Modern Futbolun Ustaları “Taktik Masası”nda

Mütevazı imkânlar ve sosyal medya üzerinden kurduğu bağlantılarla dünya futbolunun 100’e yakın sıra dışı ve usta futbol adamıyla gerçekleştirdiği röportajlar yoluyla, dünya futbol terminolojisine benzersiz ve muhtevası oldukça zengin “Güzel Oyun Futbol” (2021) ve “Taktik Masası” (2025) isimli kitapları kazandıran Samet Önder ile kitaplarının çıkış noktasını, modern futbolun taktik dilini ve çalışmalarına dair özel anlarını konuştuk.

futbol

Mülakat: Sadık Şanlı

 

Samet Önder, Denizli’de yaşayan, günlük memurluk mesaisinden arta kalan zamanlarda tutkusu futbolun peşinden sürüklenen genç bir araştırmacı. Mütevazı imkânlar ve sosyal medya üzerinden kurduğu bağlantılarla dünya futbolundan 100’e yakın isimle gerçekleştirdiği röportajlar yoluyla, şimdiden dünya futbol literatürüne benzersiz iki kitap kazandırdı. Önder’in “Güzel Oyun Futbol” (2021) ve “Taktik Masası” (2025) isimli çalışmaları, futbolu seyretmenin yanında okumak ve çözümlemek de isteyenler için sahadaki oyunu zihinsel bir sürece dönüştüren iki önemli kaynak. Muhtevası açısından oldukça zengin bu iki kitap, futbolu skorların ötesinde; iç mekanikleri, mental süreç ve karar mekanizmaları üzerinden ele alıyor. Önder’le kitaplarının çıkış noktasını, modern futbolun taktik dilini, oyunu anlamanın neden her zamankinden daha önemli hâle geldiğini ve anıları başta olmak üzere çalışmalarına dair özel anları keyifli bir sohbet eşliğinde Perspektif Online için konuştuk. 

 

“FUTBOLUN METODOLOJİK ETKİSİNİ ANLATMAYI DERT EDİNDİM”

 

Türkiye’de görev yapmış hem yerli hem de yabancı teknik direktörlerle söyleşiler yaparak oluşturduğunuz Güzel Oyun Futbol (2021) ve ardından bunu uluslararası seviyeye taşıdığınız Taktik Masası (2025) isimli kitaplarınız yayımlandı. Bu kitapların serüvenini sizden dinleyerek başlayalım. Hikâye nasıl başladı?

 

Her iki kitabımın oluşum sürecini detaylandırmadan evvel, futbola duyduğum ilgiden söz etmeliyim. Çok küçük yaşlardan itibaren babamla birlikte Denizli Atatürk Stadyumu’nda gitmiş olduğumuz maçlar ve yine hiç kaçırmadan izlediğimiz Beşiktaş maçları benim için çok kıymetli duygusal farkındalıklar oluşturdu. Bunlardan ilki birliktelik olgusu, diğeri ise aynı duyguyu paylaşabilme durumuydu. Çocukluğumdan bu yana iyi bir futbol izleyicisi oldum. Bu durumun merak duygumu oldukça tetiklediğini düşünüyorum. Bu alanda araştırma yapma, kitap ortaya koyma fikrimde ise yüksek lisans eğitimiyle pekiştirmiş olduğum akademik çalışmaların etkili olduğunu düşünüyorum.

 

Benim her iki kitapta da ortak amacım, futbolun bilimsel ve terminolojik yönünü okuyucularla buluşturabilmekti. Kendi fikirlerimin, yorumlarımın bulunacağı bir futbol kitabının yeterli olamayacağını fark ettiğimde de “Futbolun metodolojik etkisini nasıl anlatabilirim?” sorusuna yanıt ararken teknik direktörlerle söyleşi yapmak ve bunu kitap haline getirmek fikri benim açımdan heyecan verici bir seçenek haline geldi.

