Yeni Dünya Düzensizliği

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi gibi liderlerin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 78’inci oturumunda bulunmayışı, günümüzün sayısız jeopolitik sorununun altını çiziyor. Ukrayna savaşından yapay zekâ silahlanma yarışına kadar küresel manzara pek iç açıcı değil ve durum daha da kötü bir hale gelmek üzere.

yeni dünya düzensizliği

Eski bir Sovyet fıkrası vardır. Gazetecinin biri Komünist Parti Genel Sekreteri’nden ülke ekonomisini değerlendirmesini ister. Karşıdan kısaca “iyi” cevabı gelir. Gazeteci haberini tamamlayabilmek için Genel Sekreter’den biraz detay vermesini rica eder. “O halde” der Genel Sekreter, “iyi değil”.

 

Günümüz dünyasının durumu için de aynı şey söylenebilir. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Birleşik Krallık Başbakanı Rishi Sunak, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron gibi önemli istisnalar dışında küresel liderlerin birçoğu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 78’inci yıllık oturumu için New York’ta bir araya gelmişken endişeye mahal var. 

 

Kötü Haberler

 

Bu dönemin muhtemelen en önemli konusu olan ABD-Çin ilişkileri, diplomatik temasların temposu son zamanlarda artmış olsa da kötü durumda. ABD bu iki büyük gücün ikili ilişkiler için bir zemin oluşturmasını hedefliyor. Böyle bir durumda en iyi ihtimalle iki hükümet de krizden kurtulabilecek. Fakat Çin’in askerler arası iletişimi yeniden başlatmayı ve bir kriz iletişim kanalı kurmayı reddetmesi, durumu daha da zorlaştırıyor. Bu konuda iyimser olanlar bile iki ülkenin yakın bir gelecekte bölgesel ya da küresel sorunlar karşısında anlamlı bir işbirliği içinde olabilecekleri öngörüsünde bulunmuyor.

 

Bu arada Çin, büyük ölçüde politikasındaki eksikliklerden kaynaklanan önemli ekonomik sorunlarla karşı karşıya. Sorunlar içerden kaynaklanıyor olsa bile kaynağın içerde olması, etkilerinin Çin’le sınırlı kalacağı anlamına gelmiyor. Zira Çin’de yaşananlar en azından küresel ekonomik büyümeyi sekteye uğratır. En kötü ihtimalde de Çin liderliği içeride dikkatleri ekonomik sıkıntılarından uzaklaştırmak için dışarıda daha saldırgan davranmaya başlayabilir.

 

Hint-Pasifik’in başka bir yerinde de Kuzey Kore nükleer cephaneliğini hem oransal hem de niteliksel anlamda artırmaya devam ediyor. Pyongyang rejimi giderek daha da geliştirilen balistik füzeleri test etmeyi sürdürürken, bir törenle nükleer kapasitesinin varlığını sürdürmesini sağlayacak nükleer silahlı bir denizaltısı olduğunu duyurdu. Kuzey Kore’nin nükleer veya füze programlarından ödün vermek şöyle dursun, bu konuyu tartışmaya istekli olduğuna dair herhangi bir emare bulunmuyor.

 

Endişe verici bir diğer konu da Ukrayna’nın yaklaşık dört ay önce başlattığı karşı taarruzda sınırlı bir ilerleme kaydetmiş olması. Ukrayna’nın doğu ve güneyinin büyük bölümünü hâlâ iyi tahkim edilmiş Rus güçleri kontrol ediyor. Hâlihazırdaki durumun yanı sıra Rusya’nın, ABD öncülüğündeki yaptırımlara rağmen savaş silahı üretimini artırma kabiliyeti ile İran ve Kuzey Kore’den silah ithal etmesi, ikinci yılına giren savaşın bir süre daha süreceğini gösteriyor.

 

Ukrayna’nın topraklarını geri alma hedefinden taviz vermek istememesi anlaşılabilir. Ukrayna Batı’dan daha gelişmiş silahlar geldikçe askeri durumun kendi lehine değişeceğini düşünmeyi sürdürüyor. Putin ise savaşın maliyetini karşılayabileceğine, Amerika ve Avrupa’nın Ukrayna’ya desteğinin azalmasının, “olur da” koşuluna bağlı olmayıp sadece “ne zaman” söz konusu olacağına kafa yorulacak bir mesele olduğuna inanıyor. Bunlar barış yanlılarına pek malzeme vermiyor.

