2023’ten Objektifime Takılan Çocuk Hakları Tablosu

Bu yıl da çocuklar için yaşanabilir bir dünya ve ülke kuramadık. Kâh onların bedenlerini en ağır istismarlara konu edip bunu karanlık yapılanmalar altında örtbas etmeye kalkışanlar oldu; kâh onların beslenme, okula gitme, çalışmama gibi en temel haklarını bile önemsizleştirenler… Bu da hepimize en büyük dert olsun.

Modern edebiyatımızın usta kalemlerinden Kemal Varol, Everest etiketiyle satılan, çağdaş klasikler arasında yer alan, üç yıl önce Attilâ İlhan Roman Ödülü’ne layık görülen ve sinemaya da uyarlanan Âşıklar Bayramı adlı kitabında şöyle der: “İnsan öldüğü yaşta kalırmış. Yani kaç yaşında ölürsen geride kalanlar seni hep o yaşta hatırlarmış. Zannedersem, insan birinden ayrılınca da aynı yaşta kalıyormuş.”

 

Peki çocuklar, hakları ihlal edildiğinde de hep aynı yaşta kalırlar mı? Yoksa aksine bir anda büyürler mi? 

 

2023, çocuk haklarının sık sık gündeme geldiği, farklı konu alanlarıyla kesişen bir şekilde çocukların haklarının sakız gibi çiğnenip atılmaya çalışıldığı, ama bir yandan da hak savunucularının birçok hak alanını gündemde tutmak için canhıraş şekilde çabaladığı bir yıl oldu. 

 

İsrail’in saldırıları sonucu hayatını kaybeden, yıkılan binaların enkazı altında kalan, kaybolan, yetim kalan, kimsesiz hale getirilen Filistinli çocuklar için ise 2023, “en ölümcül yıl” olarak tarihin kirli ve utanılası sayfalarında yerini aldı. 

 

Artan hayat pahalılığı, düşen alım gücü, dünya ve ülke çapında gıda krizi, gelir adaletsizliği ve yüksek enflasyon karşısında çocukların beslenmesi ise, bu sene Türkiye gündeminde üst sıralarda yerini korudu. 

 

Aç, Susuz Bir Yıl 

 

Kimi çocuklar okula özel şoförle gidip ülke gerçeklerinden yalıtılmış şekilde sırça fanuslarda büyütülürken, kimi çocuklar da bu yıl açlıkla ve susuzlukla sınandılar. Meclis’te muhalefet sıralarından birçok milletvekili, çocuklara okullarda ücretsiz bir öğün yemek ve ücretsiz içme suyu sağlanması taleplerini kâh soru önergeleriyle kâh bütçe görüşmelerinde söz alarak dile getirdiler, sürecin sıkı takipçisi oldular. 

 

Ama nafile. 

 

Çocukların eğitim masrafları nedeniyle okula gidemediği, gizli açlığın kol gezdiği, çocukların ancak okullarda kayıt sırasında bağış toplanırken akıllara geldiği, OECD ortalamalarına bakıldığında beş çocuktan birinin yoksulluk içerisinde büyüdüğü bir ülkede, Millî Eğitim Bakanlığı, geçen dönem sadece okul öncesi eğitim için uygulanan ücretsiz okul yemeği uygulamasını bile sessiz sedasız durdurdu. 

 

Hükümet, bir öğün yemek için bu yıl da ödenek ayıramadı; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın önümüzdeki beş yıl için hedefinde ilköğretim ve liseler için ücretsiz yemek programı olmadığı görüldü; çocukların beslenme hakkını devlet güvencesi altına almaya dönük anayasa hükümleri havada asılı kaldı. Okul yemeği programı uygulanan örneklerde çocukların okul devamlılığının arttığına dair çağrılara kulaklar tıkandı. 

 

18 yaş altı yaklaşık 23 milyon çocuğun yaşadığı ve bu çocukların dörtte üçünün okul çağında olduğu Türkiye, üye sayısı 90’ın üzerine çıkan Uluslararası Okul Yemekleri Koalisyonu’nun üyesi olmayı ve bu koalisyonda paylaşılan iyi uygulama örneklerinden ve deneyim aktarımlarından yararlanmayı bu sene de istemedi. 

 

Çünkü çocukların sağlığı bu sene de öncelik değildi. 

 

Çünkü çocuk beslenmesinin bir kamu sağlığı meselesi ve bir beka sorunu olduğu gerçeği göz ardı edildi. 

 

Çünkü Değerler Eğitimi adı altında yürütülen projelere veya vakıflara aktarılan ve bütçe görüşmelerinde canhıraş şekilde savunulan finansal kaynaklar, çocukların en temel beslenme hakkı için seferber edilmedi. 

