Lübnan’ın Yangınları Söndürülebilir mi?

Lübnan şimdi farklı geleceklere açık. Uluslararası kamuoyu doğru istikamette ilerlemesine yardım edebilir. Bugün ülkenin halkın güvendiği ve Lübnan’ı ekonomik ve siyasi boşluktan çıkarmakla yükümlü olacak bir geçiş hükümetine ihtiyacı var. 

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Beyrut’un kimliği limanıyla iç içe. Liman, kentin dünyaya açılan kapısı ve daha geniş Doğu Akdeniz bölgesine giriş noktasıydı. Beyrut 1800’lerde limanın çevresinde büyüyerek Mısır ile ticaretin ana merkezlerinden birine dönüştü.

 

Osmanlı İmparatorluğu idaresinde 1888’de liman genişledi ve şehir özyönetime sahip Beyrut vilayetinin başkenti oldu. Kentteki haçlı kalesinin yıkılması denizin doldurulup araziye dönüştürülmesi için zemin hazırladı ve Beyrut’un önemini arttırdı. Dünyanın dört bir yanından gelen tüccarlar şehrin sakinleriyle alışveriş yapıp temas kurup karıştıkça Beyrut da limanı üzerinden kozmopolit bir kimlik kazandı.

 

1999 yazında Beyrut limanı arşivlerinde bir ay geçirdim. Şehrin genişleyip büyüyerek bir başkente dönüşümünün izini sürüyordum. Beyrut’un Akdeniz ve ötesiyle ilişkilerini, tüccar ailelerinin ve mülk kayıtlarının geçmişini, kozmopolit ve kültürel büyümesini belgeleyen o arşivler artık yok.

 

Pazartesi gerçekleşen iki patlama Beyrut’u enkaza çevirerek şehrin yüzde 50’sini etkiledi. 5000’den fazla Lübnanlı yaralanır ve 137 kişi hayatını kaybederken (ölü sayısı artmaya devam ediyor) çok sayıda insan da hala kayıp. Bu olay Lübnan’ın yakın tarihindeki en hayati kriziyle karşı karşıya olduğu ve ülkenin beş sütunundan dördünün çöktüğü  bir zamanda yaşandı.

 

Siyasal sistem şüphe altında, ekonomik model çöküyor ve mevcut hükümetin beceriksizliği ve Lübnanlı siyasetçilerin ülkenin menfaatlerini kendi menfaatlerinin üstünde tutmaya yanaşmamasının bir sonucu olarak yaşanan devasa servet kıyımı Lübnan’ın orta sınıfını, yenilikçi refahının belkemiğini de beraberinde götürdü. Bir zamanlar şehri simgeleyen kültürel açıklık ise cebren kısıtlandı.

 

Patlamanın kendisi Lübnan yönetim sisteminin kalbindeki derin işlevsizliğin somut bir örneği. Yaklaşık 3 ton patlayıcı amonyum nitrat yıllardır limanda öylece bırakılmış. Hikayedeki açıklar bunlarla sınırlı değil. Amonyum nitrata 2013’te bir gemide el konmuş olması Lübnanlıları neden bu değerli ama görünürde sahipsiz yük üzerinde kimsenin hak iddia etmediğini sormaya sevk etti.

 

Art arda gelen hükümetler bazı liman yetkililerinin böyle bir maddenin limanda bulundurulmasının tehlikelerini vurguladığı raporları görmezden geldi. Bu da Lübnan vatandaşlarında bunda çıkarı olan siyasi grupların şehrin kalbindeki bu patlayıcı deponun kaldırılmasını önlediği yönünde şüpheler uyandırıyor. Yahut sürekli kestirmeden giderek sorumluluklarını başkalarına yıkmaya alışmış sistemin düpedüz feci cezai ihmalinin bir sonucu muydu?

 

Lübnan’da bir şeylerin çürüdüğünde şüphe yok. Lübnan’ın siyasi yöneticileriyle iş dünyasındaki yandaşları farklı toplumsal kesimlerin güç paylaşımı kisvesi altında ülke ve kurumlarını yağmalayarak geriye zayıflatılmış idari kurumlar ve iflas etmiş bir devlet bıraktı. Dini toplulukların liderleri çoğu zaman ülke içinde avantaj elde etmek için yabancı güçlerle ittifaklar kurdu.

 

Çatışma zamanlarında silahlı gruplar kurdular. Mesela bunlardan biri olan Hizbullah, Lübnan iç savaşının bittiği 1990’dan sonra da silah bırakmadı. Savaştan sonra siyasi liderler ülkeyi aralarında bölüştürerek hepsinin çıkarlarının bulunduğu bir statüko kurup sürdürdüler.  Kendilerini zengin ederken Lübnan’ı ve Lübnanlıları yoksullaştırdılar.

