Arap Dünyası: Sil Baştan Vakti mi?

Dünya küresel salgın nedeniyle bir vicdan muhasebesi içindeyken tarihimizin bu dibe vuruş anında mevcut gidişatımızı sil baştan ayarlamaya girişmek önemli. Bugün yaptığımız seçimler geleceğimizin temelini oluşturacak. Bölünmüş, yabancı çıkar gruplarının  avına dönüşmüş, siyaseten ve iktisaden çok az baskı gücüne sahip bir haldeyken acaba güvenlik, iktisadi ve toplumsal gelişme, kültürel ilerleme ve diğer benzer alanlarda daha mı iyi durumdayız ?

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Günümüz Arap dünyasında insanları din, mezhep, etnisite veya tabiiyete dayalı tek boyutlu bir kimlikle tasnif eden haince bir temayül var. Arap dünyası diye bir şey olmadığını ve Filistin halkının yaşadığı zulmün bizi ilgilendirmediğini veya inanç olarak Müslümanlığın yegâne kimliğimiz olduğunu iddia eden sesleri sık sık duyuyoruz.

 

Kimliğimizle ilgili bu tedirgin edici belirsizlik, aslında halkı kendi şahsi yükselişlerinin bir esiri kılarak sıklıkla iktidar mücadelesine girişen beceriksiz otoriter yöneticilerce servetlerimizin on yıllardır kötü yönetilmesinin hem bir sonucu hem de buna bir tepki.


Bu yozlaştırıcı ve ölümcül temayül, toplumsal uyumun aşınmasına ve Arap dünyasının parçalanmasına vesile oldu. Ayrıca bölgenin birçok noktasını şiddete ve sefalete sürükledi.

 

İşin tuhafı bu temayül, alamet-i farikası insanların, malların ve fikirlerin daimi hareketliği ve canlı bir kültürler arası uyumlaşma olan günümüz dünyasının gerçekliğine de aykırı. Bugün artık kimlik, giderek daha karmaşık ve çok katmanlı bir hale geliyor; aynı zamanda insanlar ve uluslararasında barış içinde bir arada var oluşu beslemek için ortaklıkları vurgulamak ve farklılıkları önemsizleştirmek hususunda bilinçli bir çaba var.

 

Kimliğimizi bu prizma üzerinden algılamak, Mısırlı bir Kıpti’nin, Lübnanlı bir Şii’nin, Iraklı bir Kürt’ün veya Faslı bir Amazig/Berberi’nin dil, köken, kültür, tarih ve coğrafya bakımından hemşehrileri ve komşularıyla ortak yanlarının mevcut olabilecek farklılıkları aştığı anlamına gelir. Böyle bir düşünce tarzı, hem paylaştığımız günümüz hem de birlikte inşa etmemiz gereken gelecek için kritik.

 

 

Dünya küresel salgın nedeniyle bir vicdan muhasebesi içindeyken tarihimizin bu dibe vuruş anında mevcut gidişatımızı sil baştan ayarlamaya girişmek önemli. Bugün yaptığımız seçimler geleceğimizin temelini oluşturacak. Bölünmüş, yabancı çıkar gruplarının  avına dönüşmüş, siyaseten ve iktisaden çok az baskı gücüne sahip bir haldeyken acaba güvenlik, iktisadi ve toplumsal gelişme, kültürel ilerleme ve diğer benzer alanlarda daha mı iyi durumdayız ?

 

Yoksa mensupları, karşı karşıya oldukları tehditlerin çoğunun sınır tanımadığını ve meydan okumaların ve fırsatların çoğunun da kolektif eylem gerektirdiğini haklı olarak kabul eden Avrupa Birliği’ne ve dünyanın farklı yerlerinde yeni ortaya çıkan diğer yapılara benzer modellere mi bakmalıyız?