 

Böylece, ilk kitabım Güzel Oyun Futbol‘u 2019 yılında hazırlamak için yola koyuldum. Zihnimdeki düşünceleri COVID pandemisinin de yaşandığı günlerde gitgide geliştirdim. Öncelikle önemsediğim husus; Türk futbolundaki farklı fikirleri, başarıların ardındaki taktiksel detayları aktarabilmekti ve bu doğrultuda ellinin üzerinde teknik direktörle hem yüz yüze hem de online söyleşiler yaptım. Ve ortaya 52 futbol adamının katkılarıyla oluşan, oldukça zengin muhtevalı Güzel Oyun Futbol isimli ilk kitap çalışmam çıktı. Sevgili Fatih Terim’in bu kitaba özel kaleme almış olduğu mektupla açılan kitapta, Sergen Yalçın, Okan Buruk, Yalçın Koşukavak, Bülent Uygun, Yılmaz Vural, İlhan Palut, Ertuğrul Sağlam, Rasim Kara, Güvenç Kurtar, Mehmet Özdilek başta olmak üzere 50’ye yakın yerli ismin yanı sıra Carlos Alberto Parreira, Gordon Milne, Arthur Zico gibi ülkemizde şampiyonluklar yaşamış teknik direktörler ve Fenerbahçe eski başkanı Ali Şen gibi ülke futbolunun duayenleri arasında yer alan isimlerle gerçekleştirdiğim söyleşiler yer aldı. Bu çalışma 2021 yılında yayımlandı.

 

ÇALIŞMALARIM DÜNYA FUTBOL LİTERATÜRÜNDE İLK”

 

Peki, ikinci kitabınız “Taktik Masası”nın hikâyesine geçmeden önce, önemli spor adamlarının bir arada görüşlerini beyan ettikleri “Güzel Oyun Futbol” kitabınıza benzer bir çalışmanın örneği Türkiye ya da dünya literatüründe var mıydı? 

 

Aslında ben başlangıçta bu sorunun yanıtını uzun uzun aramadım. Sadece faydalanabileceğim bir içerik bulabilmek amacıyla tarama yaptım fakat o dönem herhangi bir kitaba rastlamadım. Kitap yayınlandıktan sonra büyük bir etki oluşturunca bu sorunun yanıtını daha da merak ederek hummalı bir araştırma yaptım. Teknik direktörlerin futbol sistemlerini söyleşiler yoluyla aktarmış oldukları ve bir arada farklı söyleşilerin bulunduğu bir kitaba dünya literatüründe rastlamadım. O yüzden, Güzel Oyun Futbol dünya literatüründe yapılan ilk çalışmadır diyebilirim. İlk sorunuza ekleme yaparak devam etmem gerekirse, ikinci kitabım “Taktik Masası” da yine bu sorunun yanıtı üzerine ortaya çıktı. 2023 yılında çalışmalarına başladığım ikinci kitabım için, aynı muhtevayı global ölçüde hazırlamak üzere geniş kapsamlı bir ön hazırlık sürecine girdim. Dünyanın farklı noktalarındaki teknik direktörleri, aylar süren bir tespit ve tasnif çalışmasıyla listeledim. Daha sonra tüm enerjimle onlara ulaşabilmek için çabaladım. Günümüz modern futbolunun çok sayıda sıra dışı, deha diyebileceğimiz isminin bir araya geldiği, muhteva olarak ilk kitaptan daha zengin ikinci kitap “Taktik Masası” ortaya çıktı ve henüz birkaç hafta önce yayımlandı.   

 

İkinci kitapta kimler var mesela? 

 

İkinci kitap, açılışını Brezilya ve Latin Amerika futbolunun en saygın isimlerinden Dorival Júnior’la gerçekleştirdiğimiz röportajla yapıyor. Brezilyalı Ronaldinho’yu dünya futboluna kazandıran Paris Saint Germain’in efsane başkanı Francis Graille, uzun yıllar boyunca başta Liverpool ve Chelsea altyapılarına yaptığı katkılarla duayen bir isme dönüşen Michael Beale, Danimarka’nın yetiştirdiği en marka teknik direktörlerden biri olan Brian Priske, şu an Şampiyonlar Ligi’nde Azerbaycan’ın Qarabağ FK takımının başında sansasyonel başarılara imza atan sevgili Qurban Qurbanov, Brezilya ekibi Corinthians ile 2000 FIFA Kulüpler Dünya Kupası ile şampiyonluk yaşayan Oswaldo De Oliveira başta olmak üzere farklı kıtalar, ülkeler ve takımlarla büyük başarılar yaşamış ve dünya futboluna yadsınamaz katkılarda bulunmuş birçok isimli Taktik Masası’nda yer alıyor. 

 

 

“BAĞLANTILARIMI SOSYAL MEDYA ÜZERİNDEN KURDUM”

 

Kitaplarınız için görüştüğünüz futbol insanlarına nasıl ulaştınız? Zorlu bir süreç miydi?

