Lübnan’ın Güneyinde Yıkımın İzleri…
İsrail Lübnan’ın büyük bir kısmından aylar önce çekilmiş olsa da sınır boyundaki yerleşimlerde hayata devam etmek imkânsız.
İsrail’in 2024 Kasım ayındaki ateşkesin ardından Lübnan’ın büyük bir kısmından çekilmesinin üzerinden aylar geçti ama ülkenin güney sınırındaki yerleşimlerinden ayrılmak zorunda bırakılan halk geri dönemiyor. Köylerde eşyalarını almak ya da evlerini onarmaya çalışmak için gelip gidenler dışında kimse yok.
Lübnan’ın güneydoğusunda, İsrail sınırı yakınlarındaki Kfar Kila köyünde eski bir benzin istasyonunda toplanan üç-beş kişiden biri olan 45 yaşındaki Mounif Hammoud “Elektrik yok, su yok, hiçbir şey yok, insanların çoğunun dönmesi mümkün değil” diyor.
Benzin istasyonundaki diğerleri gibi Hammoud da gündüz Kfar Kila’ya geliyor, akşam karanlık çöktüğünde ayrılıyor. Hammoud’un evi yıkılmış, yeniden inşa etmeye parası ve cesareti olmadığını söylüyor: “Ne zaman yeni bir şey yapsak bombalıyorlar.”
İsrail askerleri 18 Şubat’ta Kfar Kila’dan çekildi. Köyün muhtarı Hassan Chit’in telefon görüşmemizde söylediğine göre bugüne kadar köyde yaşayan 5.500 kişiden yalnızca yaklaşık 30’u geri döndü. Evlerin yüzde 90’ı, köyün elektrik ve su altyapısı, tarlalar ve 3.000 kadar zeytin ağacı harap olmuş.
Kfar Kila’daki manzara, sınır boyunca uğradığımız, hepsi Birleşmiş Milletler’ce (BM) sınır olarak işaretlenen Mavi Hat’tan hemen hemen 3 km uzaklıkta bulunan sekiz köyün büyük çoğunluğunda aynıydı. Çoğu yerde yıkım büyük ölçüde 13 ay süren çatışma sırasında değil, 27 Kasım’da ateşkes imzalanmasının ardından meydana geldi.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden (Human Rights Watch) Lübnanlı araştırmacı Ramzi Kaiss “Sınır köyleri halkın dönmesi için gereken temel gerekliliklerden yoksun olmaya devam ediyor. Maalesef büyük kısmı yerleşilemez durumda. Yüzlerce evin kontrollü bir biçimde yıkılması ve temel altyapının yerle bir olması insanların dönmesini imkânsız hale getirdi” diyor.
Hammoud tozlu beyaz Honda kamyonetiyle Kfar Kila’da bize rehberlik ediyor… Bir zamanlar fırın olan bir yerin önünde duruyoruz, tabelanın sarı ve kırmızı boyası parlaklığını kaybetmemiş. Hammoud, fırının 14 Mart’ta yeniden açıldığını söylüyor. İsrail’in 16 Mart’taki saldırısında yakılana kadar iki gün taze ekmek verebilen fırından geriye sadece bir kapı çerçevesi ve kömüre dönmüş molozların arasından çıkan plastik çatal bıçak seti kalmış.
Fırından arabayla birkaç dakika uzaklıkta, İsrail sınırına çekilmiş duvarın çok yakınında, yıkık dökük briket bir evin arka bahçesi, kökleri dışarda düzinelerce zeytin ağacının yerinden sökülmüş gövdesine mezar olmuş. Evin sahibi Ali Hammoud Chit, bölgede yaşayan bir çiftçi. Eşi ve üç küçük çocuğu için evi yeniden inşa ediyor. Telefonla yaptığımız görüşmede babasının zeytinlerini toplayıp domates ektiği toprağına dönmeyi umduğunu söylüyor.
Nisan ayı ortalarında bir sabah köyüne döndüğünde, henüz onarımını tamamlayamadığı duvarlarında sıvaya yapıştırılmış bir kâğıt bulduğunu, kâğıtta da Arapça “Hizbullah üyelerinin dönmesine izin vermeyin, ne evinize ne bölgeye… Ailenizi, akrabalarınızı komşularınızı ağır bedeller ödemek zorunda bırakmayın. Bizden uyarması” yazdığını, mesajın Abbas Ali Saleh adında birine yazılmış olduğunu söylüyor. Chit, tanımadığı bir adama yazılmış bu yazıyı bulduktan sonra evini inşa etmeyi neredeyse bırakmış. Yaşadığı yerden bir saat yol gelmeye değmeyeceğini söylüyor.
