Kuşaklar Arası Bir Adalet Sorunu: İklim Değişikliği

İklim değişikliğinin yaşanmasında en az sorumluluğu olanlar, iklim değişikliğinin sonuçlarından daha fazla etkileniyorlar. Günümüzde genç iklim aktivistleri, iklim değişikliğini sadece sürdürülebilirlik alanıyla değil, eşitsizlik üreten sistemik sorunlarla da ilişkilendiriyor. Teknik çözümlerden ziyade daha adil bir küresel sistem talep ediyorlar. 25 Mart 2022’de “Kâr Değil İnsanlar” sloganıyla gerçekleştirecekleri küresel iklim grevinde de bunu tüm açıklığıyla vurguluyorlar.

Son beş yıldır iklim değişikliği ile ilgili siyasal, sosyal ve ekonomik tartışmaları kuşak kavramına değinmeden yapmak pek mümkün değil. Bu büyük ölçüde gençlerin iklim değişikliğini kuşaklar arası bir adalet sorunu olarak tanımlamalarından ve bu doğrultuda mücadele vermelerinden kaynaklanıyor. 

 

Kuşaklar arası adalet kavramı, şimdiki nesillerin gelecek nesillere karşı belirli sorumlulukları olduğu fikrinden doğar. 1987 yılında Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nca hazırlanan ve sürdürülebilir kalkınma kavramını tanımlayan Brundtland Raporu’nda, gelecek kuşakların gereksinimlerinden ödün vermeyen bir kalkınma anlayışı tarif ediliyordu. Kuşaklar arası vurgusu bugün artık iklim değişikliği üzerinden ele alınıyor. Bugün yaşayanların, gelecek nesillerin iklim değişikliği kaynaklı hangi risklere maruz kalmasına yol açtığı giderek daha çok anlaşılıyor. 

 

Gelecek kuşaklara yapılan vurgunun altında aciliyet yatıyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) Şubat 2022’de yayınladığı  “İklim Değişikliği 2022: Etkileri, Uyum ve Kırılganlıklar” başlıklı rapor, bu aciliyeti vurguluyor ve fırsat penceresinin çok uzun açık kalmayacağını söylüyor: Rapor , “İklim değişikliğinin insan refahı ve gezegenin sağlığı için bir tehdit oluşturduğunu” ve “uyum ve azaltım konularında ileriye yönelik müşterek küresel eylemlerde daha fazla herhangi bir gecikmenin, herkes için yaşanabilir ve sürdürülebilir bir geleceği güvence altına almak için dar ve hızla kapanan bir fırsat penceresinin kaçırılmasıyla sonuçlanacağının” artık kesin olduğunu söylüyor. 67 ülkeden 270 bilim insanının katkılarıyla hazırlanan ve 195 hükümet tarafından onaylanan rapor, mevcut emisyon politikalarının ve taahhütlerinin, dünyayı yaklaşık 2,3-2,7 derecelik bir ısınma rotasına soktuğunu belirtiyor.

 

Gençlerin Bugünü ve Yarını

 

Peki, iklim değişikliği gençleri neden ilgilendiriyor?  Küresel olarak belirlenmiş bir ergenlik ve gençlik tanımı olmasa da BM istatistiki sebeplerle 10-19 yaş aralığında olanları ergen, 15-24 yaş aralığını genç insan olarak tanımlıyor. Gençlik tanımı, bu iki grubu da kapsıyor. Dünyada 2018 itibarıyla %90’ı gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere 10-24 yaş aralığında 1,8 milyar genç yaşıyor. Dolayısıyla günümüzde hükümetlerin yürüttüğü her türlü iklim politikası doğrudan gençleri, yani dünya nüfusunun dörtte birini etkiliyor.

