Taliban Zaferinin Pakistan’a Yansımaları ve Türkiye’nin Politikası

Türkiye; Afganistan’da sahadaki gelişmeleri hala etkileyemediği, bu gelişmelere hazır da gözükmediği ve Pakistan’a delege ederek de çözemeyeceği başta Afganistan’dan beklenen büyük göç dalgası olmak üzere yeni bir sorunlar yumağıyla karşı karşıya.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

ABD ile Pakistan arasında devam eden müzakereler sona ermeden, uzunca bir süre dillendirildiğinin aksine yeni bir Anayasa üzerinde anlaşılmadan, güç paylaşımına karar verilmeden, Taliban ile Afgan hükümeti arasında görüşmeler gerçekleşmeden; Taliban Kabil’de iktidarı ele geçirdi.

 

Taliban’ın 2013 yılının haziran ayında Doha’daki ofisine Afganistan İslam Emirliği bayrağını asması üzerine dönemin Afganistan Devlet Başkanı Hamit Karzai’nin de itirazlarıyla başlama arifesindeki barış görüşmelerini durduran ABD,[1] sekiz yıl sonra aynı bayrağın Kabil’e asılmasına yeşil ışık yaktı. Taliban’ın iktidarı yeniden ele geçirdiği sürece ve bundan sonraki muhtemel gelişmelerin Türkiye’nin de içinde olduğu bazı dış aktörlere yansımalarına dair geçmişten bugüne süreklilik ve kopuşlar bağlamında bazı değerlendirmeler yapmak mümkün.

 

Pakistan’ın Sınavı

 

Taliban’ın bundan böyle Afganistan’daki her yanlışının Pakistan’a fatura edileceği muhakkak. Bu da devletlerin dış politika hedeflerini gerçekleştirmek için devlet-dışı aktörleri desteklemelerinin doğal bir sonucu. Ancak şimdilik Taliban’ın iktidara yürüyüşünün en büyük kazananının Pakistan olduğunda herkes hemfikir. Süreç Pakistan açısından olabilecek en iyi senaryoda ilerliyor.

 

1990’ların aksine, Taliban’ın aylardır devam eden son ilerleyişi boyunca katliamlar yaptığını henüz duymadık; Taliban’la özdeşleşen idamlar ve recm gibi uygulamaları henüz görmedik. Taliban Kabil’i şiddet kullanmadan ele geçirmek istedi ve bunu gerçekleştirdi. İktidardaki ilk saatleri de iletişim bakımından oldukça ‘başarılı’ geçirdiğini söylemek mümkün. İktidarı ele geçirdikten sonra da insanların can ve mal güvenliğini sağlamak için bazı ilkeler açıkladılar. Taliban beklendiği üzere, eski Taliban olmadığı, iktidara gelişlerinin 1996’da Kabil’e girdikleri süreç gibi olmayacağı izlenimini vermeye çalışıyor.

 

Pakistan, Ziya ül-Hak’ın Sovyetlere karşı Afgan mücahidlere destek verirken, ‘böylece [Afganistan’da dost bir rejim kurulmasının önünü açarak] arkamızı kollamak zorunda kalmayacağız ve Hindistan bir daha bizi tehdit edemeyeceğini bilecek’ [2] diye tarif ettiği ‘stratejik derinliğe’ yirmi yıl sonra yeniden kavuşmuş oldu. Hindistan ise 11 Eylül saldırıları sonrası Afganistan’da yeniden inşa faaliyetleri çerçevesinde en fazla kalkınma ve altyapı yatırımları yapan ülkelerin başında geliyordu.