Köye kadar Hammoud’u takip ediyor, bir tepeye tırmanarak paramparça olmuş prefabrik bir binanın bulunduğu boş bir düzlüğe çıkıyoruz. Hammoud bu binanın kısa bir süre önce İsrail saldırısında vurulduğunu söylüyor. “Her gün ya da gün aşırı insanların inşa ettiği yeni şeyleri yıkıyorlar, bunu sürdürmeye yetecek paramız yok” diyor.
3 Mayıs gecesi, İsrail’in insansız hava araçları Kfar Kila’da iki prefabrik üniteyi vurdu. Belediye başkanı bu ünitelerin konut olarak ya da ticaret amaçlarla kullanıldığını ve hedef alınmadan yaklaşık bir hafta önce kurulduğunu söylüyor.
Güney Lübnan Konseyi, 30 Nisan’da, İsrail birliklerinin Güney Lübnan’dan çekilmesinin ardından 102 prefabrik ünite kurulduğunu ve bunlardan 47’sinin hasar gördüğünü bildirdi. Ziyaret ettiğimiz sekiz sınır köyünden beşinde, Nisan veya Mayıs aylarında vurulan prefabrik üniteler gördük.
İsrail ordusu, Kfar Kila’daki prefabriklere yönelik saldırılar hakkında yorum istediğimde “3 Mayıs’ta İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Güney Lübnan’da Hizbullah terör örgütüne ait askeri altyapıyı vurdu” yanıtını verdi. Lübnan sınır köylerine devam eden saldırıları hakkında da “IDF, İsrail Devleti ve vatandaşlarına yönelik herhangi bir tehdidi ortadan kaldırmaya ve Hizbullah terör örgütünün rehabilitasyonunu önlemeye yönelik faaliyetlerini sürdürecek” diye ekledi.
Sınır köylerinde yaşayanlar, Hizbullah üyelerinin bazı prefabrikleri Lübnan’ın belediye seçimleri öncesinde siyasi amaçlarla kullandığını söylüyor. Lübnan’daki hak savunucuları, militan faaliyetlerine paralel olarak Lübnan’ın büyük siyasi partilerinden olan Hizbullah’a veya silahlı kanatları olan diğer siyasi hareketlere üyelik veya bağlılığın, bir bireyin askerî hedef olmasına yeter sebep sayılmayacağını yineliyor.
Kfar Kila’nın az ilerisinde, Ekim 2023’te başlayan çatışmalar sırasında Hizbullah saldırılarından en çok etkilenen yerlerden biri olduğu söylenen kuzey İsrail köyü Metula yer alıyor. Metula’nın kırmızı renkli çatıları hâlâ sağlam duran iki katlı banliyö evleri, sınırın Lübnan tarafındaki evlerden geriye kalan gri moloz yığınlarıyla çarpıcı bir tezat oluşturuyor.
Güneyde, Kfar Kila’dan Houla’ya giden sınıra paralel yolun tehlikeli olduğu konusunda uyarıldık. Lübnan sınırındaki beş karakolda İsrail askerleri konuşlanmış… Şubat ayında İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, bu beş mevziiye atıfta bulunarak, İsrail güçlerinin güney Lübnan’daki bir “tampon bölgede belirsiz bir süre” kalacağını söylemişti.
Yol tarifi almak için durduğumuzda, bir sürücü, İsrail askerlerinin geçen arabalara ateş açtığı uyarısında bulunuyor. Bu nedenle daha uzun bir yol izlemeye karar veriyoruz. Ziyaretimizden sadece birkaç gün sonra Lübnan medyası, Houla yakınlarında konuşlanmış İsrail askerlerinin İsrail askerî faaliyetlerini belgeleyen bir gazeteciye ateş açtığını bildirdi.
Houla da ıssız görünüyor. Enkaz parçalarının arasından ıslık çalan rüzgâr dışında hiç ses duyulmuyor. Bir zamanlar İsrail sınırına bakan köyün merkezine ulaşmak için engebeli bir yoldan tepeye çıkıyoruz. Köyün çoğu yerle bir olmuş, bina olduğu kestirilebilen bir yapı neredeyse yok.
Houla’da ufak tefek yaşlı bir kadın tozlu sokakta bastonuna yaslanmış aksayarak ilerliyor. Köylüler onu “Hajjeh Hasna” olarak biliyor. 82 yaşında. Köyde yaşayan birkaç kişiden biri olan arkadaşını ziyarete gidiyor. Birlikte yürürken beş yetişkin çocuğunun aileleriyle birlikte Houla’dan ayrıldığını, evlerinin yıkıldığını söylüyor.
