Kılıçdaroğlu’nun Vizyonunun Memleket Meselesi ile Ne İlgisi Var?

Millet İttifakı’ndaki muhafazakâr partilerin şu ana kadar Kılıçdaroğlu’nun kültür savaşını sona erdirme çabasına destek vermemiş olduklarını gözden kaçırmamak lazım. Kılıçdaroğlu’nun söylemini takdir etmekle beraber, sanki geçmişte kendilerinin de içinde olduğu muhafazakâr partiler ve hükümetler başka toplum kesimlerini ötekileştirmemiş gibi kulaklarının üzerine yatıyorlar. Önümüzdeki dönemde bu eksiği gidermemeleri Kılıçdaroğlu’nun çabalarının akamete uğramasına yol açabilir.

Cumhurbaşkanı adaylarının ardından partilerin milletvekili adaylarının da kesinleşmesi ile14 Mayıs 2023 seçimleri için geri sayım başlamış oldu. Nefes nefese süren yarışın son dönemecine girerken hem cumhurbaşkanlığı hem de milletvekili seçimine etki edecek en önemli sürpriz gelişme, Memleket Partisi ve cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin oy oranlarını dikkat çekici şekilde artırmalarıydı.

 

Mayıs 2021’de kurulmuş olan Memleket Partisi’nin oy oranı sürekli olarak yüzde 1 civarında seyrederken, geçtiğimiz Mart ayının başında hızla yükselmeye başladı ve birçok kamuoyu yoklamasına göre yüzde 7 barajını geçti; bazı kamuoyu yoklamalarına göreyse iki basamaklı sayılara ulaştı. Bu arada Muharrem İnce’nin oy oranının partisinin de önünde gittiği gözlemlendi.

 

Kimi yorumcular Memleket Partisi’nin yükselişini Muharrem İnce’nin Kahramanmaraş Depremi sonrasında bölgeye giden ilk siyasetçi olmasına ve sahada gösterdiği dinamizme bağlıyor. Ancak ben daha önemli bir etmenin, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı tercihi olduğunu düşünüyorum. Zira Memleket Partisi’nin yükselişe geçişinin zamanlaması sadece Kahramanmaraş Depremi ile değil, Millet İttifakı’nın Kemal Kılıçdaroğlu’nun ortak adaylığı konusunda karar kılması ile de örtüşüyor.

 

Bu durum şaşırtıcı olmadığı gibi aslında birkaç yıldır yapılan birçok araştırma ile de tutarlı. Bu araştırmalar bize muhalif seçmenin bir bölümünün Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vermeme eğiliminde olduğunu gösteriyordu. Pek çok yorumcu bu durumu Kılıçdaroğlu’nun Alevi olması, yaşı veya geçmişte Erdoğan karşısında çok sayıda seçim kaybetmiş olması ile açıkladı. Nedense belki de en önemli olan faktör, Kılıçdaroğlu’nun siyasi vizyonu ve bu vizyonun gerek CHP’nin gerekse İYİ Parti’nin seçmenlerinin bir bölümü tarafından reddediliyor olması göz ardı edildi.

 

Kültür Savaşı

 

Kılıçdaroğlu’nun vizyonunu kendisinin de ara ara kullandığı bir slogandan yola çıkarak “ötekisi olmayan Türkiye” olarak özetleyebiliriz. Türkiye halen bir “kültür savaşı”nın içinde. Muhafazakârlık ve sekülerlik ekseninde yaşanan bu kültür savaşı yeni bir şey değil, kökenlerini Cumhuriyet’in kuruluşuna hatta Osmanlı’daki Batılılaşma hareketlerine kadar götürebiliriz. CHP, laiklik vurgusu ile her zaman bu kültür savaşının en önemli aktörlerinden birisi ola geldi, kendisine biçtiği bu misyonun sonucu olarak geniş halk kesimlerini ötekileştirirken, aslında bu kesimler nezdinde kendisini ötekileştirmiş oldu. Kemal Kılıçdaroğlu 2010 yılında böyle bir CHP’ye genel başkan oldu.

 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı ile birlikte CHP’de daha kapsayıcı bir söylem inşa etme çabaları gözlemlenmeye başladıysa da değişim başlangıçta sınırlı kaldı. 2014 yılında CHP ve MHP’nin Ekmeleddin İhsanoğlu’nu çatı adayı olarak göstermeleri ve 2015 yılı Kasım ayında gerçekleştirilen milletvekili genel seçiminden sonra AK Parti ve CHP arasında koalisyon kurma hedefi doğrultusunda bir süre devam istikşafi görüşmeler, CHP’nin ideolojik katılıktan uzaklaştığının önemli göstergeleriydi. 