 

Hindistan Taliban’ın iktidarı geldiği ilk dönemde, Taliban’a karşı savaşan Kuzey İttifakı’na örtülü destek vermişti. [3] Taliban zaferiyle birlikte Hindistan’ın Afganistan’daki nüfuz alanının büyük ölçüde daralacağını söyleyebiliriz. Ancak bu kaybın ne Modi hükümetinin Keşmir’de son yıllarda attığı adımları tersine döndürmeye yol açması ne de Hindistan’da yaşayan Müslümanların durumunda değişikliğe neden olması olası değil. Hindistan denizlere kıyısı olmayan Afganistan’ı Pakistan bağımlılığından kurtarmak için alternatif güzergahlardan umut besliyordu.[4] Şüphesiz mevcut durumda Pakistan’ın güneyinde Çin yatırımıyla kurulan Gvadar limanı Afgan ticareti için daha önemli hale gelecek.

 

Taliban iktidarının Pakistan’a yansımalarına orta ve uzun vadeli baktığımızda ise üç riski dile getirmek mümkün. İlk olarak, İmran Han’ın Taliban’ı geçmişte övdüğü sözler olsa da,[5] Başbakanın mistisizm unsurları içeren bir İslam anlayışının olduğu, Pakistan’da Taliban’ınki gibi bir din anlayışının hâkim olmasını istemediği biliniyor. İmran Han’ın göreve gelmesinden bu yana azınlık hakları, hoşgörü, çoğulculuk konusunda ilerleme kaydedememesinin başlıca nedeni de bazı radikal dini grupların engellemeleri oldu.[6] İmran Han bu nedenle daha önce TRT’de gösterilen ‘Yunus Emre’ isimli dizinin de Pakistan televizyonlarında gösterilmesini istemişti. Ancak komşusu Taliban rejimiyken, İmran Han’ın bu projesi sekteye uğramak durumunda.

 

İkinci olarak, ülkenin yıllar içerisinde Körfez yardımlarına ve Körfez ülkelerinde çalışan işçilerin ülkeye gönderdikleri paraya bağımlı hale gelmesi, ABD tarafından uygulanan siyasi ve ekonomik baskı ve Covid-19 salgını Pakistan ekonomisini Çin desteğine rağmen oldukça zora soktu. Hindistan ise bir yandan ekonomik olarak büyürken diğer yanda ABD ile ilişkisini geliştirdi, Körfez ülkeleriyle yakın siyasi, ekonomik ve istihbari bağlar kurdu. İmran Han Hindistan’dan geride kalmamak ve ekonomik yönelimi değiştirmek için kalkınma yatırımlarına önem veriyor, sağlık ve eğitim harcamalarını arttırmaya, jeopolitik perspektifi jeoekonomiye kaydırmaya çalışıyordu. Ayrıca, Hindistan örneğini takip ederek, ABD’deki Pakistan lobisi oluşturmaya ve tüm bu adımlarla birlikte Batı’da var olan Pakistan’a dair, oldukça olumsuz olan algıyı ve ulusal öyküyü değiştirmeye çalışıyordu. Taliban iktidarı ve güvenlik gündemi, büyük ihtimalle bu yönelimin de altını oyacak.

 

Son olarak, İmran Han, silahlı kuvvetlerin tarihsel olarak büyük siyasi nüfuza sahip olduğu bir ülkede ve ortamda göreve geldi; ordunun gücünü de hep hissetti. Her ne kadar Taliban’ın iktidara gelmesi ilk planda İmran Han’ın iktidarına halk desteğini arttıracaksa da, Pakistan’da yeniden güvenlik konularının öne çıkmasına neden olacak ve güvenlik aktörlerini daha da güçlendirecek.

 

Taliban iktidarının 1996-2001 yılları arasında olduğu gibi Pakistan’ın eline tutuşturulmuş, pimi çekilmiş bir el bombası olmamasını sağlayabilecek 2 faktör var. İlk olarak, Taliban’ın eski dönemden çıkardığı izlenimini verdiği dersler bunu sağlayabilir. ABD’nin Taliban’dan müzakerelerin sonuna gelindiğinde tek ve maksimum beklentisi ‘Afgan topraklarını yabancı terör örgütlerine kapatmak’ olmuştu.