 

Çocukların üstün yararını önceleyen bir öncelikler sıralamasına gidil(e)medi.

 

Çankaya Belediyesi başta olmak üzere birçok belediye, dezavantajlı mahallelerdeki devlet okullarındaki çocukları hedefleyen projeler çerçevesinde, bu açığı kendi girişimleriyle, kendi bütçelerinden pay ayırarak kısmen kapatmak için çabaladılar. 

 

Ankara Büyükşehir Belediyesi, ilkokula giden öğrencilerin yaşıtlarıyla eşit koşullarda gelişimlerini tamamlamaları amacıyla, sosyal yardım alan ailelerin 10.762 çocuğu için aylık kantin desteği ödemesine başladı. 

 

Yerel yönetimler elbette bu yaygın yoksulluğun ve kronik boyutlara varan çocuk açlığının üstesinden tek başına altından kalkamaz, ama bir model olarak merkezi yönetimi zorlamak ve çocukların yanında olduklarını göstermek açısından bu duruş son derece kıymetliydi. 

 

Yoksulluk-Beslenme-Eğitim Kısır Döngüsü 

 

Bu sene de boğazımızdan zar zor geçen her lokmaya, o lokmaya erişemeyen çocukların karın gurultusu ve susuzluktan kuruyan boğazları eşlik etti. Çünkü sosyoekonomik olarak dezavantajlı ailelere doğan çocuklar bu sene de bulgur, makarna, ayçiçek yağıyla beslendiler. Günaşırı et yiyemediler. Yoksullukları beslenmelerini, beslenmeleri de eğitimlerini olumsuz etkiledi. Bu kısır döngüyü kıramadılar, kırmaları için de bir koruyucu şemsiyeden yararlanamadılar. Oysa beslenme, bir kamusal hak idi. 

 

Ne güzel der Yuval Noah Harari: “Açlık çeken çocukların özgürlüğünden söz edilemez.” Çünkü çocukların okula aç ve susuz gittiği, birbirlerinin beslenme çantasından bir ısırık ekmek almak için yalvardığı, hatta karşılığında en sevdiği tokasını vermeyi önerdiği, açlıktan derslerine konsantre olamadıkları, düşüp bayıldıkları, gelişim bozuklukları gösterdikleri ve en sonunda da eğitimin dışına itildikleri travmatik bir coğrafyada hepimiz aç kaldık hepimiz susuz, hepimiz yalnız bırakılmış ve itilmiş…

 

Çocukluk ve İşçilik 

 

Bu yıl “çocuk işçiliği” de gündemde üst sıralarda yerini korumaya devam etti. Çocuk işçiliğini önlemek için milyon dolarlık bütçeli projelerin yürütüldüğü, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2017-2023 dönemi için Çocuk İşçiliği ile Mücadele Ulusal Programı’nın yürürlükte olduğu ülkemizde 15-17 yaş arasında çalışan çocuk sayısı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 2022 faaliyet raporuna göre, 620 bine ulaştı ve yıllık yaklaşık yüzde 20 artmış oldu. 

 

“Çırak” adı altında çalıştırılan ve ailesiyle mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan binlerce çocuk da cabası… İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine göre, 1,5 milyon kadar çırak, stajyer ve meslek eğitimi gören öğrenci de eklendiğinde Türkiye’de en az 2 milyon çocuk işçi var. Sanayinin canına minnet; çünkü hem asgari ücretin üçte birine çalıştırılıyorlar hem de ücretlerinin büyük kısmını devlet karşılıyor. 

 

Ama o sırada mesleki eğitim merkezinde inşaatın beşinci katından düşerek yaşamını yitiren 16 yaşındaki Zekai Dikici de, inşaatta çalışırken başına malzeme düşerek ilk iş gününde aramızdan ayrılan 17 yaşındaki Yiğit Zamanis de, bir meslek kazanmış olmadı. Sadece okula gidemedi, insanca olmayan koşullarda güvencesiz şekilde çalıştırıldı, okuma hayallerinden uzaklaştırıldı. Çocuğun yaşam hakkı ve bilimsel eğitime erişim hakkı yok sayıldı.

