıyı yayınladıktan sonra ciddi baskılarla karşılaştığınızı söylediniz. Şarkıyı yayınlamadan önce ve yayınladıktan sonra tam olarak neler yaşandığını bizimle paylaşabilir misiniz? Görünüşe göre şarkı vize reddine basit bir tepki değil, ötesine geçiyor. Tarihsel gerçeklere ve kolonyal zihniyete birçok gönderme var. Safari’nin gerçek hikâyesi nedir?

 

Dünyanın alt kısmında yaşayan bizler, tarihte olduğu gibi bugün de ‘beyaz adam’ın ağırlığının ve atalarımızın kemikleri üzerine inşa edilen refahının ızdırabını çekiyoruz. Ve burada sadece kölelikten bahsetmiyorum. Avrupalıların ‘Hamburger İmparatorluğu’nu ve bugün biz ‘orman insanları’na değerler dersi veren ‘hoş sarışın adam’ı inşa etmek için yaptıkları ve insanları yok etmek için kullandıkları metotlardan, tarihten ve istiladan da bahsediyorum.

 

Elbette rap, Afrikalıların kolonyal zihniyet tarafından maruz bırakıldığı kölelik, ayrımcılık, zulüm ve katliamların tarihi hakkında zihnimi aydınlatmada önemli bir rol oynadı. Malcolm X’in, Martin Luther King’in, The Black Panthers’in tecrübelerini okudum. Alex Haley’in büyük projesi ‘Roots’ da bu bağlamda çok büyük rol oynadı. Oradan, Amerika dedikleri kıtada yaşayan yerli halkın tarihini ve bugün bize demokrasiyi, insanlığı ve insan haklarını öğreten ülkeyi inşa etmek için milyonlarca insanı nasıl katlettiklerini öğreniyorsunuz. Bu çok ikiyüzlüce. Anlatabiliyor muyum? Ve politik farkındalığınızın gelişmesiyle, onlara karşı aşağılık hissiyatınızla, onların ülkesine taşınma hayalinizle, onların önünde değerlerinizden utanmanızla, onların neden olduğu kirli geçmişinizle ve şimdinizle bu mücadelenin zaten siz farkında olmadan içinizde var olduğunu keşfediyorsunuz. Hatta çöküşlerimizin ve iflaslarımızın çoğu ‘beyaz adam’ın nezaketine ve iyiliğine olan hayranlığımıza dayanıyor. Ve tabii bazı insanlarımızın kötülüğüne. Bazı Batılılar, bugün suçun kendilerinde değil; aksine hükümetlerimizde ve yönetimlerimizin sebep olduğu yoksulluklarda olduğunu söylüyor. Tam da söylediğim bu! Bu hükümetleri kim destekliyor? Meşruiyetini kim veriyor? Onları kim finanse ediyor? İsrail’i ve katliamlarını kim savunuyor? Mesela Irak’ı, Afganistan’ı, Libya’yı kim yok etti?

 

Kolonyal zihniyetin kötülüklerini 1.000 röportajda anlatamam. Tüm bunlara rağmen vize reddi patlamamın tetikleyicisiydi ama tek başına bir sebep değildi. Sebepler zaten günlük hayatımın bir parçası. Vizeyi reddetme biçimleri, bana karşı tutumları ve vermeme gerekçeleri…Günlük hayatımızda bize davranışlarından hiçbir farkı yok. Örneğin, bize ülkemizde LGBTQ gruplara nasıl davranmamız gerektiğini öğretmeye kalkıyorlar ama gidip Irak’ta onları bombalıyorlar. Onların ‘tertemiz’ topraklarına ayak basmak için çektiğimiz bunca aşağılanmalara karşılık, bir manyağın torunu ‘ormanlarımız’da macerasını yaşamaya, tüm lüksünü geride bırakıp Araplarla dostluklar kurmaya, “merhaba” ve “humus” gibi kelimeleri öğrenmeye geliyor. Onlardan korkması gereken biziz, tersi asla değil. Kölecilik yapan, işgal eden, katleden ve soykırım yapan onlar. Atalarımızın bedenleri onların kırbaçları altında çürüdü. Onların önünde kim olduğumdan asla utanmıyorum. Tam tersi.

 

Şarkımın videosu kısıtlandı. İçerik onlarca kez silindi. Her seferinde hesabıma giriş yapmalı ve içeriğin uygunsuz ve saldırgan olduğunu kabul ettiğimi onaylamalıyım. Videom önerilerde görünmüyor. Hesaplarımla ilgili sürekli sorunlar yaşıyorum. Artık hesabımdan para kazanamıyorum. Tabii ki bu paranın hayalini kurmuyorum. Zaten, hiçbir zaman ülkelerimizdeki hükümetlerle kurduğu iğrenç ilişkiler sayesinde fon alan kültür kurumlarından maddi bir destek ummadım. 

 

Artık Türkiye’de yaşıyorsunuz. Şarkılarınızda bazı Türkçe deyimler de kullanıyorsunuz. Türkiye’deki hayatınız nasıl? Özellikle Arapça konuşan topluluğa yönelik artan yabancı düşmanlığı göz önüne alındığında, göçmen bir rapçi olarak Türkiye’de müzik yapma deneyiminiz nasıl ilerliyor?

 

Yaklaşık beş yıldır Türkiye’de yaşadığım doğrudur. Dilin çoğunu öğrenebildim. Genel kültürünü kavradım. Güzel dostluklar ve anılar edindim. Tabii ki, dünyanın her yerinde olduğu gibi bazı ırkçı tutumlar veya belli başlı baskılardan kaynaklanan sorunlar olabiliyor. Ama kişisel deneyimim daha hafifti. Burada bir mülteci değilim. Fakat yine de kalmak için uygun bir nedenim olduğu sürece yenilenen bir oturum iznim var. Ayrıca, şehirden uzakta, gerilim potansiyelinin çok yüksek olmadığı bir köyde yaşıyorum. Bunun yanı sıra, tabii ki halkıma ve arkadaşlarıma ne olduğunun da farkındayım. Sadece onlara esenlik ve bu çılgınlık girdaplarından bir çıkış diliyorum. 

 

Bildiğiniz gibi Hip-Hop artık 50 yaşında. Hip-Hop’un bu önemli yıldönümünde röportajı okuyanlara beş şarkılık bir playlist yapsaydınız, kimleri listeye eklerdiniz?

 

Röportaj için teşekkür ederim. Bunlar benim favori şarkılarım değil ama şimdi aklımda olanlar:

 

1- Immortal Technique – 3rd World

 

2- Brother Ali – Uncle Sam Goddamn

 

3- Kendrick Lamar – The Blacker The Berry

 

4- Fugees – The Score

 

5- Little Simz – Venom 

 

Not: Röportajın başlığı, Bu Nasser Touffar’ın ‘Acid’ adlı şarkısından alıntıdır.


Bu Nasser Touffar YouTube Kanalı


En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.