COP28’in Ardından

İklim değişikliği konusunda gelişmiş ve fosil yakıt tedarikçisi devletler Paris Anlaşması’nda kabul edilen hedefleri yerine getirecek gerçekçi hedefler belirlemek yerine sorumluluklarından kaçmaya çalışırken, Türkiye gibi gelişmekte olan devletler de fosil yakıtlara bağlı enerji sistemlerinden vazgeçme ve yenilenebilir enerjiye geçiş konusunda direnç gösteriyor.

cop28

Geçtiğimiz ay Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) Taraflar Konferansı’nın 28’incisi (COP28) 30 Kasım-12 Aralık tarihleri arasında Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Dubai şehrinde gerçekleşti. İklim değişikliğiyle mücadele ve uyum adına faaliyetlerde kullanılacak olan finansman üzerine tartışmalar, kayıp ve zarar fonu, fosil yakıt kullanımından çıkış ve küresel durum değerlendirmesi, görüşülen önemli konular arasında yer aldı. Ayrıca COP28’in başkanı Sultan el-Cabir tarafından hazırlanan birçok bildiri, COP28’in tarafların bunları imzalayıp somut taahhütlerde bulunmadığı bir konferans olmasına sebep oldu. Yine de Paris Anlaşması’nda yer alan “Küresel Durum Değerlendirme Raporu”nun bu konferans esnasında hazırlanacak olması, COP28’in ana gündemini oluşturdu. 

 

Fosil Yakıtların Geleceği

 

COP28’de, fosil yakıt (petrol, doğal gaz ve kömür) lobilerinin, özellikle petrol krallıklarından Suudi Arabistan temsilcileri ve ev sahibi BAE’li konferans başkanı el-Cabir’in fosil yakıtları öven açıklamaları dikkat çekti. Bununla beraber fosil yakıtlardan zaman içinde uzaklaşılmasını, yeni ve yenilenebilir enerjilerin artırılmasını, kömürlü termik santrallerin azaltılmasını, yeni ve temiz enerji teknolojilerine adil bir geçişi, fosil yakıt ve fosil yakıt temelli enerji sistemlerine yönelik sübvansiyonların kaldırılmasını isteyen ve özendiren, fakat taraf devletlere yasal bir yükümlülük getirmeyen BMİDÇS kapsamında “İlk Durum Değerlendirmesi” kararı alındı.

 

Fosil yakıtların kullanımının, iklim değişikliği, küresel ısınma ve iklim krizinin başlıca nedenleri olduğu biliniyor. Ancak COP28’de alınan kararlar, hem BMİDÇS’nin hedefleri hem de Paris Antlaşması’nın küresel sera gazı salımlarını 2030’a kadar en az yüzde 45 azaltma ve küresel ısınmayı 1,5-2 ºC’de sınırlama gibi hedefleri için yeterli değil. Bu yeni karar, fosil yakıt üreticisi ve fosil yakıtlara bağımlı ülkeler için herhangi bir kısıtlayıcılık veya sınırlama getirmeksizin Paris Anlaşması’ndan gelen yükümlülüklerinin yerine getirilmesi konusunda serbestlik de getirmiş oldu. Bu, devletlerin iklim değişikliğiyle mücadelede ve etkilerini azaltmak için gösterdikleri uyum çabalarında kazandığı “esneklik”, Ulusal Katkı Beyanı, sera gazının ve fosil yakıt kullanımının azaltılması gibi hedeflerde de bir gevşemeye neden olacaktır.  

 

COP28 sonrasında, küresel fosil yakıt tüketimini azaltmaya yönelik çabaların artırılması konusunda 200 ülkeden temsilci anlaşmaya vardı. COP28 anlaşması, özellikle 2050 yılına kadar enerji sistemlerinde net-sıfıra ulaşmak için fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjilere adil ve düzenli bir geçiş çağrısı yaparak yenilenebilir enerji kapasitesinin 2030 yılına kadar üç katına çıkarılması, kömür kullanımının azaltılması için gösterilen çabanın artırılması ve karbon yakalama ve depolama teknolojilerinin hızlandırılması çağrılarına yer verdi. Ancak anlaşma, fosil yakıtlardan çıkmak isteyen 100 ülkenin bu talebini görmezden geldi.

 

İklim Finansmanı, Kayıp ve Zarar Fonu

 

COP28’de tüm taraflar Kayıp ve Zarar Fonu’nun ve finansmanının etkin hale getirilmesi konusunda anlaştı. İlk olarak 300 milyon dolarlık bir yatırım taahhüdünde mutabık kalındı. Kayıp ve Zarar Fonu, iklim değişikliğinden dolayı zarara uğrayan ve kayıpları olan kırılgan ve hassas devletler için Mısır’da düzenlenen COP27’de kurulmuştu. Bu fonun kurulması, iklim adaletinin dengelenmesi açısından tarihsel bir kazanım ve önemli bir adım olarak ifade edilebilir. Ancak yine de fondan faydalanacak olan kırılgan ve iklim değişikliğinde sorumluluğu bulunmamasına rağmen ondan etkilenen devletlerin uzun uğraşlar sonucu kabul ettirebildiği bir kazanım olduğu göz ardı edilmemelidir. 

