Edebiyat ve Fikriyatta 40 Yıllık Emek: Cihan Aktaş

Şair ve yazar Metin Önal Mengüşoğlu, Necmettin Erbakan Üniversitesi’nden Prof. Dr. Abdullah Harmancı ve Aktaş’ın birçok kitabının editörlüğünü yapmış olan yazar Asım Öz, 40 yıl boyunca edebiyat ve fikriyat alanında emek vermiş yazar, mimar, hikâyeci, aktivist, romancı ve eleştirmen Cihan Aktaş’ı anlatıyor.

cihan aktaş

Edebiyat, fikriyat veyahut siyasette yılların emeği ile adından söz ettiren birçok sima vardır heybemizde. Bazen heybemizden bu simaları çıkarır, hatırlar ve hatırlatırız; bazen de heybede saklı kalırlar. Cihan Aktaş saklı kılınmayacak türden bir yazar olarak, 40 yıl boyunca edebiyat ve fikriyat alanında emek vermiş mimar, hikâyeci, aktivist, romancı ve eleştirmen olarak temayüz etmiş bir sima. 

 

Kuşkusuz birçok yönüyle bu simanın edebi ve fikri dünyasının kıvrımları, analiz edilmeyi ve anlaşılmayı hak ediyor. Nedeni ise dindar ve eğitimsiz, eğitimli ve seküler şeklinde formüle edilen iki profilin dışında oluşudur. Dindar, eğitimli ve kadın bir yazar olarak Cihan Aktaş’ın birçok karakteristik yönünün içinde sadece şunu belirterek, soruşturma dosyasında yer alan isimlerin analizlerine bırakmak kâfi olacaktır. Aktaş; dünyaya ve insanlığa ilişkin kaygılarını edebiyatlaştırmaktan çekinmeyen ve bunu da belli bir estetik kaygıyla inşa etmeye çalışan bir sima. Bu simayı, şair ve yazar Metin Önal Mengüşoğlu, Necmettin Erbakan Üniversitesi’nden Prof. Dr. Abdullah Harmancı ve Aktaş’ın birçok kitabının editörlüğünü yapmış olan yazar Asım Öz ile konuştuk.   

CİNSİYETSİZ BİR ROL MODEL OLARAK CİHAN AKTAŞ’I ANLATMAK CESARET İSTER

metin önal mengüşoğlu

Metin Önal Mengüşoğlu-Şair ve Yazar

Onu kız kardeşi gibi gören birine sorarsanız objektif bir değerlendirme alamazsınız. Neden, çünkü düşünür, mimar, yazar, eleştirmen ve insan hakları aktivisti kimliklerinin tümünü üzerinde en üst düzeyde taşıyan biri hakkında konuşmak cesaret ister. Aralarında bulunduğumuz muhafazakâr camianın ortalama bir ailesine mensup bu çocuktan/kadından asla beklenmeyecek ve tarihte benzerine rastlanmayan bir performans, bir enerji ve olağanüstü ustalık ürünleri okuduk. Eserlerinde birey psikolojisine dair derin analizlerle başlayan okuryazarlık serüveninde, aileden kendi toplumuna, oradan bütün dünya insanlığına uzanan sosyolojik oluşum ve gelişmelerin birinci elden tanıklığını buluruz. 

 

Bütün çalışmalarını bir tarafa bıraksak, yalnızca Esenler Belediyesi adına bu şehrin sosyolojisine dair yaptığı iki dev eser, Rüzgârla İyi Geçinmek ve Sokaklar Unutmuyor, üniversitelerin üstesinden gelemeyeceği harika araştırma metinleri içermektedir. Aylık Dergi’de 20’li yaşlarındayken yazıp yayımladığı ve Üç İhtilal Çocuğu adıyla kitaplaştırdığı o ilk metinlerini okuduğumda henüz geleneksel bir Türkiye erkeği olarak eşine ne yazık ikinci sınıf insan muamelesi yapan biriydim. Kadın kimliğiyle en genç yaşlarında bunca keskin ve köklü tespitler yapabilen biri sıfatıyla o kitap beni, eşime bakışlarımda inkılap çapında değişiklikler yapma yönünde uyarıyordu. 