 

Gençlerin çevre ve iklim değişikliği gibi önemli küresel sorunlara bakışlarını analiz ederken gençlik ve kuşak kavramlarının her kuşağın yaşadığı dönemden ayrı olarak düşünülemeyeceği noktasından yola çıkılıyor. Bu açıdan, bugünün genç kuşağını anlamak için bu kuşağın içine doğmuş olduğu dünyanın özelliklerini anlamak büyük önem taşıyor. Kuşak kavramı üzerine çalışan tüm sosyal bilimciler, kuşaksal farklılıkların hızlı değişimlerle (ekonomik, sosyal, teknolojik) alakalı olduğu üzerinde duruyorlar. Örneğin, 1928 yılında yayımladığı makalesi bugün kuşak üzerine yazılmış klasik bir makale haline gelmiş olan Karl Mannheim’a göre; aynı yaş grubundan gençler, ancak büyük tarihsel dönüşümlere yol açan olaylar yaşadıklarında bir kuşak bilinci geliştirirler. Bu durumda yaş grubu, kendine özgü kimliği olan bir kuşağa dönüşüyor. Manheim, bir kuşağa mensup farklı gruplar karşıt görüşlere sahip olsalar bile yetiştikleri tarihsel döneme ilişkin ortak bir değerler bütününü paylaştıklarını öne sürüyor.

 

Yine kuşak üzerine klasik çalışmalardan birine imza atmış olan Margaret Mead de, insanların önceki kuşakların hayatlarını yeniden ürettiği (aynı çeşit yaşam tarzlarına sahip olduğu) geleneksel toplumlarda kuşak çatışması olmadığının altını çizerken modern toplumla beraber kuşak çatışmasının oluşmaya başladığını savunuyor. Modern toplumla beraber “yaşlı” kuşaklarla “genç” kuşakların değerleri çatışmaya başlıyor. Mead, İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan değişimlerle beraber ise kuşaklar arasında çatışma değil uçurum oluştuğunu savunuyor. Hızla değişen dünyaya ayak uyduramayan eski kuşak ile genç kuşak arasında Mead’in deyimiyle bir “uçurum” oluşuyor. Kuşağa dair tüm bu fikirler bize kuşak kavramının yaşanan dönemden ayrı düşünülemez bir kavram olduğunu düşündürüyor.

 

İklim Değişikliğine Doğan Kuşaklar

 

Gençliğin iklim değişikliğine bakışı ve etkilenme düzeyleri incelenecekse; bu gençlerin hangi kuşağın üyesi oldukları, nasıl bir dönemde doğmuş ve büyümüş oldukları, hangi olaylardan etkilendikleri üzerine de kuşkusuz düşünmek gerekiyor. Hiçbir kuşak homojen değildir ve kendi içinde farklı eğilim ve değerlere sahip gruplara (generation units) sahiptir ama yine de bu farklılıklara rağmen ortak paydalardan ve kuşağın genel özelliklerinden (generation as actuality) bahsetmek mümkündür. Özellikle 2000 ve sonrası kuşakların dar anlamda çevre sorunları, geniş anlamda iklim değişikliği kaynaklı sorunlarla küresel ölçekte mücadele etmenin zorunluluğunun öne çıktığı bir dönemde doğmuş olduğunu söylemek yanlış olmaz.

 

Günümüzde gençler işsizlikten salgın hastalıklara, yoksulluktan eğitimsizliğe kadar farklı sorunlarla uğraşmak durumundadırlar. İnsanlığın karşılaştığı en büyük ve karmaşık sorunlardan biri olan iklim değişikliği de gençlerin sosyal, ekonomik ve siyasal yaşamlarına yeni yükler ve sorun alanları getiriyor. Aynı zamanda dahil olamadıkları siyasal ve ekonomik kararların sonuçlarına katlanmak zorunda kalıyorlar. Birlemiş Milletler’in UN World Youth Report: Youth & Climate Change (BM Dünya Gençlik Raporu: Gençlik ve İklim Değişikliği, 2010) başlıklı raporu, kapsamlı bir biçimde tüm dünyada gençlerin iklim değişikliğinden nasıl ve neden etkileneceğini detaylandırıyor.