 

Kayıp ve Zarar Fonu’nun işlerliğinin ölçülmesi şu anda pek mümkün gözükmese de, 2030 yılına kadar dünyanın iklim değişikliğinden dolayı alacağı hasarın maliyetinin 400-430 milyar dolar arası olacağı tahmin ediliyor. Kayıp ve Hasar Fonu’nda toplanan para ise COP28’in son gününde 792 milyon dolara ancak ulaşabildi. Fon, küresel ölçekte meydana gelen hasarların sadece 1000’de 2’sini karşılayabilecek meblağda. Başkan el-Cabir, fosil yakıtlardan çıkış yerine iklim finansmanı üzerine dikkatleri toplasa da finansmanın nasıl kullanılacağı üzerine bir karar alınmadı.

 

Kayıp ve Zarar Fonu’nun yanında iklim finansmanının kapsadığı bir diğer fon olan Yeşil İklim Fonu’na (Green Climate Fund) 3,5 milyar dolar eklenmesi kararlaştırılarak toplam 12,8 milyar dolara ulaşması amaçlandı. Uyum Fonu’na (Adaptation Fund) 134 milyon dolar, En Az Gelişmiş Ülkeler Fonu’na (Least Developed Countries Fund) 129,3 milyon dolar ve Özel İklim Değişikliği Fonu’na (Special Climate Change Fund) 31 milyon dolar ekleneceği ifade edildi. Yeşil İklim Fonu için verilen taahhütler yıllık 100 milyar dolar olması gerekirken bu miktarın çok altında kalındığı için fon yeterince işlevsel olamayacaktır. 

 

İklim finansmanlarına verilen taahhütlerin büyük bir kısmı, fosil yakıtlardan çıkışın önüne geçmek için bir odak dağıtma amacı taşıyor. İklim değişikliği ile mücadeleden ziyade ortaya çıkardığı hasar ve zararı azaltmaya yönelik uyum politikaları gelişmiş devletler tarafından daha çok tercih ediliyor.

 

Küresel Durum Değerlendirmesi

 

Küresel ısınmanın 1,5 derece sıcaklık artışında sınırlandırılması için sera gazı salımlarının 2030’a kadar yüzde 42 oranında azaltılması gerekiyor. Bu hedefin gerçekleşmesi en iyi senaryoda bile sadece yüzde14. Bu bilgilerden hareketle COP28’de gerçekleştirilen Küresel Durum Değerlendirmesi (Global Stocktake-GST) oldukça önem taşıyor. Küresel Durum Değerlendirmesi, Paris Anlaşması’nın 14’üncü maddesinde tarafların 5 yıllık periyodlarla 1,5 derece sınırı için yaptıklarını ve yapamadıklarını görmeleri açısından oluşturulmuş bir süreç. Emisyon azaltımı konusundaki ilerlemelerin değerlendirmeye tabi tutulduğu ve sonucunda da devletler için Ulusal Katkı Beyanı’nın belirleneceği bir çerçeve içeriyor.

 

Küresel Durum Değerlendirmesi süreci azaltım, uyum ve uygulama araçları üzerinden ilerleyerek 8 Aralık’ta bir taslak metin ortaya çıkardı. Bu metne göre yenilenebilir enerjinin üç katına ve enerji verimliliğinin iki katına çıkarılması taahhüdü tekrar edildi. Fosil yakıtlardan düzenli ve adil bir şekilde aşamalı olarak çıkılması önerildi. Devamında da kömür kullanımına son verilmesi yer aldı. Karbon yakalama teknolojileri ve düşük karbonlu hidrojen üretimi artırılarak sıfır ve düşük emisyonlu teknolojilerin yaygınlaşması önerildi. 

 

Fosil yakıtların ilk kez COP metinlerinde yer alması olumlu bir gelişme gibi gözükse de 11 Aralık’ta yayınlanan Küresel Durum Değerlendirmesi’nde fosil yakıtların kullanımına son verilmesine ilişkin herhangi bir madde yer almadı. Bu madde, Avrupa Birliği’nin ve iklim değişikliğine karşı aşırı kırılgan olan gelişmekte olan bazı ülkelerin talebiydi. Bunun yerine değerlendirme metninde karbon tutma teknolojisine sahip olmayan devletlerin kömürden aşamalı olarak çıkışına dair çağrı yer aldı. Sera gazı emisyonlarının “derin, hızlı ve sürekli azaltımına duyulan ihtiyaç” taraflara vurgulanırken bunun fosil yakıtların kullanımı bırakılmadan nasıl yapılacağına dair eleştiriler müzakerelerin uzamasına yol açtı. Bakıldığında, emisyonların azaltımı vurgulanırken bunun nasıl yapılacağına dair somut adımların metinde yer almaması ve esas sera gazını oluşturan fosil yakıtların kullanımının bırakılmak yerine azaltımı ve karbon yakalama teknolojilerine yapılan atfın metinde yer alması birbiri ile uyumsuz hedeflerdir. 