 

Eğer ki ümit ettiğim gibi, safları sıklaştırıp kenetlenmenin kendi menfaatimize olduğu sonucuna varırsak, öncelikle eksikliklerimizi örtbas etme veya başkalarını suçlama alışkanlığımızı değiştirmek zorundayız. Ardından Arap dünyasında -büyük ölçüde marjinalleştirilmiş durumdaki- entelektüel seçkinlerimiz arasında derin ve oylumlu bir karşılıklı müzakereye ihtiyacımız var. Böyle bir müzakerenin anlamlı olabilmesi için uzun süredir bastırılmış ve bir kenara itilmiş sivil toplumun yanısıra genel halkı da buna katmalıyız. Kim olduğumuza, milli güvenliğimizi nelerin teşkil ettiğine, neyi başarmak istediğimize ve bunu en iyi nasıl yapacağımıza odaklanmalıyız.

 

Arap dünyasının pek çok yerinde, toplumsal bütünlüğümüzü korumak için gerekli olan temel değerleri ve ilkeleri tayin eden hayati toplumsal sözleşme üzerinde uzlaşmış değiliz. Birçok çatışma ve anlaşmazlığa sebebiyet veren din, ahlak ve hukuk arasındaki çoğu zaman muğlak, bazen de tartışmalı ilişki bunun sadece bariz bir örneği.

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

Bu halka açık müzakere, uzun zamandır ortak kimliğimizin tecessüm etmiş hali sayılan Arap Ligi’nin klinik bakımından öldüğünü acı bir şekilde açığa kavuşturacaktır. Ayrıca bölgesel güvenlik sistemimizin altüst edildiğini ve dışarıdan kaynak temini ile hayatta tutulduğunu da ortaya koyacaktır. Keza Arap Baharı’nın fazlasıyla aşikâr kıldığı üzere, hukukun üstünlüğünü, siyasi katılımı ve insan haklarını garanti eden acil bir yönetişim reformuna ihtiyacın altını çizecektir. Elimizdeki finans ve insan kaynaklarına rağmen ilerleme için  gerekli bilim, teknoloji, araştırma ve eğitim gibi alanlarda geride kaldığımızı da açıkça ortaya koyacaktır.

 

Canlı bir sivil toplumla desteklenen, şeffaf ve hesap verebilir bir demokratik yönetişim sistemine acilen ihtiyacımız var. Farklılıkları kabul eden ve azınlıklara saygı duyan tek bir millet olarak, gerek sınırlarımız içinde gerekse ötesinde, bir arada yaşamayı kesinlikle öğrenmemiz lazım.

 

Bizi koruyan ve menfaatlerimizi güvence altına alan güvenilir, bağımsız bir bölgesel güvenlik sistemi son derece önemli olup böyle bir sistem aynı zamanda komşularımızla karmaşık ilişkilere de hitap edebilir. Bu bağlamda pek çok anlaşmazlığımız bulunan ama aynı zamanda birçok ortak noktamız da olan İran ve Türkiye ile diyaloğun vakti çoktan geldi de geçti. İsrail’in Filistinlilerin haklarını pervasızca ihlal etmesiyle nasıl baş edileceği konusunda net ve ortak bir strateji geliştirmek temel bir öncelik.

 

En ileri teknoloji merkezlerine, prestijli üniversitelere ve düşünce kuruluşlarına yatırım yapmak suretiyle modern dünyayı yakalamamız lazım. Pasif bir seyirci olarak kalmayıp medeniyete aktif bir katkı sağlamalıyız. Ve her şeyden evvel, halkımızı mahvetmeye devam eden beyhude savaşlara ve dehşet verici kan dökmelere artık bir son vermeliyiz ve farklılıklarımızı diyalog ve karşılıklı uzlaşma yoluyla çözmeye çalışmalıyız. Bu savaşlar çok uzun bir süredir ortak vicdanımıza kara bir leke sürüyor.

 

Hiç kuşkusuz bu, gerçekleşmesi çok zor bir görev; ancak umarım ki ilk adımları atmak için yeterince cesaretimiz ve hikmetimiz vardır. Daha fazla çöküşü ve dizginlenemeyen kargaşa riskini önlemek istiyorsak, kademeli ve kapsayıcı bir reform süreci hem zorunlu hem de bir an evvel devreye girmeli.

 

Bu yazı, 22 Şubat 2021 tarihinde El-Cezire İngilizce sitesinde yayımlanmış olup, Zahide Tuba Kor tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınıız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.