 

KADINLARIN NELERİ, NE ÖLÇÜDE BAŞARABİLECEKLERİNİ GÖSTERMESİ BAKIMINDAN EMSALSİZ BİR ÖRNEKTİR

 

Biz Türkiyeli erkekler, sıradan insanlarımız da entelektüellerimiz de aile hayatına törelerin, ezberlerin, alışkanlıkların zebunu olarak başlıyorduk. Cihan Aktaş’ın tek başına bugünkü düşünce insanı ve edebiyatçı kimliğiyle biz erkeklerin arasında ve aynı hizada, hatta çoğumuzdan birkaç adım önde ısrarla bulunuşu, tarihimizdeki bir kırılmanın başlangıç noktası şeklinde tanımlanırsa asla yanlış olmayacaktır. Şimdi burada tek tek eserleri üzerinden bir şeyler yazmak münasip düşmeyecektir. Bu kısa tanıtımı çok genel bir çerçeve ile çizmek gerekirse, kadınların neleri, ne ölçüde başarabileceklerini göstermesi bakımından emsalsiz bir örnektir o. İşte tam burada benim onu cinsiyetsiz bir rol model şeklinde tanıtma sebebim ortaya çıkmaktadır. 

 

Geçmişimizde böyle birçok kimliği üzerinde en şık biçimde taşıyabilmiş birini tanıyorum: Mehmet Akif. Cihan Aktaş nazarımda o soydan gelen ve yaşarken düşünce, kültür ve edebiyat tarihimize damga vurmuş bir kişiliktir. Yapamazsın, sende iş yok, başaramazsın, sana göre değil, sen kim oluyorsun söylemleri bu toplumda en çok kadınların, biraz da çocukların işittikleri yargı cümleleridir. Cihan Aktaş çalışmaları bütün bu aforizmaları alabora ederek ezip geçmiştir. Türkçe konuşan, düşünen, hatta yazan insanlar onun eserlerinde ciddi kılavuzluklar bulacaklardır. Yeter ki külliyatı kronolojik sıraya göre okunsun, öğrenilsin, anlaşılsın.

CİHAN AKTAŞ, DÜNYAYA İLİŞKİN KAYGILAR TAŞIYAN BİR JENERASYONUN SON ÖRNEĞİDİR

abdullah harmancı

Prof. Dr. Abdullah Harmancı-Necmettin Erbakan Üniversitesi, Hikâyeci

Cihan Aktaş 1960 yılında doğdu. Yazarlığının 40’ıncı yılı. Önce düşünce yazıları ya da İslam tarihine göndermeler yapan kitaplar yazdı. Gazetecilik yaptı. Aktivist oldu. Bununla birlikte Cihan Aktaş, kendisi için Taksim Camii’nin altındaki kültür merkezinde yaptığımız etkinlikte, söyleşi konuşmasına başlarken “Hiçbir zaman edebiyatı sadece estetik bir faaliyet olarak görmedim” demişti. Örneği çok azalmış olan bir yazar tipidir Cihan Aktaş. O da dünyanın, ülkenin, insanlığın nereye gittiğine ilişkin düşünceleri olan, sadece politik demek istemiyorum, ama dünyaya ilişkin kaygılar taşıyan bir jenerasyonun son örneğidir. Bu jenerasyon içerisinde, yani bu kaygılara sahip olup da derdini edebiyatlaştıramayan çok yazar oldu. Ya da tersi bugünkü gibi, edebiyatı sadece estetik bir faaliyet olarak algılayanlar oldu. 

 

Cihan Aktaş’ın farkı ya da Yıldız Ramazanoğlu’nun farkı, edebiyatı salt edebiyat olarak görmemeleridir. Bir aktivist, bir mütefekkir, bir gazeteci olarak da baktılar edebiyata. Ancak bu tavırları asla edebiyatlarının değerini düşürmedi. Cihan Aktaş’ın farkı tam da burada ortaya çıkıyor. Bir taraftan dünyaya kaygılı bakışları var. Ama bir taraftan da edebiyata saygısını, sevgisini yitirmedi. Yani edebiyatı araçsallaştırmadı.

 

CİHAN AKTAŞ’IN EDEBİYATI, 1970’LERDE KAMUSALLAŞMIŞ DİNDAR VE EĞİTİMLİ KADIN TİPİNİN EDEBİYATIDIR

 

Cihan Aktaş’ın edebiyatı 1970’li yıllarda kamusallaşmış, toplum hayatına katılmış dindar ama eğitimli kadın tipinin edebiyatıdır. Bundan önce dindar ama eğitimsiz ya da eğitimli ama seküler kadın tipleri varken, 70’li yıllarla birlikte artık hem dindar hem de eğitim almış kadınlar ya da almak isteyen kadınlar Türk toplumunun bir parçası oldular. İşte Cihan Aktaş tam olarak bu üçüncü yeni kadın tipini edebiyatlaştırdı. 