Houla’dan çıkarken, toprak rengi molozların arasında mücevher gibi parlayan yeni cips paketlerinin olduğu küçük bir büfenin önünden geçiyoruz. Sahibi, geri dönenler olacağını umarak yaklaşık bir ay önce büfeyi açtığını söylese de pek şansı varmış gibi görünmüyor. Öğleden sonra saat 3 gibi uğrayan ilk müşterisi biziz. “Burada kimse yok, geri dönmemize izin vermiyorlar” diyor. İsmini paylaşmaktan çekiniyor. Yazım yayımlandıktan sonra İsrail’in onu hedef alacağından korkuyor. Bir-iki ailenin Houla’ya geri dönmeye çalıştığını, ancak İsrail saldırılarının onları korkutup kaçırdığını söylüyor. 2 Mayıs’ta köyün eteklerindeki bir benzin istasyonunu vuran İsrail saldırısından bahsediyor. Lübnan’ın resmî haber ajansı bu saldırıda beş kişinin yaralandığını bildirmişti. Dükkânından ayrıldığımızda, İsrail’e ait bir insansız hava aracının ölümcül uğultusu Houla’nın üzerinde vızıldamaya başlamış ve sessizliği bozmuştu.
Sınırdan uzaklaşarak kuzeye doğru ilerledikçe hayat her kilometreden sonra canlanıyor gibiydi. Arabalar ve kamyonlar yolları doldurmaya başlıyor, çoğunlukla zırhlı Lübnan ordusu araçları ve silahlarla donatılmış BM barış gücü tanklarının bulunduğu boş sokaklardan geçiyorduk. Yıkım buralarda da çok büyük olsa da yeniden inşanın izleri giderek daha belirgin hale geliyordu: Yeni boyanmış mağaza cepheleri, yepyeni iskeleler ve moloz dağlarını taşıyan buldozerler.
Sınırdan 6 km kadar uzaktaki Beit Leif’te kalabalık bir kafede kahve içmek için durduk. Kafenin sahibinin kız kardeşi, 41 yaşındaki Ghada Mustafa gülümseyerek masamıza yaklaştı. Köyün 3.500 sakininin çoğu gibi, 27 Ocak’ta, ilk 60 günlük ateşkes döneminin sona ermesinden kısa bir süre sonra geri dönmüştü. “Neyse ki evlerimize döndük. Burası biraz daha güvenli, çünkü köy sınırdan biraz daha uzakta” diyor.
Beit Leif’te yaşayan 44 yaşındaki Ali Mustafa, kısa bir süre önce yeniden açılan fırından sıcak pide getirerek aramıza katıldı, bizi köy meydanındaki evine davet etti. Köy meydanı hareketliydi. Ortada büyük bir prefabrik ünite cami olarak hizmet veriyor, yakınlarda inşaat işçileri yeni bir evin iskelesini kuruyordu.
Mustafa balkonundan uzaktaki bir tepeyi işaret ederek İsrail askerlerinin hâlâ oralarda konuşlandığını ve köyü izlediğini söylüyor. Sonra sola, İsrail sınırına dokunan bir köy olan Aita al-Shaab’daki komşularının yerini işaret ederek “Geceleri İsrail’in insansız hava araçları onlara ateş ediyor” diyor; Beit Leif’in aksine, Aita al-Shaab sakinlerinin çoğunun hâlâ geri dönemediğini belirtiyor.
15 dakikalık bir sürüşün ardından, sadece üç dükkânın açık olduğu Aita al-Shaab’a vardık. İsrail saldırılarıyla harabeye dönüşmüş köyde dışarda sadece birkaç kişi görülebiliyordu. 50 yaşındaki Hala Qassam “Aita al-Shaab’da barış yok” diyor ve Beit Leif’e doğru bakarak “Burada yukarıdan daha fazla yıkım var” diye ekliyor…
Tarım Arazileri, Ormanlar ve Zeytin Ağaçları…
Lübnan’ın güney sınırı boyunca, tarım arazilerinin çoğu harap oldu. Zeytin ağaçları devrildi, meşe ormanları buldozerle yıkıldı ve çam ağaçları kesildi. Sınır bölgesinde yaşayanlar için arazinin tahribi önemli bir geçim kaynağını ortadan kaldırmakla kalmadı, miraslarını da kökünden söktü.
Sınırın merkezine yakın bir konumda bulunan Yaroun’un yeşil tepeleri, Dovev ve Yiron’daki İsrail yerleşimlerine kadar uzanıyor. Yaroun’un dükkânlarının ve binalarının çoğu, yemyeşil doğal alanları, zeytinlikleri ve tarım arazileriyle birlikte yıkıldı.
Yaroun muhtarı Mohammad Chahine (51), bizi köyün dış mahallelerine, bir zamanlar yüzyıllık meşe ağaçlarının bulunduğu 150 dönümlük bir ormana götürüyor. “Meşe ağaçlarıyla doluydu, hiçbir şey göremiyordunuz” diyor, kırmızı çamurlu bir arazide düzinelerce kalın meşe gövdesinin yattığı yere bakarak.