 

 

Taliban ilk açıklamalarından birinde bu yönde sözler verdi. Taliban’ın eski üst düzey liderlerinden Abdülselam Zayif, anılarında, 1996’da iktidara geldiklerinde devlet yönetimine dair hiçbir bilgilerinin olmadığını, bunun sıkıntılarını yaşadıklarını anlatır.[7] 25 yıl sonra ne değişti, Taliban devlet yönetmeye dair nasıl bir bilgi ve beceri kazandı ya da kazandı mı bilinmez.

 

Taliban Afgan topraklarını terör örgütlerine kapatabilir ve Afganistan’ı yönetebileceğini gösterirse uluslararası tanınma sağlayabilir ve Pakistan’ın elini rahatlatabilir. Bununla bağlantılı olarak, Taliban 1996’da iktidarı ele geçirdiğinde yeni rejimi tanıyan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin bu kez aynı şeyi hemen yapmayacakları kesinse de, Çin’in olumlu yaklaşımı Pakistan’ı rahatlatabilir. Hem Çin hem de Rusya Taliban’la çalışmaya hazır olabilir. [8]

 

Çin’in Afganistan’daki Çıkarları

 

Çin’in Afganistan’da başlıca iki çıkarı olduğunu ve Taliban bu çıkarları koruduğu, korunmasına yardımcı olduğu sürece, herhangi bir hükümetle olduğu gibi onlarla da çalışabileceğini söyleyebiliriz. Çin’in Afganistan’daki ilk çıkarı ekonomik. Çin, Taliban işbirliğini sağlayarak Afganistan’ı da Kuşak ve Yol projesine dahil etmek isteyecektir. Hem ekonomik yatırımlarını korumak hem de Sincan-Uygur bölgesinin güvenliğini temin etmek için Afganistan topraklarının başka ülkelerce kullanılmamasını sağlamak ise Çin’in ikinci önceliği. [9]

 

Pakistan Dışişleri Bakanı, Hayber Pahtunva eyaletinde baraj inşaatında görevli Çinli teknisyenlere yönelik saldırıda 9 Çin vatandaşının hayatını kaybettiği olaya ilişkin, saldırının Pakistan Taliban’ı tarafından Afgan toprakları içerisinden planlandığını ve Afgan ve Hindistan istihbarat teşkilatlarının saldırının arkasında olduğunu açıkladı. Çin için önemli olan Afgan topraklarının bu tarz eylemler için kullanılmasını engellemek. Her ne kadar ortaya çıkacak olan Taliban iktidarı İslam devleti kurma iddiasında, ‘devrimci’ bir iktidar olacaksa da, dış politikasının devrimci olmasını beklemek zor. Taliban zaferinin henüz bu ilk günlerinde ortaya çıkan pragmatizm ve Pakistan’ın da özellikle de Uygurlar konusunda sürdürdüğü ısrarlı sessizlik göz önüne alındığında, Taliban rejiminin Uygurlar konusunda Çin’e meydan okumasını [10] veya başka ülkelerde aktif İslami örgütlere destek vermesini beklememek gerek.

 

Türkiye’nin Politikası

 

Türkiye ise Doha müzakereleri tıkandığı noktada Afgan taraflar arasında arabuluculuk yapmayı istemiş, ancak Taliban’ı İstanbul’a gelmeye razı edememişti. ABD’nin Afganistan askerlerini çekmesi sürecinde Türkiye’nin Kabil havaalanının güvenliğini sağlaması için Türkiye ile ABD arasında müzakereler devam ederken, Taliban Kabil’e girdi, kontrolü ele geçirdi. Taliban’ın iktidara gelmesinden hemen sonra yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Afganistan’ın barış ve istikrarı için Pakistan’a görev düşüyor, İran üzerinden Afgan göçü dalgası ile de karşı karşıyayız, bunu önlemek için de Pakistan’la işbirliğini arttırarak sürdürmemiz gerekiyor’ dedi.[11] Pakistan-merkezli bu bakış yalnızca eldeki duruma özgü, son gelişmelerin getirdiği mecburi bir tavır değil. Bunu ise daha geniş bir perspektifte değerlendirmek gerekir.

