Vertigonun Verdiği Acı: Dilan Hakkında Neden Konuşmalıyız?

Genç bir kadının gündelik yaşantısından kesitler sunan Dilan Hakkında Konuşmalıyız, günümüz genç kuşağının ortak sorunlarını görünür kılması açısından son derece değerli bir mokümanter. Dilan’ın hikâyesi, daha iyi, daha müreffeh, daha özgür bir hayatın umudunu tamamen kaybetmekte olan bir gençliğin hikâyesi.

dilan hakkında konuşmalıyız

Dilan. 30’undan gün almış. Aile evinde yaşıyor. Kendi alanında henüz iş bulabilmiş değil. “Düşünmeye” vakti olsun diye de dayısının emlak ofisinde part-time çalışıyor.

 

Genç bir kadının gündelik yaşantısından kesitler sunan Dilan Hakkında Konuşmalıyız, günümüz genç kuşağının ortak sorunlarını görünür kılması açısından son derece değerli bir mokümanter. Dilan, potansiyelini gerçekleştirememiş, yönünü kaybetmiş, kaygı ve belirsizlikle kuşatılmış vertigolu bir gençliğin ete kemiğe bürünmüş bir hali.

 

Gençlik, genelde yetişkinlik üzerinden tanımlanır. Genç, yetişkin olmayandır. Dolayısıyla yetişkinin sahip olduğu imkânlara da sahip olmayandır. Söz konusu imkânlar ekonomik özgürleşme olabilir, aile kurabilme olabilir ya da rutine sahip olabilme olabilir. Dilan, bunların hiçbirini elde edebilmiş değil. Üniversiteden mezun olmasının üzerinden altı yıl geçmiş olmasına rağmen henüz iş piyasasına da tam anlamıyla dahil olamamış. Dolayısıyla Dilan ne yetişkin ne de genç: Arada bir yerlerde, sıkışmış, esnetilmiş bir gençliği yaşıyor. Gençliği geride bırakmak için attığı her kulaç boşa gitmiş. Bundan dolayı, “yapamamaktan, becerememekten” çok korkuyor. Geçmişin kötü deneyimleri Dilan’ın geleceğini belirsizleştiriyor, ayağının altındaki zemini kayganlaştırıyor. Jock Young’ın metaforu ile tanımlayacaksak Dilan bir “vertigo” yaşıyor.

 

Young’a göre “vertigo”, geç modernitenin geçmeyen bir rahatsızlığı. “Güvensizlik duygusu ve belirsizlik, kaos ve düşme korkusu”nu içeriyor. Mokümanter boyunca Dilan’ın bu vertigolu hali oldukça çarpıcı biçimde yansıtılıyor. Dilan, kendini tekrar eden bir belirsizlik ve kaos içinde. Bu da onun dünyayla kurduğu ilişkiyi sarsıyor; gözünü korkutuyor. Ayrıca, eğitim hayatında elde ettiği diplomalar, henüz “hayali kurulan” bir işle karşılık bulabilmiş değil; dayısı kadar cebini dolduramıyor. Ailesinin ekonomik beklentilerini karşılayamadığı için de zamanla “inkâr edilmiş bir dışlanma” ile karşı karşıya kalmış. Ne annesi ne dayısı ne de öğretmeni… Hiçbiri onu görmüyor. Dilan’ın “Kendimi nerede görüyorum? Görmüyorum, görebilen var mı?” isyanı da bu yüzden.

 

Annesi evini, dayısı işini açmış ona, fakat “ürettiğin kadar varsın” sisteminin içinde bir hayaletin varlığı kadar yer edinebiliyor. Bu sistem öyle bir sistem ki üretimdeki noksanlığı şahsileştiriyor, gence yetkinliklerini, kapasitesini sorgulatıyor. Dilan’a göre üretimsizlik, dış faktörlere bağlı değil. O, sorunu kendi içinde arıyor. Sebep, belki bipolar olması, en olmadı bir vitamin eksikliğidir. Aslında o da içten içe sorunun dışarda olduğunun farkında. Fakat, bunu her yerde dile getiremiyor. İsyanı ancak kamerayla baş başa kaldığında ortaya çıkıyor.

 

Dilan’ın bu isyanı her şeyden önce özgürlüğü, refahı, eşitliği eşit paylaşmayan; fakat yoksulluğu ve yoksunluğu herkese eşit pay eden düzene bir başkaldırı. Türkiye’deki mevcut genç kuşak kendinden önceki nesillere kıyasla yoksul olan ilk kuşak. Birçok genç için matematiksel işlem yapmadan dışarı çıkmak bir lüks. Fikirlerini özgürce ifade etmek bir imtiyaz. Kariyerini torpile takılmadan inşa etmek ise bulunmaz bir nimet. Dilan için de aynı şey geçerli: “Sanki herkesin arkasında onu destekleyen güçlü birileri var. Benimkiler zayıf.” Kaderin tüm bonkörlüklerinden yoksun olan Dilan gibi gençler, bir de önlerine konulan engellerle başa çıkmak zorunda bırakılıyor. Yani Dilan da akranları da aslında engellere isyan ediyor.

 

Yine gençler, James Côté’nin tabiriyle “proleterleşen gençlik”lerine isyan ediyor. Gençlik, bir geçiş dönemi. Bu dönemi sağlıklı bir şekilde geride bırakabilmek ve yetişkin olabilmek için bir dizi siyasal, sosyal, ekonomik ve psikolojik ihtiyacın karşılanması gerekiyor. Fakat sosyal olarak bölünmüş, ekonomik olarak emek sömürüsüne açık ve psikolojik olarak yeşil reçeteye mahkûm bir düzende bu geçiş kolay olmuyor. Mokümentarın sonlarına doğru verilen gençlik halleri bunun en güzel örneği. Onca yıllık eğitime rağmen güvencesiz işlerde çalışan, ay sonunu zor getiren, geleceğini göremeyen proleter bir gençlik. Onlar için ne gençlik geçmişte ne de yetişkinlik gelecekte. Tam bir yönünü bulamama hali.

 

Tüm bu isyan halleri Dilan kamerayla ya da arkadaşlarıyla baş başa kaldığında dile geliyor. Dayısıyla annesiyle ya da insan kaynakları müdürüyle muhatap olurken ne isyanından ne de özgüveninden eser var. Kalabalıktayken, yani sistemin bir parçası olmaya çalışırken, Dilan da akranları da oldukça temkinli. Zira seçeneksizlik, temkinli olmayı gerektiriyor. Her adım, düşünülerek atılmak zorunda. Gençlerin, bir iş bulmak, para kazanmak ve sistemin çarkına dahil olmak için uzlaşmak ve kendilerini beğendirmek dışında bir seçeneği yok. 

 

Kaurismaki’nin Ariel filmi bir şarkının şu sözleriyle sona eriyor: “Ve kurmaya cüret ettiğiniz hayaller gerçek oluyor.” Bugün, tıpkı Dilan gibi, iyi bir hayatı hayal etmeye dahi cüret edemeyen bir genç kuşak var. Binlercesi geleceğin kasvetli belirsizliği ile boğuşuyor. Aslında Dilan’ın hikâyesi, daha iyi, daha müreffeh, daha özgür bir hayatın umudunu tamamen kaybetmekte olan bir gençliğin hikâyesi.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.