 

Afganistan’daysa yeni Taliban’ın eski Taliban’a hiç benzemediği giderek daha da netleşiyor. Asıl soru, Taliban’ın ülkenin yeniden terörün kaynağı haline gelmesine ne derece izin vereceği. Bir de Taliban’ın Pakistan’ın kırılganlıklarını artıran istikrarsızlığa ne kadar katkıda bulunacağı sorusu var. Kötü yönetim, zayıf kurumlar ve sınırlı kapasiteden muzdarip zayıf devletlerin bahsi açılmışken Afrika ve Latin Amerika’da böyle devletlerin sayısı giderek artıyor.

 

Küresel bir perspektiften bakıldığında, dünya pek de iyi durumda değil. Yaklaşık 15 milyon kişinin yaşamına mal olan pandeminin ardından bu yaz kayıtlara geçen en sıcak yaz oldu. Dünyanın her köşesinden yetkililerin BM İklim Değişikliği Konferansı (COP28) için Birleşik Arap Emirlikleri’nde bir araya gelmesine iki aydan az kalmışken, hükümetlerin iklimle ilgili endişeleri yakın vadeli ekonomik önceliklerin önüne geçirmeye hazır olduğuna inanmak pek kolay değil.

 

Son olarak da yapay ve artırılmış zekâ teknolojileri hızla gelişirken, bu teknolojilerin yapıcı yönlerinden nasıl yararlanılacağı ve yıkıcılık potansiyeli bulunan uygulamalarının nasıl dizginleneceği konusunda uluslararası bir fikir birliği oluştuğuna dair herhangi bir işaret bulunmuyor.

 

İyi Haberler

 

Birkaç iyi haber var. Bunun başlıca örnekleri Batı’nın Rus saldırganlığına karşı güçlü bir tepki vermesi ve daha geniş anlamda Hint-Pasifik’te ABD liderliğindeki ortaklıkların ve ittifakların Çin’in maceracılığından vazgeçmesini sağlama amacıyla yeniden canlılık kazanması.

 

Ortadoğu’da ise geçtiğimiz günlerde İran sadece gıda ve ilaç için kullanılması koşuluyla Washington’ın Tahran’a 6 milyar dolarlık dondurulmuş mal varlığına erişim izni vermesi karşılığında beş Amerikalı mahkûmu serbest bıraktı. Ayrıca iki ülke, ABD’nin yaptırımların hafifletilmesini, İran’ın ise nükleer faaliyetlerine bazı sınırlamalar getirilmesini kabul edeceği bir düzenleme (her ne kadar resmî bir anlaşma olmasa da) üzerinde çalışıyor görünüyor.

 

Benzer şekilde, ABD’nin arabuluculuğunda yürütülen ve İsrail ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkileri normalleştirecek bir anlaşma üzerindeki müzakereler de ilerleme kaydediyor görünüyor. İmzalandığı takdirde bu anlaşma İran saldırganlığına karşı Suudi Arabistan’ın savunmasını güçlendirebilir ve İsrail-Filistin diplomasisine çok ihtiyaç duyduğu ivmeyi kazandırabilir.

 

Kötü haberlerin iyi haberlerden daha ağır bastığı gerçeğinden kaçış yok. Uluslararası kalkınma hedeflerine erişilemiyor. Hindistan’daki G20 zirvesi çok az şey başardı ve BM Genel Kurul toplantısı da G20’nin izinden gitti. BM’nin en önemli bileşeni olan Güvenlik Konseyi kenara itilmiş durumda. Veto hakkına sahip üyelerinden birinin BM Şartı’nın en temel ilkesini ihlal ederek savaş yürüttüğü göz önünde bulundurulursa kenarda kalmayı da sürdürecek. Bu dönemde etkili uluslararası bir işbirliğine oldukça ihtiyaç duyulsa da işbirliği yetersiz kalacak gibi görünüyor.

 

Bu yazı Project-Syndicate sitesinde yayımlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.