 

Son Osmanlı dönemini bir kenara bırakırsak, Türkiye Cumhuriyeti’nin Afganistan’daki varlığı Pakistan’ın kurulmasından neredeyse yirmi beş yıl öncesine gider. Erken Cumhuriyet döneminin Osmanlı’dan devraldığı ve memnuniyetle sürdürdüğü tek aktif dış politika alanıdır Afganistan. Ayrıca, Türkiye’nin ilk defa ‘model ülke’ olarak başkalarına ilham verdiği, soyut bir ilhamın da ötesinde sivil uzmanlarını (doktor, hemşire, anayasa uzmanı, bakteriyolog) ve subaylarını göndererek modern devlet inşasına katkıda bulunduğu ilk yer Afganistan.

 

Türkiye, 1920’li yıllar boyunca Afganistan’da nüfuz alanı için Almanlar, İtalyanlar, Ruslar ve İngilizlerle rekabet içindeydi. Bu etki alanı 1929’da Emanullah Han’ın maruz kaldığı darbeyle yara alsa da, birkaç yıl içinde neredeyse eski gücüne kavuşmuştu.[12] İngiliz arşivlerine göre, Afganistan’ın bir süre devam eden kararsızlığı sonrasında Milletler Cemiyetine üye olma sürecinde, Ruslarla ‘Saldırmazlık Anlaşması’ yaptığı dönemde Türklerin sözleri ve tecrübesi etkili olmuştu. 1930’larda İtalyan ve Alman saldırganlığı ortaya çıkınca, Afganistan’da Türk-İngiliz rekabeti, iş birliğine dönüştü. Türkiye kültürel ve tarihi ilişkilerini kullanarak Rus, Alman ve İngiliz rekabetine sahne olan Afganistan’da, İngiliz karşıtı (dönemin El-Islah gazetesindeki gibi) haberler ve propaganda yapılmasına engel olmaya çalıştı.

 

Cumhuriyet arşivlerine göre, 1940 yılına geldiğimizde, Afganistan ordusu Kabil’de hala Türk Talim Heyeti’nin hayata geçirdiği olduğu Piyade Tümeni teşkilatını kullanıyor, bunların talim ve terbiye programını da Türk Heyeti yapıyordu. Afganistan’da o döneme dek yapılan tek harp oyunu da Türk Heyeti yaptırmıştı. Gelecekteki Afgan ordusunun belkemiği olacak olan bu piyade tümenlerinin başına da Türk heyetinin eğitimler verip askeri öğrenci yetiştirdiği Harp Okulunun başına da Başbakan’ın oğlu Serdar Davut Han getirilmişti.[13]

 

Ancak Pakistan kurulduktan sonra çok ilginç ve Soğuk Savaş eseri bir psikolojiyle olsa gerek, Türkiye’nin Afganistan politikası, neredeyse tüm Güney Asya politikasında olduğu gibi Pakistan’la ilişkilere ipotekli hale geldi. Türkiye Afganistan’ın tarafsızlık statüsünü değiştirmek, ülkeyi Ruslara yem etmemek için subaylarını gönderip Afgan askerlerini eğitmeye devam ettiyse de,[14] araya —İkinci Dünya Savaşı girmiş olsa bile — neredeyse 25 yıllık Afgan politikasının kalıcı bir nüfuz alanına dönüşmediğini görüyoruz.

 

Örneğin, CIA arşivinde yer alan 1954 tarihli bir belge, Türkiye’nin Afganistan’da olayların gidişatını etkileme gücü olmadığını yazar. Türkiye 1950’li yıllar boyunca birçok kez kendisini Afganistan-Pakistan sorunlarının çözümünde arabulucu pozisyonunda bulsa da, Pakistan merkezli bakışı bu rolü hakkıyla oynamasına izin vermedi.