 

Tabii, bu benim açımdan hiç kolay bir süreç değildi. Hele ki, benim gibi tanınmayan ve futbolun içerisinde bulunmayan biriyseniz işiniz biraz daha zor oluyor. Sanırım bir buçuk sene boyunca günde ortalama üç saat uyudum. Türkiye’de saat sabaha karşı olduğunda Güney Amerika’daki teknik direktörlere ulaşmaya çalışıyordum. Türkiye’de sabah saatlerinde ise daha doğu boylamında kalan ülkelerin teknik direktörlerine… Önce yüzlerce kişiden oluşan geniş bir liste yaptım. Onların oyun felsefelerini, kariyerlerini farklı şekillerde analiz ederek notladım. Kitaba dâhil etmek istediklerime ulaşabileceğim yollar belirledim. Burada sosyal medya büyük bir güç. Linkedin ve Instagram başta olmak üzere önce kendilerine ulaşmak için çabaladım, eğer bu mümkün olmazsa şu silsileyi takip ettim: Menajerleri, teknik ekibinde bulunan diğer antrenör arkadaşları, daha önce çalıştırmış olduğu futbolcular, futbol dışındaki arkadaşları… Projemi anlatan geniş çaplı bir rapor hazırlayarak, görüşmek istediğim kişiyle görüşebilmem konusunda bana yardımcı olup olamayacaklarını soruyordum. Bu süreç hakikaten çok zordu. Bazen kendisine ulaşabilmek için aylarca çabaladığım bir teknik direktör benimle görüşmek istemedi, bazen de yine aylarca çabalayarak hiçbir şekilde projemi aktaramadım. Ama günün sonunda kitabı yayımlayarak başardığımı görmek çok büyük bir mutluluk veriyor.

 

“FUTBOLUN TEKNİK KISMINDA BİNLERCE FARKLI GÖRÜŞ VAR”

 

Birçok teknik direktör ile görüştünüz, onların futbola bakışları ya da çalışma sistemleri açısından tespit ettiğiniz ortaklıklar nelerdi?

 

Futbol aslında dünyada en büyük kitlesi olan spor ya da oyun, onu nasıl tanımlayacağınıza göre değişiklik gösterebilir. İlk kitabım için “Güzel Oyun” ismini tercih etmemin sebebi de bu. Hakikaten güzel bir oyun ve içerisine dâhil olan tüm paydaşlarını bir duygu ile yakalıyor. Kültürümüze baktığımızda mahalle maçları birçok kıymetli duygu barındırır. Kolektif düzen bunlardan ilkidir. Ortak bir futbol topu vardır, mahallenin tüm çocukları o topun peşinde koşturup durur. Kazanmak ya da kaybetmekten öte birlikte icra edildiğinde güzelleşen bir ortam görürsünüz. Dünyanın birçok noktasında da böyle olduğunu söyleyebilirim. Birbirini hiç tanımayan binlerce insan gerek televizyon ekranları önünde gerekse stadyumlarda ortak duyguları paylaşırlar. Sadece sevinmekten öte, hüznü de birlikte yaşarlar. Benim ilk kitabımda tüm teknik direktörlere sorduğum tek ortak soru şuydu: “Futbol güzel bir oyun mu? Peki neden?” Hepsinin yanıtı “güzel” olduğu üzerine ortaktı, ama bu güzelliği farklı etmenlerle açıklamışlardı.

 

Nelerdi bu farklılıklar?

 

İşin teknik kısmında binlerce farklı görüş vardı. Özellikle günümüz futbolunda “an”ların, bir saniye içerisinde bile yapılacak hamlelerin önem kazandığını kabul edersek, neredeyse tüm teknik direktörlerin oyuna karşı farklı yorumları bulunuyor. Bu durum temel anlamda teknik direktörlerin çalıştıkları ülkelerin ya da kulüplerin sistemine göre değişiklik gösteriyor. Bazen oyuna karşı daha pragmatik bakmak durumunda kalabiliyorlar yahut daha uzun vadeli bir opsiyonda onlardan bir sistem inşa etmeleri beklenebiliyor. Bu da oyuna karşı yaklaşımı farklılaştırıyor.

 

 

“TEKNİK DİREKTÖRLÜK ZAMANLA OLGUNLAŞAN BİR MESLEK”

 

Şunu merak ediyorum: Taktik dehasını büyük başarılarla perçinlemiş birçok teknik adam ile görüşme, onları düşünceleri ve yaklaşımlarıyla tanıma imkânınız oldu. Örneğin; yeteneği doğuştan gelen bir futbolcu gibi midir teknik direktör? 