 

Gelişmekte Olan Ülkelerdeki Gençler Daha Çok Etkileniyor

 

Gelişmekte olan ülkelerde, özellikle Asya ve Afrika’da yaşayan gençler, iklim değişikliğinden ve onun olumsuz sonuçlarından gelişmiş ülkelerde yaşayan gençlere oranla daha çok etkileniyor. Olağandışı hava olayları, yüksek sıcaklık, su kaynaklarının kıtlığı, sağlıklı olmayan koşullar, tarım ve gıda sektöründe yaşanan olumsuzluklar, doğal kaynakları ele geçirmek amacıyla yaşanan iç çatışmalar, gençlerin sağlığını ve güvenliğini tehdit ediyor. Göç ve çatışmalar da iklimdeki istikrarsızlıkların sonucu olarak ortaya çıkabiliyor.

 

Çok sayıda genç, olağanüstü hava olaylarının en sert şekilde vurduğu yerlerde yaşıyor. Kuraklık riskinin yüksek olduğu Sahraaltı Afrika, ciddi sel tehlikesiyle karşı karşıya olan Güney Asya, Orta Amerika, Karayipler ve Pasifik Adaları’nın kıyı bölgelerinde olağanüstü hava olaylarının yoğunlaşması, bu bölgelerdeki gençlerin sağlığını ve güvenliğini tehlikeye atıyor.

 

Dünya gençliğinin dörtte biri, dünya genel nüfusunun en az üçte ikisinin uygun sanitasyona erişimi olmayan ülkelerde yaşıyor. Tüm bu ülkeler Afrika, Asya ve Okyanusya’da bulunuyor. İklim değişikliği sonucu oluşan uzun kuraklık dönemleri temiz suya erişimi kısıtlıyor ve bu da kötü beslenme, su kaybı ve yetersiz temizlik gibi sağlıkla ilişkilendirilebilecek sonuçlara yol açabiliyor. Yüksek sıcaklıklar, gençlerin vektör aracılı hastalıklar gibi sağlık risklerine maruz kalmasını artırabiliyor. Dünya Gıda Programı’na göre insan sağlığına en büyük tehdit açlık ve kötü beslenmenin bileşimidir. İklim değişikliği özellikle 1 milyar genç kadın ve erkeğin yaşadığı Afrika, Asya, Latin Amerika ve Karayipler’de gıda güvenliğini tüm açılardan etkileyecek.

 

İklim Adaleti

 

Ekonomist Thomas Piketty’nin kurduğu Paris merkezli Inequality Lab tarafından paylaşılan Dünya Eşitsizlik Raporu 2022’ye göre küresel gelir ve servet eşitsizlikleri, ekolojik eşitsizliklerle ve iklim değişikliğine katkılardaki eşitsizliklerle de sıkı sıkıya bağlantılı. Ortalama olarak, atmosfere kişi başı yılda 6,6 ton karbondioksit (CO2) salıyoruz. En zengin %10’luk kesim emisyonların yaklaşık %50’sinden sorumluyken, en yoksul %50 toplam emisyonun ancak %12’sini oluşturuyor. İklim adaletinin temel meselesi de bu denklemde saklı. İklim değişikliğinin yaşanmasında en az sorumluluğu olanlar, iklim değişikliğinin sonuçlarından daha fazla etkileniyorlar. Günümüzde genç iklim aktivistleri, iklim değişikliğini sadece sürdürülebilirlik alanıyla değil, eşitsizlik üreten sistemik sorunlarla da ilişkilendiriyor. Teknik çözümlerden ziyade daha adil bir küresel sistem talep ediyorlar. 25 Mart 2022’de “Kâr Değil İnsanlar” sloganıyla gerçekleştirecekleri küresel iklim grevinde de bunu tüm açıklığıyla vurguluyorlar.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.