 

Pakistan hükümeti 1955 yılında tüm Batı Pakistan’ın, (seçimler amaçlı olarak) Doğu Pakistan’ın nüfus gücünü dengelemek için ‘tek bir birim’ (One Unit Policy) olarak kabul edileceğini ilan ettiğinde, Peştunların çoğunlukta olduğu ve tarihi olarak otonom yapıya sahip Afganistan-Pakistan sınır bölgelerinde olaylar çıktı. Bu çatışmanın çözümünde önce Suudi Arabistan arabulucu olarak devreye girse de, onun başarısızlığı üzerine, Mısır ve Irak’ın da içinde olduğu bir başka komisyon kuruldu. Türkiye de bu sürece dahil oldu ancak Pakistan’ın Türkiye’nin kendi tarafını tutacağı inancına karşılık, Afganistan’ın da Türkiye’nin objektif kalamayacağı inancı Türkiye’nin arabuluculuğunu  imkansız hale getirdi. [15]

 

Demokrat Parti yönetiminin bu dönem Afganistan hükümetine büyük baskı uygulayarak, Peştunistan[16] davasından vazgeçmesini istediğini görüyoruz. DP, Peştunistan meselesinde arabulucu olmak yerine, Afganistan’dan bu meseleyi bırakmasını istedi. Hatta, Başbakan Menderes’in Afgan tarafını ikna etmekte yine başarısız olduğu 1958 yılında, ABD’den darbe de dahil bir şeyler yapmasını beklediğini ABD arşivleri yazıyor.[17]

 

Türk dış politikasında 1970’li yıllara geldiğimizde ise Türkiye arabuluculuk çalışmasını bıraktığı gibi, bu defa Afgan askerlerini eğitmeye de ara veriyor. Bu dönemde Kabildeki büyükelçiliğimiz çok zayıf; hatta Erbakan’ın dahil olduğu bir koalisyon içi tartışmanın sonucu olarak 1976-78 yılları arasında Kabil’de büyükelçimiz bile yok.[18] Yine de 1978-1979 yılları sonlarında Afganistan’da Sovyet işgaline giden, komünist darbeleri içeren süreçte ABD elçiliği Ankara’da Dışişleri Bakanlığının gelişmelere dair fikrini soruyor ama Hariciye Afganistan’da gelişmelere oldukça uzak.[19] Türkiye’nin Afgan cihadına yönelik desteği de oldukça sınırlı kaldı; Türkiye her ne kadar İslam İşbirliği Teşkilatı gibi uluslararası platformlarda Sovyetleri kınasa ve Afgan mücahitlere ve Pakistan’a desteğini belirtse de, Türkiye’nin savaştaki dahli kısıtlı miktarda bağış göndermek ve birkaç bin Afgan mülteciyi kabul etmekten ibaretti.[20]

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

Türkiye, 1990’lı yıllarda ise Afganistan’da Taliban ilerleyişi sonrasında Pakistan’la ne kadar farklı düşündüğünü keşfetse de bu Türkiye’nin Güney Asya meselelerine bakışta Pakistan merkezli düşüncesini değiştirmiyor.

 

Taliban’ın iktidara gelmesinin Türkiye’nin 11 Eylül saldırıları sonrası Afganistan’a yaptığı yatırımlar açısından önemli sonuçları olacağı ise aşikâr. Türkiye, Afganistan’a asker göndererek NATO koalisyon güçlerinin meşrulaştırılmasına kısmen katkıda bulunurken, Afganistan’a ülkenin yeniden inşası için kalkınma yardımında bulundu. Neredeyse yüz yıldır sürdürdüğü Afgan askerini eğitme politikasını sürdürdü, buna Afgan polisini de ekledi. ‘Afganistan-Asyanın Kalbi’ programına sahip çıktı, Irak için yaptığı gibi Afganistan’ın komşularını Afganistan’da sürdürülebilir barış için bir araya getirmeye çalıştı.