 

Teknik direktörlük aslında her iş alanında olduğu mekanik birçok beceriyi barındıran ve bunların en başında insan yönetme olgusunun olduğu bir alan. Onların sadece sahaya çıkacak on bir futbolcuyu seçmek ve görevlendirmekten öte sorumlu oldukları pek çok parametre var. En az yirmi beş – otuz kişinin oluşturduğu bir takımı her anlamda yönetmek bunlardan biri. Futbolcuların ayrı şahsiyetlerinin olması, ayrı beklenti ve yeteneklerinin olması da bu durumu özel kılan sadece birkaç detay. Dolayısıyla teknik direktörlüğün tamamıyla doğuştan gelen bir yetenek olduğunu söylemek bana çok doğru gelmiyor. Elbette bazı insanların iletişim kurma, liderlik etme ya da kriz anlarını yönetme konusunda doğal bir avantajı olabilir ancak bu avantajlar tek başına yeterli değil. Teknik direktörlük, öğrenilen, geliştirilen ve zamanla olgunlaşan bir meslek.

 

Bu meslekte, işinize çok sadık olmanız gerekiyor. Yine günümüz futbolunda karşılaşacağınız rakipleriniz sizi mağlup edebilmek için ciddi bir maddi güç, yönetim unsuru, antrenör ekibi ile karşınızda olacağı için onların saha içerisinde yapacaklarını egale edip kendi takımınızı da engellenebilir olmaktan kurtarmanız gerekiyor. Artık spor kulüplerinin bu küçük detaylar için görevlendirdikleri özel personelleri var. Sporcuların uykularından tutun da, aldıkları besin kontrollerine kadar birçok parametrenin titizlikle takip edilmesi gerekiyor. Tüm bu sürece ise teknik direktör liderlik ediyor.

 

“FUTBOLDA MANTIK DA, SEZGİ DE GEREKİYOR”

 

Az evvel futbolda “an”ların çok önem kazandığına dikkat çektiniz. Her müsabakada özellikle kırılma anları öne çıkıyor. Böylesi durumlarla teknik direktörler nasıl baş ediyor? Örneğin, kırılma anlarında mantık mı devreye giriyor, yoksa sezgi mi? 

 

Aslında şu örnekle bu soruyu temellendirebiliriz. Herhangi bir ülkenin küçük bir köy stadyumunu gözümüzün önüne getirelim. Sadece yirmi, otuz seyircinin olduğu bir stadyumda bile maç izlediğinizde o seyircilerin bile oyuna karşı beklentilerinin farklı olduğunu göreceksiniz. Kimisi desteklediği takımın sahada oynadığı oyun fark etmeksizin galip gelmesini dilerken, kimisi ise bol gollü bir maç izlemekten keyif alacaktır. Futbolun izleyicisi, takipçisi bile farklı beklentideyken bu işin mutfak kısmında bulunan görevlisi için “tek doğru”dan söz etmek mümkün değil. Teknik direktör hem oyunun o anki verilerini hem de daha önce benzer anlarda yaşadığı deneyimi birlikte kullanmak zorundadır. Skor, oyuncuların fiziksel durumu, psikolojik eşikler ve maçın bağlamı, mantığın sunduğu veriler olarak öne çıkarken; sahadaki atmosferi okuma, oyuncunun yüz ifadesinden cesaret ya da kırılganlık sezme gibi unsurlar ise sezgiyi devreye sokacaktır.

 

Modern futbol”dan temel anlamda ne anlamalıyız? Günümüz futbolunu “modern” olarak nitelemememizin sebebi nedir? Günümüz futbolunun ruhu için neler söylersiniz?

 

Günümüzde futbol çok büyük bir endüstri haline geldi. Bunu yadsıyamayız. Birçok sistem futbola entegre olmuş durumda ve futbolun daha ticari bir alan olduğu gerçeğini de kabul ediyoruz. İnsanlar futbola yatırım yapıyorlar, çoğu ülkede kulüplerin sahipleri var ve aslında bir futbol kulübü yöneterek kendi şirketlerini de yönetmiş oluyorlar. Bu kadar büyük yatırımların, büyük bütçeli planların olduğu bir alanda başarılı olmak adına oluşan çaba da gitgide artıyor. Daha birçok parametre olsa da sadece bu bile sizin 90 dakikada yapacaklarınızı çok daha önemli hale getiriyor. Burada günümüz futbolunu neden “modern” olarak adlandırmakta tereddüt ettiğimiz sorusu da ortaya çıkıyor. Çünkü modernlik, yalnızca kazanma zorunluluğunun artmasıyla değil, oyunun kendisine ne kattığınızla ilgili olup, güncel tartışmalar ile futbolun ruhunu etkiliyor.