 

Avrupa Birliği delegelerinden Çevre Bakanı Eamon Ryan taslak metnin değiştirilip gelişmekte olan ülkelerde temiz teknolojiye yatırım fırsatlarının aşamalı olarak artırılmasına imkân sağlamaya dair maddeler yer almazsa taslağı imzalamayacaklarını açıkladı. Küçük Ada Devletleri İttifakı (AOSIS) Başkanı Dr. Pa’olelei Luteru ise 1,5 derece sınırlaması için öngörülen hedeflerin dışındaki hiçbir taslağı imzalamayacaklarını ifade etti. Özetle, 100’den fazla ülkenin Küresel Durum Değerlendirmesi için fosil yakıtlardan çıkış taahhüdü talebinin metinde bir karşılığı olmadı. Tarafların 2025 yılına kadar atmosfere saldıkları sera gazlarını, sektör ve kategori bazında açıklayacak ve 1,5 derece sınırına uyumlu olacak şekilde azaltım hedeflerini Ulusal Katkı Beyanı olarak ortaya koymalarına karar verildi.

 

Türkiye’nin Konumu

 

Konferans boyunca Türkiye’nin iklim diplomasisinde kolaylaştırıcı bir tutumda olmaktan imtina ettiği, etkili biçimde yenilenebilir enerjiye geçiş kapasitesini ortaya çıkarmadığı ve 2053 net-sıfır hedefinin kısa-orta vadeli iklim hedefleriyle uyumsuz olduğu görüldü. 

 

ABD, Avustralya, Brezilya, Polonya ve Meksika gibi fosil yakıta bağlı enerji sistemi olan devletlerin dahi imzasının bulunduğu Küresel Karbonsuzlaşmayı Hızlandırma Girişimi’ne imza atmadı ve ABD’nin bile imzalama taahhüdü verdiği Kömürden Çıkış Koalisyonu’na katılmadı. Türkiye, kömürlü termik santrallerini aşamalı olarak kapatmaya karşı bir direnç gösteriyor. 

 

Türkiye 11,2 gigavat olan güneş enerjisi kapasitesini 2035 yılının sonuna kadar 53 gigavat seviyesine, 11,6 gigavat olan rüzgâr enerjisi kapasitesini de 2035’te 29 gigavat seviyesine çıkarmayı hedefliyor. Yani güneş enerjisini beş katına, rüzgâr enerjisini ise 2,5 katına çıkarmayı planlıyor. Ancak, kendi hedefleriyle paralel olmasına rağmen, yenilenebilir enerji kapasitesinin 2030’a kadar üç katına ve enerji verimliliğinin ilerleme hızının ise iki katına çıkarılması taahhütlerine dahil olmayarak Küresel Karbonsuzlaşmayı Hızlandırma Girişimi’ne katılmayıp imza atmıyor ve iklim diplomasisinde yapıcı bir tavır sergilemiyor.

 

Türkiye’de ilgili sivil toplum kuruluşları, COP28 sürecinde alınan kararlara ve iklim değişikliğine karşı verilmesi gereken mücadelede yetersiz kalınan pozisyona dair taleplerini Türkiye İklim Başmüzakerecisi Fatma Varank ve müzakere heyetine bir mektup yazarak ilettiler. Buna binaen İklim Değişikliği Başkanlığı COP28’in son gününde sekiz farklı girişime katıldıklarını açıkladı. İklim ve Sağlık Bildirisi, Sürdürülebilir Tarım, Dirençli Gıda Sistemleri ve İklim Eylemi Bildirisi ile İklim Eylemi için Yüksek Hedefli Çok Düzeyli Ortaklıklar Koalisyonu bu girişimlerden bazıları. Ancak hâlâ çok önemli olan Küresel Karbonsuzlaşmayı Hızlandırma Girişimi Türkiye’nin katılmadığı girişimler arasında yer alıyor. Ayrıca Türkiye, iklim değişikliği konusunda herhangi bir finans taahhüdünde de bulunmadı. 

 

İklim değişikliği konusunda gelişmiş ve fosil yakıt tedarikçisi devletler Paris Anlaşması’nda kabul edilen hedefleri yerine getirecek gerçekçi hedefler belirlemek yerine sorumluluklarından kaçmaya çalışırken, Türkiye gibi gelişmekte olan devletler de fosil yakıtlara bağlı enerji sistemlerinden vazgeçme ve yenilenebilir enerjiye geçiş konusunda direnç gösteriyor. Avrupa Birliği ve iklim değişikliğinden aşırı etkilenen kırılgan ülkeler ise iklim değişikliği konusunda sorumluluk sahibi ve 1,5 derece sınırı hedeflerini uygulamak isteseler de küresel iklim rejiminin herhangi bir bağlayıcılığı olmamasından dolayı bu durumdan muzdarip.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.