 

Her ne kadar bu çalışmalar sırasında da Pakistan’ı kırmamak için Hindistan’ı bu toplantılara davet etmemek gibi şeyler yaptıysa da, [21] Afgan ve Pakistanlı yetkilileri bir araya getirmeye devam etti. Türkiye’nin müttefik kabul ettiği Raşid Dostum 2008 yılında ülkeden kaçmak zorunda kalınca, Türkiye ABD yoluyla Devlet Başkanı Karzai üzerinde baskı kurulmasını sağlamaya çalıştı.[22]

 

Ancak mevcut durumda, Türkiye’nin bu yatırımlarının geleceğine dair de sorulması gereken çok soru var. Ülkeler başka ülkelerin subaylarına ve polislerine belirli amaçlar doğrultusunda eğitim veriyorlar. Taliban’ın Kabil yürüyüşü sırasında ve sonrasında Türkiye’nin yıllardır eğittiği bu subay ve polislere ne oldu? Türkiye’nin bunlara dair bir girişimi olacak mı? Afganistan, Türkiye’nin lisans ve yüksek lisans için en fazla yabancı öğrenci aldığı ülkeler arasında. Bundan sonraki süreçte bu mümkün olacak mı? Önümüzdeki sene için gelecek olan Afgan öğrenciler var mıydı? Bu öğrencilerin yine de gelecekler mi? Afganistan’daki Türk okullarının geleceği ne olacak?

 

Ayrıca, Türkiye yıllardır dizilerini yumuşak güç unsuru olarak kullanıyor. Muhteşem Yüzyıl, Çukur, Diriliş Ertuğrul gibi Türkiye’nin dizileri Afganistan’da büyük ilgi çekiyordu.[23] Bu durum devam edebilecek mi? Daha da önemlisi, yukarıda bahsedildiği gibi Türkiye’nin kısa kesintilere rağmen neredeyse bir asırdır devam ettirdiği askeri eğitimleri ve son dönemli askeri varlığını devam ettirme imkanı olacak mı? Taliban daha önce yaptığı açıklamada Türkiye’nin askeri varlığına sıcak bakmayacaklarını söylemişti.[24]

 

Kısacası, Türkiye, Afganistan’da sahadaki gelişmeleri hala etkileyemediği, bu gelişmelere hazır da gözükmediği ve Pakistan’a delege ederek de çözemeyeceği başta Afganistan’dan beklenen büyük göç dalgası olmak üzere yeni bir sorunlar yumağıyla karşı karşıya.

__

[1] https://www.rferl.org/a/afghanistan-taliban-talks-/25025742.html

[2] ABD’nin eski Pakistan büyükelçilerinden John Gunther Dean ile yapılan mülakat.  http://www.adst.org/, http://adst.org/wp-content/ uploads/2012/09/Dean-John-Gunther.pdf, s. 115

[3] https://www.thehindu.com/news/national/how-india-secretly-armed-ahmad-shah-massouds-northern-alliance/article29310513.ece; ayrıca bkz. Avinash Paliwal, My Enemy’s Enemy: India in Afghanistan from the Soviet Invasion to the US Withdrawal , London, Hurst & Company, 2017

[4] https://www.trtworld.com/middle-east/first-iran-afghanistan-rail-link-inaugurated-42255; https://economictimes.indiatimes.com/news/defence/chabahar-port-to-help-afghanistan-other-countries-reduce-logistics-cost-government/articleshow/81331365.cms?from=mdr

[5] ‘Imran Khan says Taliban’s ‘holy war’ in Afghanistan is justified by Islamic law, https://www.theguardian.com/world/2012/oct/14/imran-khan-taliban-afghanistan-islam

[6] https://www.dw.com/en/islamists-block-roads-in-pakistan-over-asia-bibi-blasphemy-case/a-46117513

[7] Zaeef, Abdul Salam (2010) My Life With Taliban, New York, Columbia University Press.