 

“FUTBOLA DEĞER KATMAK ADINA TOM SAİNTFİET GİBİ ÇABALIYORUM”

 

Yaptığınız söyleşiler içerisinde gerçekten ilham verici olduğunu düşündüğünüz neler vardı? 

 

Görüştüğüm teknik direktörlerin her birine ayrı ayrı kıymet veriyorum. Güzel Oyun Futbol’da Fatih Terim ile görüşebilmek, Fatih Terim’in bir futbol kitabı için mektup yazması benim için tarifsiz bir mutluluktu. Yine mahalle maçlarında adını sırtımda taşıdığım Sergen Yalçın ile görüşebilmek… Kendisinin oyuna bakışını bir kitapta aktarabilmek büyük bir keyifti. Taktik Masası’nda ise dünya futbolu için büyük bir idol olan Arthur Zico ile söyleşi yapmak, Qurban Qurbanov ile Qarabağ Futbol Kulübü’nün başarılı sürecinin iç dinamiklerini incelemek çok büyük bir onur ve gururdu. Soruyu bir örnekle pekiştirmem gerekirse; Mali Milli Takımı Teknik Direktörü Tom Saintfiet’in müthiş ve çok etkileyici bir hikâyesi var. Kendisi bir Belçikalı. Çocukluk yıllarında futbolu çok sevdiği için bir altyapıda futbol oynamaya başlıyor. Yıllar geçiyor, başarılı da bir dönem geçiriyor ve Belçika dördüncü ligi seviyesinde altyapılarda oynuyorken, lisans eğitimi dönemi gelip çatıyor. Burada birkaç sakatlık yaşıyor ve babasının ona iyi bir akademik eğitim alması üzerine yaptığı telkinlerle psikoloji bölümünü kazanıyor. Bu şartlarda üniversite eğitimi döneminde futboldan uzaklaşması normal bir sonuç olacakken, o, psikoloji alanında okurken makalelerini, sunumlarını ve hatta bitirme tezini futbolla entegre çalışmalar üreterek yapıyor. Mezuniyetinden sonra ise antrenörlük kurslarına başlıyor ve futbolculuğu yaşayamamış olmanın verdiği gayretle bu kursları da tamamlıyor. Antrenörlük diplomasını aldıktan sonra Afrika ülkelerinin milli takımlarına oralarda görev yapabilmek için fakslar gönderiyor. Yılmadan devam ediyor ve ona o şans geliyor. Kariyerinde birçok başarı olan bu teknik adam mesleğine bu şekilde adım atıyor. Bu, beni derinden etkileyen bir hikâyeydi. Aslında beni de bir yerden yakalıyor, mesleki olarak içerisinde olmadığım bir alan olsa da, futbola değer katmak adına tıpkı Tom Saintfiet hoca gibi çabalıyorum, çabalamaya da devam edeceğim.

 

“TÜRKİYE’DE TEKNİK DİREKTÖRLÜK TANIMIMIZ SIKINTILI”

 

Türkiye’deki teknik direktör aklıyla yurt dışındaki durum hangi açılardan değişiklik gösteriyor?

 

Türk futbolundaki teknik direktör aklı ile yurt dışındaki yaklaşım arasında belirgin farklar olduğunu söylemek mümkün. Bu farkların başında da teknik direktörlüğe giden yolun nasıl tanımlandığı geliyor. Ülkemizde, özellikle eski futbolcuların bu meslek için daha avantajlı bir konumda olduklarını düşünüyorum. Bugün Süper Lig özelinde baktığımızda, profesyonel futbolculuk geçmişi olmayan kaç teknik direktör gerçek anlamda şans bulabiliyor ya da bu şansı ne kadar süreyle koruyabiliyor, bunu sorgulamak gerekiyor. Eski futbolcu olmak elbette önemli bir artı olabilir ancak tek başına belirleyici kriter olmaması gerektiğini düşünüyorum. Oyun bilgisi, metodoloji, iletişim dili ve liderlik gibi unsurlar, futbolculuk geçmişinden bağımsız olarak değerlendirilmelidir. Güzide üniversitelerimizin antrenörlük ve spor bilimleri alanında lisans programları bulunuyor. Bu programlardan mezun olan insanlar, teknik direktörlük yolunda ilerleyebilmek için yıllarca kursların açılmasını bekliyor, hem maddi hem de manevi pek çok gerekliliği yerine getiriyor. Buna rağmen, saha kenarında kendilerine alan açılmadığını görüyoruz. Bu durum, teknik direktörlüğün bir meslek olarak değil, daha çok geçmişteki futbolculuk kimliği üzerinden tanımlandığını gösteriyor. Dünya ile aramızdaki niteliksel uçurumlar, en başta teknik direktörlüğü nasıl tanımladığımızla başlayan birçok dinamikle açıklanabilir. 