 

2017 yılında yapılan referandumla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişle birlikte siyasette ittifaklar döneminin başlaması, Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğindeki CHP’nin dönüşümünü aynı zamanda pratik bir gereklilik haline getirdi ve hızlandırdı. Artık yürütmede iktidara gelmek için yüzde 50+1 oy almak gerekiyordu ve CHP’nin bu oyu alması ancak ve ancak bazıları geçmişte ötekileştirdiği toplum kesimlerini temsil eden partilerle işbirliği yapması ile mümkün olabilirdi. CHP’nin yeni kurulmuş ve henüz seçime katılma yeterliliğini elde edememiş olan İYİ Parti’nin 2018 milletvekili genel seçimine katılabilmesini mümkün kılmak için 15 milletvekili ödünç vermesi, Millet İttifakı’nın kurulmasına İYİ Parti ile birlikte öncülük etmesi, 2018 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’nin Abdullah Gül’ün muhalefetin ortak adayı olmasına sıcak bakması, hep bu pratik gerekliliğin sonuçlarıydı.

 

Millet İttifakı 2018 seçimlerini kaybettiyse de CHP, Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğindeki dönüşümünü sürdürdü. Bu dönüşümün en önemli dönüm noktalarından birisini Kılıçdaroğlu’nun helalleşme söylemini kullanmaya başlaması teşkil etti. Kemal Kılıçdaroğlu Türk siyasetinde eşine daha önce rastlanmamış bir davranış sergileyerek partisinin hatta partisinin içinde yer almadığı hükümetlerin ötekileştirdiği tüm kesimlerden açık açık özür diledi ve helallik istedi.

 

Zafersiz Barış

 

Kılıçdaroğlu’nun helalleşme çağrısı aynı zamanda muhafazakâr ve seküler kesimler arasında on yıllardır süren kültür savaşını “zafersiz bir barışla”¹ bitirme çağrısıydı. Kılıçdaroğlu’nun çabalarının meyve verip vermeyeceğini, kendisinin ötekisi olmayan Türkiye vizyonunu hayata geçirme fırsatı bulup bulamayacağını yakında öğreneceğiz. Ancak CHP seçmeninin tamamının bu vizyonla mutabık olmadığını şimdiden söyleyebiliriz. Görünen o ki CHP seçmeninin bir bölümü muhafazakâr kesimle helalleşmek değil hesaplaşmak istiyor, zafersiz barıştansa kültür savaşını sürdürmeyi tercih ediyor. Yine Kemal Kılıçdaroğlu’nun HDP’yi ötekileştirmek yerine TBMM çatısı altında işbirliği yapılabilir bir parti olarak görmesi de CHP ve İYİ Parti seçmenlerinin bir bölümünü rahatsız ediyor.

 

CHP’nin kültür savaşını sona erdirmesi, buna mukabil seçmeninin bir bölümünün buna katılmaması bir temsil krizine yol açtı. Zira bu kesimleri artık hiçbir parti temsil etmiyordu, Memleket Partisi hariç. Kültür Savaşı’nı sürdürmek isteyen CHP seçmeni ile mutabık olup olmamak bir yana, bunun göz ardı edilemez bir toplum kesimi olduğunu görmemiz lazım. Bu zaviyeden bakınca Muharrem İnce fenomeninin tamamen temelsiz olduğunu söylemek mümkün değil. 

 

Bugün Muharrem İnce’ye yönelmiş olan seçmenin bir bölümü seçim günü “oyum boşa gitmesin” kaygısı ile taktiksel olarak Kılıçdaroğlu’na, CHP ve İYİ Parti’ye oy da verebilir ama bu yukarıdaki analizi değiştirmez. Bu seçmen tabanını orta ve uzun vadede partilerine yeniden kazandırmak Kılıçdaroğlu ve Akşener’in dönüştürücü liderliklerine kalmış durumda.

 

Öte yandan Millet İttifakı’ndaki muhafazakâr partilerin de şu ana kadar Kılıçdaroğlu’nun kültür savaşını sona erdirme çabasına destek vermemiş olduklarını da gözden kaçırmamak lazım. Kılıçdaroğlu’nun söylemini takdir etmekle beraber, sanki geçmişte kendilerinin de içinde olduğu muhafazakâr partiler ve hükümetler başka toplum kesimlerini ötekileştirmemiş gibi kulaklarının üzerine yatıyorlar. Seçim sath-ı mailinde bu kolay olmayabilir ama önümüzdeki dönemde bu eksiği gidermemeleri Kılıçdaroğlu’nun çabalarının akamete uğramasına yol açabilir.

 

__

¹ Zafersiz barış kavramını ilk defa ABD Başkanı Woodrow Wilson henüz Birinci Dünya Savaşı devam ederken 1917 yılında kullanmış ve “zafer, muzafferin barış koşullarının mağlup olana zorla kabul ettirilmesi anlamına gelir. Bu kabul aşağılanma içinde ve zorla gerçekleşir, mağduriyet ve acı bir hafızanın üzerine inşa edilmiş geçici bir barışa yol açar” sözleriyle desteklemiştir.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.