[8] https://www.reuters.com/world/india/russia-says-taliban-does-not-pose-threat-central-asia-tass-2021-08-16/; https://www.france24.com/en/live-news/20210816-china-says-ready-for-friendly-relations-with-taliban-after-rout

[9] ‘A Reluctant Embrace: China’s New Relationship with the Taliban’,  https://warontherocks.com/2021/08/a-reluctant-embrace-chinas-new-relationship-with-the-taliban/

[10] https://www.perspektif.online/afganistanda-degisen-dengeler-ve-turkiyeyi-bekleyen-riskler/;

[11] https://www.dw.com/tr/erdoğan-afgan-göçmen-dalgası-ile-karşı-karşıyayız/a-58870959

[12] Bkz. Faiz Ahmed, Afghanistan Rising: Islamic Law and Statecraft between the Ottoman and British Empires. Cambridge, Massachusetts. Harvard University Press, 2017.

[13] Afgan Türk Talim Heyeti Başkanlığının Raporu, 1940. T.C. M.M.V. Ordu Dairesi, T.C. Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi.

[14] Outlook for Afghanistan. 19 October 1954. National Intelligence Estimate Number 53-54. https://www.cia.gov/readingroom/docs/CIA-RDP79R01012A004400030001-1.pdf

[15] Pakistan Conditionally Agrees to five-nation Investigation of Peshawar Incident. (1955, May 21) CIA Current Intelligence Bulletin. https://www.cia.gov/readingroom/docs/CURRENT%20INTELLIGENCE%20BULL%5B15722762%5D.pdf; Afghans qualify acceptance of “mediation” proposals. (1955, May 27). CIA. Current intelligence bulletin. https://www.cia.gov/library/readingroom/docs/CURRENT%20INTELLIGENCE%20BULL%5B15722787%5D.pdf.

[16] Afganistan ve Pakistan arasındaki sınır hattının emperyal güçler tarafından belirlendiği, sınırın her iki tarafında yaşayan Peştun’ların keyfi olarak iki ülkeye dağıtıldığını, Pakistan tarafında kalan toprakların da Afganistan’a dahil olması gerektiği iddiası.

[17] Turks convinced Afghan premier must be ousted or forced to change policy. (1956, August 2). CIA Current intelligence bulletin. https://www.cia.gov/library/readingroom/docs/CURRENT%20INTELLIGENCE%20BULL%5B15741996%5D.pdf

[18] Access to Archival Databases, Central Foreign Policy Files. 16 May 1978. İlhan Baka named as Turkish ambassador to Afghanistan. Retrieved from https://aad.archives.gov/aad/createpdf?rid=123644&dt=2694&dl=2009

[19] Access to Archival Databases, Central Foreign Policy Files. 19 Sept 1978. Turkish diplomat’s views on Afghan-Turkish relations.  Retrieved from https://aad.archives.gov/aad/createpdf?rid=230629&dt=2694&dl=2009; Access to Archival Databases, Central Foreign Policy Files. 1 Oct 1979. Turkish views on USSR-Afghanistan: follow-up.  Retrieved from https://aad.archives.gov/aad/createpdf?rid=290721&dt=2776&dl=2169; Access to Archival Databases, Central Foreign Policy Files. (30 Oct 1979). Turkish Information on the situation in Afghanistan. Retrieved from https://aad.archives.gov/aad/createpdf?rid=297897&dt=2776&dl=2169

[20] Dışişleri Bakanlığı Belleteni, Nisan 1986, s.28, http://diad.mfa.gov.tr/diad/belleteni/1985-1986-sayi-19-28.pdf; Dışişleri Bakanlığı Belleteni, 1984, p.59, http://diad.mfa.gov.tr/diad/belleteni/1984-1985-sayi-10-18.pdf

[21] ‘Turkey did not invite India on Afghan meet to appease Pak’, https://economictimes.indiatimes.com/news/politics-and-nation/turkey-did-not-invite-india-on-afghan-meet-to-appease-pak/articleshow/7008865.cms?from=mdr

[22] https://wikileaks.org/plusd/cables/08ANKARA767_a.html

[23] https://www.hurriyetdailynews.com/turkish-tv-series-set-rating-records-on-afghan-channels-149116

[24] https://www.voanews.com/south-central-asia/taliban-tells-turkey-continued-troop-presence-afghanistan-unacceptable

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.