 

Geride en az 50 kitap bıraktı. Hepsi edebiyat değil tabii. Bu 50 kitabı buna indirgeyemeyiz. Yani Müslüman kadınların birtakım hakları, toplumdaki sıkıntıları, erkek egemen dünyada yaşadıkları sorunlar diye indirgeyemeyiz. Böyle başladı ama bambaşka kaynaklar buldu Cihan Aktaş Edebiyatı, bambaşka damarlar buldu. Bugün de o damarlardan devam ediyor. 

 

Cihan Aktaş portresinin ikinci özelliği de Türkiye’de örneğini çok az görebildiğimiz entelektüel tavır sergileyen özgürlükçü bir bakışa sahip olmasıdır. Tam olarak aydınla entelektüel arasındaki farkı gösterir bize Cihan Aktaş. Aydın, ait olduğu cemaati konsolide eder. Bu cemaati belli hedefler için motive eder. Ama entelektüel tam anlamıyla ve olumlu anlamıyla söylüyorum, oyun bozandır. Sorun çıkarandır, tedirgin edendir. Her insanın tek tek doğru olanın ne olduğunu merak etmesini sağlar, her şeyi sorgular. Otorite kabul etmez. Elbette kutsalları olabilir ama hiçbir zaman ilkelerinin dışına çıkmaz. Dünyada çok azdır entelektüel, Türkiye’de de… Cihan Aktaş bu cesareti ve özgürlükçü tavrıyla, yani sosyal medya kullanımı, düşünce kitapları, edebiyat kitapları ve kurmacaları, hepsini katarak söylüyorum, özgürlükçü ve cesur tavrıyla aslında bir entelektüelin nasıl olması gerektiğini de bize gösterir. 

 

CİHAN AKTAŞ’IN BİR DİĞER FARKI, EDEBİYATI GÜNDELİK HAYATIN İÇERİSİNDE BİR MESAİYE DÖNÜŞTÜRMESİDİR

 

Son olarak şunu söylemek istiyorum. Cihan Aktaş Edebiyatı’nın çok farklı bir tarafı daha var. O da edebiyat yapma biçimiyle ilgili. Ya da şöyle söyleyelim, edebiyatı gündelik hayatın içerisinde bir mesaiye dönüştürmüş olmasıyla ilgili. 1950’lerin başlarında Sezai Karakoç’la başlayıp bugüne kadar gelen, Ahmet Kabaklı tarafından yeni İslamcı akım olarak nitelendirilen bir ekol var ortada. Hepimiz bu dergileri, bu isimleri biliriz. Bu ekol ilginç bir şekilde şiire ve öyküye odaklanmıştır. Çünkü edebiyatı yüksek parlama anları, yani duygusal anların, trans anlarının edebiyatı olarak algıladı. Bu zümre, bu ekol, yani son 75 yıldır çok sayıda sanatçı ve eser vermiş olan bu ekol, edebiyatı duygu parlamaları olarak anladı ve gündelik mesai gibi ya da bir işçilik olarak görmedi. Bu da aslında şu anlama geliyor, bu ekol içinden romancı çıkarmadı. 

 

Elbette son dönemlerde romancıların çıktığını biliyorum. Ama neredeyse günümüze kadar, son 10 senede meydana gelen değişmeleri dışarıda bırakırsak, bu ekol hep şiirden ve öyküden ya da denemeden ilerledi. Cihan Aktaş ise sadece romanlarıyla değil öyküleriyle de edebiyatı, bir gündelik mesai olarak gördü ve bunu edebiyatlaştırdı. Dolayısıyla Cihan Aktaş’ın öyküleri de, romanları da bizi uzunluklarıyla şaşırtır. Konya Devlet Tiyatrosu, Şair ve Gece Kuşu isimli romanını sahneye uyarladı. 2024’ün Kasım ayından itibaren bu oyun sergileniyor. Tam da yazarlığının 40’ıncı yılında bu gerçekleşti. Bunu da belki gündeme getirmek, haber yapmak gerekiyor. Maalesef, neredeyse hiçbir karşılığı olmadı. Sözlerimin sonunda bunu da arz etmek isterim.