 

Lübnan’ın dünyaya açılan kapısını kontrol ettikleri için kozmopolit bir toplumu her biri belli bir lider veya partinin kontrolü altında olacak farklı dini topluluklar bütününe dönüştürmeye çalıştılar. Mezhepsel farklılık ve korkulara oynayarak toplulukları üzerindeki iktidarlarını güçlendirmeyi hedeflediler ve kendi yönetimlerine karşı çıkanları cezalandırarak Lübnan’ın çoğulcu kültürünü bitirdiler.

 

Bunun ötesinde Beyrut’un açık kültürüne meydan okuyup mezhep kardeşlerini koruma bahanesiyle ifade hürriyetini kısıtlayarak sık sık popülist bir yol benimsediler. Bu bağlamda Hizbullah sorunu ülkenin geleceğinin merkezinde yer alıyor. Hizbullah kendi menfaatlerini koruyup Lübnan’ı arka bahçesi konumunda tutmak amacıyla bu sistemi ısrarla savundu ve Lübnan’ın hem Arap dünyasındaki hem de Batılı müttefikleriyle ilişkilerinin altını oymayı başardı.

 

Patlamanın nedeniyle ilgili farklı teoriler havada uçuşurken herkesin aklında bu felaket için herhangi bir kişiye hesap sorulup sorulmayacağı sorusu var. Şehirde yaşanan bu yıkımın sorumluluğunu hiç kimse üstlenmek istemeyecektir. Bu depo gerçekten Hizbullah’ınsa şehrin kalbine saatli bomba yerleştirme kararını savunmaları imkansız. Depoyu İsrail patlattıysa yıkımın ölçeği kararlarını savunmak için kullanabilecekleri tüm argümanları savunulamaz kılıyor. Lübnan’ın siyasetçilerine gelince, cezai ihmalleri herkesin gözü önünde.

 

Patlamayı neyin tetiklediğinden bağımsız olarak Lübnanlıların öfkesi açık ve somut. “Bugün yas tutuyoruz, yarın temizlik yaparız, ertesi gün ise giyotinleri kurarız” ifadeleri Beyrut’ta dolaşan mesajlardan sadece biri. Aynı zamanda farklı gruplar muhalif gruplarla birleşerek halkı kitlesel gösterilere çağırıyor. Mezhep ayrımlarını aşan ağlar kuruyor, bu siyasi rejime son verilmesini istiyor ve kendilerini bir mezhep topluluğuna ait bir sayı olarak değil birey olarak tanıyacak sivil bir devletin kurulmasını amaçlıyorlar. Lübnan’ın çoğulcu kimliklerini ve kültürler arasındaki konumunu sadece korumayı değil yükseltmeyi hedefliyorlar.

 

Lübnan şimdi farklı geleceklere açık. Uluslararası kamuoyu doğru istikamette ilerlemesine yardım edebilir. Bugün ülkenin halkın güvendiği ve Lübnan’ı ekonomik ve siyasi boşluktan çıkarmakla yükümlü olacak bir geçiş hükümetine ihtiyacı var. Bunun yanında muhtemel olmayan ama gerekli bir hamle olarak gözetimi altında Lübnan’ın dünyadan soyutlanmaya devam ettiği ve kozmopolit kültürünün yıkıldığı cumhurbaşkanının da istifa etmesi gerekiyor.

 

Lübnan’ı istikrara kavuşturmak da elzem. Bunun için uluslararası kamuoyu Lübnan’daki insani krizi çözmek için çalışan uluslararası örgütleri ve yerel STK’ları da kapsayacak bir uluslararası acil durum fonu kurabilir. Böyle bir fon gıda, tıbbi hizmetler ve eğitime erişim için ihtiyaç duyulan acil durum desteğini sağlayacaktır. Ayrıca Lübnan’ın buluşçu vatandaşlarına ve dardaki işletmelerine de düşük faizli kredi veya başka krediler verecektir. Bunlar ekonomiyi yeniden çalışır hale getirip ülkenin öngörülebilir gelecek için yardıma muhtaç kalmasını önleyecektir.

 

Bu destek sağlanmazsa Lübnan batar. Bir zamanlar gelişen, kozmopolit ve çoğulcu kültürü yok olacak ve limanının ve temsil ettiği her şeyin yıkımı tamamlanmış olacak.

 

Bu yazı 6 Ağustos 2020 tarihinde Carnegie-MEC sitesinde yayınlanmış olup Mustafa Kaymaz tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.