Joe Biden ve Avrupa Yollarını Ayırıyor

Avrupa Birliği üyesi ülkeler için Joe Biden’ın politikaları, Donald Trump’ın politikalarından göründüğü kadar farklı değil.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Başkan Joe Biden, Avrupa Birliği 30 Ağustos’ta Amerikalılara yönelik seyahat kısıtlamalarını yeniden yürürlüğe koyma kararı aldı diye oy kaybetmeyecek. Ama bu kötüye işaret.

 

Bu hamle; Amerika’da Delta varyantının bulaşma oranının yüksek olması kadar, Biden’ın Avrupa’nın bu yaz ABD’den seyahat edenlere yönelik kısıtlamaları kaldırma kararının benzeri bir karar alma konusunda gösterdiği isteksizlikle de ilgili. Biden’ın, kendisinden yasağı kaldırmasını istemiş olan Alman Şansölye Angela Merkel ve diğerlerinin ricalarına karşılık vermesi pek sorun olmazdı. Ama bu durum ABD’deki aşı karşıtlarıyla başka bir mücadeleye daha girmek anlamına gelirdi. Biden’ın bu konuda çaba göstermeyi reddetmesi AB’nin etkisizliği konusunda çok şey söylüyor.

 

Tüm bunlar Avrupa’ya Donald Trump’ı hatırlatmaya başladı. Üslup düzeyinde Biden ve Trump arasındaki fark gerçekten büyük. Biden sempatik, mevkidaşlarıyla şakalaşıyor ve genellikle doğru şeyler söylüyor. Biden’ın bir grup fotoğrafı için poz verirken başka bir ülkenin liderini kenara ittiğini düşünmek ne kadar zorsa, onu soyadını taşıyan bir otel zinciri açarken hayal etmek de bir o kadar zor. Ancak hoş olmak iyi bir müttefik de olunduğu anlamına gelmiyor. Avrupalılar, bunu nazara alarak, Biden ve Trump arasındaki süreklilikleri görmeye başladılar.

 

Bunlardan en göze çarpanı, Biden’ın dinliyor görünse dahi Avrupalı liderlerin görüşlerine pek değer vermemesi. Bu konuda kimi zaman haklı olabilir. Avrupalı liderlerin birçoğu Biden’ın ABD birliklerini Afganistan’dan çıkarma usulü konusunda sert yakınmalarda bulundu.

 

Ancak bu eleştirilerin birçoğu, bilhassa da Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’unkiler, inandırıcı değildi. Fransa birliklerini Afganistan’dan 2014’te çekti. Yine de Afganistan, Biden’ın Trump’ın senaryosuna sadık kaldığı bir alandı. Afganistan’da hâlâ birlikleri bulunan Birleşik Krallık gibi ülkelerse bu konunun istişare edilmemiş olmasına kızgın.

 

 

Bu, Biden’ın Avrupa’yı gafil avladığı ilk durum değil— ve bu durum aleyhine dönebilir. Başkan Mayıs ayında Dünya Ticaret Örgütü’nde, küresel aşı patentlerinin askıya alınmasını isteyeceğini duyurmuştu. Bu, gözü kara ve beklenmedik bir hamleydi. Ama bir yere varamadı, başlamadan bitti. Bu hamle Avrupalıları hazırlıksız yakalamıştı, onlar da bunun icabına baktılar.

 

Buradan Biden’ın, büyük ilaç şirketleriyle uğraşmakta olduğu izlenimi vererek Amerika solunu hoşnut etmeye çalıştığı sonucuna varılır. Biden’ın yetkilendirdiği bürokratlar AB hükûmetleriyle ilgili herhangi bir hazırlık yapmadı, bu girişime imkân sağlayacak herhangi bir takip de  gerçekleştirmedi. Bununla caka sattı.

 

Daha önemli bir konu, Biden’ın Avrupa’ya ihtiyaç duyup duymadığı. Açıkladığı üç öncelik, Covid, iklim ve Çin. Çin’e nasıl yaklaşılacağı konusundaki Transatlantik anlaşmazlığı, Biden’ın Beyaz Saray’daki ilk sekiz ayının anlatılmamış hikâyelerinden biri. ABD ve Avrupalı müttefikleri henüz Çin konusunda tatmin edici ortak bir cephe oluşturmadılar, böyle bir cephe oluşturmaları da pek olası görünmüyor.

 

Avrupa’nın, özellikle de Almanya’nın ticaret odaları, aşağı yukarı Amerika’nın büyük işletmelerinin birkaç yıl öncesine kadar bulunduğu konumdalar: Çin pazarına olan erişimlerini sürdürmek için var güçleriyle lobi yapıyorlar. Hassas teknolojinin sınırlı alanları dışında, Çin ile bağın kesilmesi konusunda Avrupa’nın

 

Avrupa’da olduğu gibi Hint-Pasifik’te de bu durum geçerli olmayı sürdürecek gibi görünüyor. Amerika’nın müttefiklerinin büyük bir kısmı, ABD ile yapmakta oldukları ticaretin çok daha fazlasını Çin ile yapıyor. Biden Amerikasının ticaret anlaşmalarına, hatta dijital anlaşmalara, Trump Amerikası kadar alerjisi olduğu için, bu durumun değişmesi pek mümkün değil.

 

Biden’ın ağır basan önceliği yurt içi harcama önergelerini kabul ettirmek ve gelecek sene yapılacak olan ara seçimi kazanmak. Yabancılarla ekonomi anlaşmaları yapmak ekstra kapasite gerektirir ve ülke içinde olumsuz sonuçlar verebilir. Biden başkan olduğu sürece, bu durum geçerliliğini koruyabilir.

 

İklim konusunda da büyük girişimler olmayacak. Biden yönetimi, başkanın 3.5 trilyon dolarlık bütçe tasarısında temiz enerji yatırımlarına büyük bir pay ayırdı. Ancak onun döneminde karbon bedeli ve petrol vergisinde artış söz konusu olmayacak. Bu, vergileri orta sınıfa yüklememe vaadine ters düşerdi.

 

Sonuç olarak, Kasım ayında Britanya ev sahipliğinde gerçekleşecek olan COP26 iklim değişikliği zirvesinin bir felaket olma riski var. Britanya hükûmeti ısrarla özel sektörden bağış topluyor — siyasi başarısızlığın tanıdık alametlerinden biri. Biden küresel ısınma konusunda çokça konuşuyor ancak icraata geçmiyor. Önerdiği şey, ABD’yi 2030 yılına kadar emisyonları yarıya indirme hedefini yerine getirmeye yaklaştırmayacak. Biden’ın iklim elçisi John Kerry ise dünyayı dolaşarak, diğer ülkeleri Amerika’nın yapmayacağı şeyleri yapmaya teşvik ediyor.

 

Gelelim Covid’e. Atlantik’in iki yakasında da aşı apartheidine son verileceği vaatleri yerine getirilmiyor. Bu vaatleri yakın bir gelecekte yerine getirmeye istekli de görünmüyorlar. İşte, Avrupa ve Amerika’nın hedeflerinin ve yöntemlerinin oldukça eşleştiği bir alan. Siyasi iradelerinin olmayışı ortak noktaları. Özetle, pratikte bu her neye karşılık geliyorsa “Amerika döndü”. Batının ise dönmediği kesin.

 

Bu yazı Financial Times sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.