AKTAŞ’IN YILLAR İÇİNDE FARKLILAŞAN YAKLAŞIMLARINA RAĞMEN SESİNDEKİ SÜREKLİLİK DİKKAT ÇEKİCİDİR

asım öz

Asım Öz-Yazar

Cihan Aktaş’ın Beyan ve Nehir yayınlarından çıkan kitaplarını 1990’ların ortalarından itibaren okumaya başladım. Pek dikkat edilmez ama onun hikâyeleri üzerine İslamcı düşünce dergilerindeki eleştirilerle, edebiyat dergilerindekilerin vurguları farklıdır. Bunun ayırdına varmam da İslamcılığa, “sıcağı sıcağına” özellikle de İslamcılık içinden yapılan keskin ve güncel eleştirilerin kamusallaştığı 1990’lara rastlar. Aktaş’ın Yeni Devir gazetesindeki yazılarıyla Aylık Dergi, Girişim, Kitap Dergisi, Bu Meydan, Nehir, Bilgi ve Hikmet, İzlenim gibi dergilerdeki metinlerini ise o günlerden bugünlere neyi taşıdığını öğrenmek maksadıyla neredeyse baştan sona 2010’larda okudum. Yine Aynur İlyasoğlu’nun 1990’larda Pazartesi dergisinde İslamcı kadınlar hakkında yazdıklarını da. Bunu belirtmemim sebebi, Aktaş’ın yıllar içinde düşünce menzilinin genişlemesiyle bazı noktalarda farklılaşan yaklaşımlarına rağmen sesindeki sürekliliktir. Ne var ki Aktaş’ın düşünce serüvenine eğilen sosyal bilimcilerin kaleme aldıklarında, hatta akademik tezlerde bile bu noktanın farkına varılamamıştır. Sorunlu kavramlaştırmalar ise her açıdan kısır ve talihsiz! 

 

Cihat Aktaş özelinde 1980’ler, genelde kadınlara kapalı matbuat dünyamızda düşüncenin ve edebiyatın hakkını “söke söke aldığı” yıllardır. Bu dönemde sinemayla da ilgilenen Aktaş, sinema yazarı olarak da temayüz edecektir. Onun Türk ve dünya sineması üzerine çok sayıda metni ve röportajı var. Mesela İranlı yönetmenlerle yaptığı ve 1990’lardan itibaren fasılalarla Dergâh dergisinde yayımlanan fakat kitaplaşmayan söyleşilerini hatırlayabiliriz. Bu çerçevede hazırlığı yıllarca süren Şark’ın Şiiri İran Sineması (1998) kitabı göz ardı edilmeyecek derecede değerlidir.  

 

Cihan Aktaş okumalarım 2000’lerin başlarında Pınar Yayınları’ndan çıkan ve 28 Şubat sürek avında TCK 312’nci maddeye aykırı bulunarak toplatılan incelemesi Bacı’dan Bayana: İslâmcı Kadınların Kamusal Alan Tecrübesi (2001),  ilk romanı Bana Uzun Mektuplar Yaz (2002) ve hikâyelerinden bir demet sunan Halama Benzediğim için (2003) ile sürdü. Bu dönem Türkiye’sinde düzenin belli ölçüde normalleşmesiyle endüstriyel yayıncılar farklı yayınevleri kurdular. Hem sola hem de İslamcı, muhafazakâr ve mütedeyyin çevrelere aynı anda açılmak isteyenler öne çıktı. Aktaş’ın böylesi bir mecradan okurlarla buluşan Dünün Devrimcileri Bugünün Reformistleri: İran’da Siyasal, Sosyal ve Kültürel Değişim (2004), Türban’ın Yeniden İcadı (2006), Duvarsız Odalar (2005), Bir Hayat Tarzı Eleştirisi İslâmcılık (2007) ve Seni Dinleyen Biri (2007) kitaplarıyla okumalarımın biraz daha derinlik kazandığını söyleyebilirim. 

 

Cihan Aktaş’ı okuma serüvenimde, düzyazılarından İran odaklı bir seçki hüviyetindeki Yakın Yabancı (2008) kitabından yazı hayatının 40’ıncı yılında okurla buluşan hikâyeleri Kar Gibi Patiskalar (2024) ile Esenler eksenli Sokaklar Unutmuyor (2024) adlı çalışmasına uzanan hattın ise benim nazarımda ayrı bir yeri var. Çünkü 17 yılı bulan bu dönemde kitaplarının hazırlık sürecine dâhil olduğum için yazdıklarının ilk okurlarından biri konumundaydım. Aktaş’ın hem türler düzleminde hem de Türkiye’de ve dünyada en çok tartışılan meselelerle ilgili vurguları açısından eserlerine ilişkin üstünkörü bir değerlendirme yapmamın doğru olmayacağını düşünüyorum. 