 

Ucuz Emek Sömürüsü Yılı 

 

Bu yıl da çocuk, ucuz emek sömürüsü politikasının bir hedefi oldu; eğitim politikalarındaki çürüme, kaliteli ve kapsayıcı eğitime erişimdeki sınıfsallık ve okul terkleri çocuk işçiliğini daha da körükledi; beslenme çantası boş olan çocuk çareyi ailenin geçimini sağlamak üzere “sahalara çıkmakta” buldu; kayıt-dışı çocuk işçi çalıştıran kurumlar ancak bu çocuklar iş kazasına konu olduğunda gündeme geldi; o da bir günlüğüne… 

 

Çocukların işçiliğinin mesleki eğitim başta olmak üzere farklı kisveler altında ağır sanayide meşrulaştırıldığı travmatik bir coğrafyada, çocukların çocuk oldukları ancak 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü’nde anımsandı. 13 Haziran’da çocuklar yine atölyelerdeki yük asansörlerinin altında kalmaya, tütün işçiliğine, çapa sallamaya mecbur bırakıldı. Çünkü hakları, takvimdeki bir yaprakla sınırlı tutuldu; dizginlenemeyen bir kapitalizmin yarattığı ekonomik şiddet ve kamu kaynaklarının tahsisinde çocuğun üstün yararını gözetmeyen değerlendirmeler sonucunda çocuklar bu yıl da zorla çalıştırıldı ve/veya çalışmak zorunda kaldı; onlarcası çalışırken öldü, yüzlercesi de yaralandı. 

 

Depremler ve Kırılgan Çocukluk

 

Bu yıl Şubat ayında yaşanan ve artçı sarsıntıları hem coğrafi hem de sosyo-ekonomik olarak sonraki dönemlere yayılan depremlerde de çocukların hakları göz ardı edildi. Regl yoksulluğundan eğitim hakkına erişim sorunlarına, deprem anında kaybolan çocuklardan refakatsiz çocuklara, çadırlarda yaşanan istismar vakalarından temiz suya erişim hakkından mahrumiyete kadar çocuklar hakları açısından oldukça dezavantajlı bir süreçten geçtiler, geçmeye devam ediyorlar. 

 

Bu sürecin belki de tek teselli edici yanı, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun girişimi ve özel sektörün desteğiyle kurulan Mor Yerleşkeler’de çocuklara verilen psikososyal destek ve hijyen desteğinden Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ÇABA Çok Amaçlı Erken Çocukluk Eğitimi Merkezi’nin okul-öncesi dönem için depremzede çocuklara verdiği eğitim, oyun ve psikolojik desteğe dek birçok sivil girişim sayesinde çocukların yalnız ve desteksiz bırakılmaması oldu. Çocuk hakları alanında uzun zamandır çabalayan çok fazla sivil toplum girişimi ve uzman, deprem bölgesinde aylarca gönüllü olarak çabaladılar, çocukların her türlü haklarını hem gündeme getirdiler hem de ön-alıcı şekilde süreçlere müdahale ettiler. 

 

Bu yıl çocuk istismarı konusunda en çarpıcı dava ise, Hiranur Davası oldu. Zorla ve çocuk yaşta evlendirmelerin bu çağda halen normalleştirildiği bir coğrafyada, altı yaşındaki bir çocuğun “evlilik” adı altında yıllarca uğradığı istismar, kamuoyu ve medyanın tepkisi sayesinde açığa çıktı. H.K.G.’nin cinsel istismara maruz bırakılmasına ilişkin davanın ilk duruşması 31 Ocak’ta görüldü ve dava Ekim sonunda karara bağlandı. Mahkeme, baba Yusuf Ziya Gümüşel’e 20 yıl, kız çocuğunun evlendirildiği Kadir İstekli’ye 30 yıl, anne Fatıma Gümüşel’e ise 16 yıl sekiz ay hapis cezası verdi. 

 

Bu dava oldukça sembolikti ve farklı ideolojik duruşlardan sivil toplum kuruluşları bir araya gelerek H.K.G. ve benzeri durumda olan nice kadın ve kız çocuğuna “asla yalnız yürümeyeceksin” mesajı verdi. Çünkü bu dava da aysbergin sadece görünen yüzüydü. Kim bilir daha nice susan ve susturulan kadının da çocukluğunda benzer istismarlar raporlanmadan karanlığa gömülmüştü. 

 

Ezcümle, bu yıl da çocuklar için yaşanabilir bir dünya ve ülke kuramadık. Kâh onların bedenlerini en ağır istismarlara konu edip bunu karanlık yapılanmalar altında örtbas etmeye kalkışanlar oldu; kâh onların beslenme, okula gitme, çalışmama gibi en temel haklarını bile önemsizleştirenler… 

 

Bu da hepimize en büyük dert olsun.

 

2024’ten tek bir dilek hakkınız varsa, o da çocuklar için olsun. Çocukların “geleceği” için değil, “bugünü” için…

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.