 

“TEKNİK DİREKTÖRLERİN OYUNA MÜDAHALE ALANI GENİŞLEDİ”

 

Son yıllarda, geçmişin aksine, futbolun büyük star futbolcular üzerinden değil de, daha çok teknik adamlar üzerinden konuşulduğu bir dönemi yaşıyoruz sanki. Bu bağlamda; futbolcuların etkin olduğu bir saha düzeninden çok teknik direktörlerin etkinliğinin arttığı bir futbol düzenine geçildiğini düşünüyor musunuz? 

 

Evet, bu görüşe katılıyorum. Benim çocukluğumun “klasik on numaraları” bile oyundaki yerini kaybetti. Günümüzde oyun, geçmişe kıyasla çok daha planlı, organize ve kontrol edilebilir bir hâl aldı. Bu da, doğal olarak teknik direktörlerin oyuna müdahale alanını genişletiyor. Buna karşın, futbolu hâlâ futbolcuların oynadığını unutmamak gerekiyor. Ne kadar detaylı bir plan yapılırsa yapılsın, o planı sahada hayata geçirenler oyuncular. Ve son karar anında pozisyonun gol olup olmayacağını hâlâ futbolcuların yeteneği belirliyor.

 

Geçmiş yıllarda Türkiye’de görev yapan teknik direktörler burada geçirdikleri döneme dair neler söylüyorlar?

 

Bizim ülkemiz ve insanımız futbolu sevmenin de ötesinde yaşıyor. Ülkemizde görev almış isimlere karşı daimî sevgi dolu yaklaşımımız tabii ki belirleyici unsurlardan biri. Yakınılan temel noktanın; görev sürelerinin genellikle kısa olması diyebilirim. Onlardan duyduğum ortak cümle, “Bu güzel ülkede güzel başarılar elde etmeye yeterli fırsat olabilirdi…” cümlesiydi. Hakikaten çok güzel bir ülkeyiz, futbolu çok seviyoruz ama maalesef duygularımızı çok uçlarda yaşıyoruz. Yerli teknik direktörler ile yabancı teknik direktörlere verilen kredi kulüpler açısından aynı değil. Bu da bir sistem oluşturmaya yeterli zamanı sunmuyor ve dolayısıyla başarı ihtimali de çok düşük oluyor.

 

 

“ROBERTO CARLOS EĞER SAKATLANMASAYDI…”

 

Röportaj yaptığınız teknik direktörlerden daha önce basına söylenmemiş özel alt metinler aldınız mı?

 

Arthur Zico gibi bir futbol efsanesi, dünyanın rol model aldığı bir futbol ikonu. Taktik Masası isimli kitabımız için söyleşi yaparken bana şu cümleyi söyledi: “Roberto Carlos eğer sakatlanmasaydı, Fenerbahçe ile Şampiyonlar Ligi’nde final oynayabilirdik…” Bu büyük bir vizyon. Ben bu açıklamayı alabildiğim için hakikaten çok şanslıyım. Bu, sadece geçmişe dönük bir temenni değil; o dönemin oyun gücüne, takımın potansiyeline ve kurulan yapıya dair çok güçlü bir vizyonu işaret ediyor. Bu tür ifadeler, basın toplantılarında ya da maç sonu röportajlarında kolay kolay duyabileceğimiz cümleler değil.

 

Taktik Masası kitabının uluslararası bir boyutu da var? Bu çalışmayı dünya futbolunda da duyuracak mısınız?

 

Evet tabii ki, şu anda çok kısa bir süre önce Türkçesi yayınlandı ve İngilizce versiyonu da tamamlanmış durumda. Çok yakında hem Türkiye’de İngilizce versiyonu raflardaki yerini alacak hem de uluslararası e-kitap platformlarında tüm dünya okurlarının beğenisine sunulacak. İspanyolca, Portekizce, Arapça ve daha birçok dünya dilinde baskısını da planlıyoruz. Kısmet diyeyim şimdilik…

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.