 

ŞAİR VE GECEKUŞU ROMANININ VURGULARI, DÜŞÜNCELERİNİN TEMEL MESELELERİNİ KAVRAMAK BAKIMINDAN İHMAL EDİLEMEZ

 

Cihan Aktaş’ın yazı hayatını ve külliyatını dönemler içinde değişen/değişmeyen yönleriyle incelemek bize gerçekçi bir portre sunabilir. Dikkatli bir bakış, onun dünyasını külliyatının dışında tuttuğu, tutmasa da yeni baskıları yapılmayan eserleri de dâhil olmak üzere kitaplarına yansıyan perspektifi yakalayabilir. Aktaş’ın, edebiyat, inceleme-araştırma ve sinema metinleri üzerinden kültürel hayatımıza katkıları, özelde 1980 kuşağı genelde ise İslamcılık zaviyesinden yıllar boyu tartışılacak. 

 

Bugün biraz “harcıâlem” lakırdılara kurban edilen İslamcılık etrafındaki farklı temaları merak eden herkes, görüşü ne olursa olsun, Aktaş’ın metinlerini okumadan incelemesini tamamlayamaz. Aktaş, son derece ilginç agorafobi kavramlaştırmasından günümüz toplumunda mütedeyyin kadının rolüne, devrimlerden şehirlere kadar farklı görüşler ileri sürmüştür. Ne var ki yazarları değil, yazarların özetlerini okumaya yatkın egemen kültür, Aktaş’ın dünyasını yazı hayatının başlangıç yıllarıyla sınırlamıştır. Aslında bu, onunla ilgili akademik ve popüler çalışmaların en temel problemidir.

 

Şimdi biraz da edebî eserlerine bakalım: Cihan Aktaş’ın hikâye ve romanları meseleleri açısından fazlasıyla önemli, Türk edebiyatının eski/yeni sorunlarıyla irtibatlı, bu hemen anlaşılabilir. Eleştirmenler “yazarın dünya görüşüyle kurmacanın estetik değerini birbirine karıştırmamak” gerektiği düsturunu hatırlatıyor nice zamandır. Yine bazıları  “edebî değerle dünya görüşü” ayrımının karmaşıklığına dikkat çekiyor haklı olarak. Her iki açıdan Aktaş’ın yazı serüvenine bakıldığında birkaç eserle sınırlı değerlendirmelere kurban edilen bir külliyatla karşı karşıya kaldığımızı söyleyebiliriz. Sözgelimi Aktaş daha ziyade Üç İhtilal Çocuğu (1991) ile aynı dönemde kitaplaşan hikâyeleriyle biliniyor. Bunlarla ilgili genellemelerse yazarın özerk öznelliğinin karmaşık koridorlarına girmekten uzak kalıyor çoğu zaman. 

 

Geçmiş geleceği de çağrıştırır ama yazarın hikâye türündeki yolculuğu açısından 2000’lerle 2010’larda yayımladığı çok katmanlı kitaplarının her birinin ayrı ayrı ve belli şablonlara tıkıştırılmadan ele alınması gerekir. Ne ki “kalbin elem günlerinde” okurlarla buluşan Fotoğrafta Ayrı Duran (2017) kitabındaki hikâyeler mültecilere dikkat kesilen çevrelerin bile radarına girebilmiş değil. Romanlarından en çok bilineni Bana Uzun Mektuplar Yaz. Geçen yıl tiyatroya da uyarlanan Şair ve Gecekuşu (2021) romanının vurguları, düşüncelerinin temel meselelerini kavramak bakımından ihmal edilemez. Aktaş’ın edebî metinlerini anlamak için farklı yaklaşımlardan yola çıkılabilir ama lise yıllarından itibaren okuduğu Halide Edip’le Türk edebiyatının belli isimleri üzerine, portre yazıları ve incelemeleri afaki değerlendirmelerden kurtulmanın yolunu açabilir.

 

Tekrar bütüne dönelim: Cihan Aktaş, kültürün neredeyse tümünü; edebiyatı, düşüncesi, hafızası, din telakkileri ve sinemasıyla katetmiş, farklı türlerde eserler vermiş çok verimli bir yazar. Onu okumayan neresinden bakarsanız bakın eksik kalır. Galiba en doğrusu yazı hayatının 41’inci yılındaki Aktaş’a kırk bir kere maşallah demek. Elbette metinleri yakın okumaya tabi tutulduğunda bazı eleştiriler ileri sürülebilir, hatta eleştirilerinin eleştirisi de yapılabilir. Fakat bunun için öncelikle takdir, kavrayış ve özen gerekir.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.