Chahine, ormanın tahribatının 2023’te başladığını söylüyor. İsrail’in 22 Ağustos 2024’te bölgeye saldırmasının ardından kaydettiği, ormanın üzerinden dumanların yükseldiğini gösteren videoyu bulmak için telefonunu açıyor. Chahin, 1,5 yıl boyunca yaklaşık 1.000 ila 1.500 meşe ağacının yok edildiğini tahmin ediyor. …
Geçtiğimiz sekiz sınır köyünün beşinde zeytin ağaçlarının kökünden sökülmüş olduğunu gördük. Aita al-Shaab muhtarına göre, Mavi Hat’ı sınırlayan duvarın bitişiğindeki zeytin ağaçlarına ek olarak 740 dönüm orman da yok edildi.
Sınır boyunca su ve elektrik altyapısı da harap oldu. Yaroun’da, bir zamanlar köye elektrik sağlayan büyük jeneratörler de yerle bir edilmiş. Chahine, İsrail askerlerinin 18 Şubat’ta köyden çekilmeden hemen önce tanklarıyla jeneratörlere saldırdığını söylüyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü araştırmacılarından Richard Weir’e göre, Yaroun’un yaklaşık 12 mil batısında, Tayr Harfa sınır köyünde bir su kulesi “doğrudan ateş açılarak” vuruldu.
Tayr Harfa’nın belediye başkan vekili Hüseyin Yusuf, telefonda “İsrail’in saldırganlığı altyapıyı tamamen tahrip etti, taş üstünde taş kalmadı” diyordu. Şimdiye kadar köyün 1.000 sakininden sadece altısının dönebildiğini söylüyor. Yusuf, tüm köylülerin geri dönmek istediğini “ancak yaşanabilecek evin olmaması, yeniden inşa olanaklarının bulunmaması ve İsrail ihlallerinin dönüşlerini geciktirdiğini” belirtiyor.
Lübnan’ın güney sınırının en batısındaki köy Naqoura’ya giderken, Akdeniz kıyısındaki Hristiyan çoğunluğun yaşamakta olduğu Alma al-Shaab köyünden geçiyoruz. Burası, Hizbullah’ın destek aldığı ve askerî varlığını dayandırdığı Şii Müslümanların çoğunlukta olduğu diğer köylerle kıyaslandığında belirgin bir biçimde daha az hasar almış. Ama Alma al-Shaab da neredeyse tümüyle terk edilmiş.
Boş sokaklarda arabayla dolaşırken 47 yaşındaki Chadi Nayef Sayah “Çoğu insan hâlâ dönmeyi istemiyor” diyor. …Tamamen yıkılmış iki eve yanaşıyor. İkisi de kardeşlerine aitmiş, kardeşlerinden biri Lübnan ordusunda generalmiş. Evler, İsrail birlikleri çekilmeden önce ateşkes sırasında yıkılmış. “Dönüşümüzü zorlaştırmak için” diyor, evlerin neden yıkıldığını düşünerek. “Belki de tampon bölge oluşturmayı planlıyorlar” diye ekliyor.
Sahil kasabası Naqoura’da da, sınır boyunca gördüğümüz manzara vardı. Savaştan önce, sık sık turistler kasabayı ziyaret eder, kasabanın kristal berraklığındaki suyu ve beyaz kayalıkları turistlerin ilgisini çekerdi. Ancak gösterişli kafeler ve lüks oteller kepenklerini indirmiş, şehir merkezi enkazla dolmuştu.
Kara sınırı Naqoura kıyı şeridinde son bulsa da tehlike Akdeniz’e doğru devam etmiş, İsrail insansız hava araçları Naqoura sularında balıkçılara ateş açmış, hatta balıkçıları kaçırmıştı.
Bir meyve ağacının gölgesinde oturan iki yaşlı adam, denizin bazı kısımlarının artık yasaklı ve balık tutmak için çok tehlikeli olduğunu anlatıyor. 75 yaşındaki Hassan Jahir, kardeşi Muhammed’in Naqoura kıyılarında balık tutarken kaçırıldığını ve üç aydan uzun süredir esaret altında olduğunu söylüyor. Lübnan’ın resmî haber kaynakları balıkçıların 2 Şubat’ta kaçırıldığını bildiriyor.
Çatışmaların en yoğun olduğu dönemde İsrail, Lübnanlı balıkçıların sınırdan 30 mil açıktaki su sahasına girmesini yasakladı. Bu yasak resmî olarak kaldırılmadı… “İsrailliler yüzünden denizden ayrıldım” diyor Jahir, “Lübnan’ın topraklarını ve denizini işgal ediyorlar” diye ekliyor, ışıltılı mavi sulara bakarak.
Bu yazı New Lines Mag sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.
HANNA DAVIS