Arap-Amerikan seçmenlerin Trump’a yönelirlerken yaşadıkları travmayı, kendilerini ne kadar dışlanmış hissetmiş olabileceklerini düşünün. Tam olarak öyle oldu. Demokratların Gazze yüzünden seçmen kaybettiğinden emin olabiliriz. Rakamlar oldukça net. Kesin olan bir diğer şey de bu seçmenlerin seslerinin yine de duyulmayacağı.

Amerika’yı her alanda önceleyen politika vaatlerini son sürat uygulamaya geçirecek olan Trump’ın yeniden seçilmesi Avrupa açısından “kötü haber”. Cevap bekleyen soru ise şu: Macaristan, İtalya, Slovakya gibi ülkelerin Trump’a meyleden popülist ve pragmatik politikacıları mı, yoksa AB’nin sağgörüyü önceleyen, Birlik saflarını sıklaştıran, ilkeler üzerinden ilerleyen siyasetçileri mi galip gelecek?

Donald Trump, birçok sanayi ve finans kaptanının aklını çelen bir ahbap çavuş kapitalizmi vizyonu sunuyor. Onların daha fazla vergi indirimi ve daha az regülasyon isteklerini yerine getirirken de çoğu Amerikalının yoksullaşmasına, hayatlarının zorlaşmasına ve ömürlerinin kısalmasına neden olacak.

Amerikan siyasi istikrarsızlığı, deglobalizasyonun, ticaret savaşlarının ve güvenlik gerilimlerinin üzerinde durduğu fay hatlarını çok daha derinleştirecek şekilde kırma potansiyeline sahip. Taç giyen başın akıllanması Trump ve Harris için geçerli olur mu bilmiyoruz. Derinleşen istikrarsızlığın bugün içinde bulunulan küresel jeopolitik depresyonu çok daha sıkıntılı bir düzleme sürükleyeceğini akılda tutarak, seçimleri kimin kazanacağının bu kriz senaryosunu ortadan kaldırmayacağını ama ivmesini değiştirebileceğini söyleyebiliriz.

Otoriter liderler ve otoriter yönetimler döneminin nasıl ve ne derecede gelişeceği noktasında 5 Kasım’da yapılacak Amerikan Başkanlık seçimleri önemli bir dönüm noktası olacak. Eğer Trump kazanırsa, güçlü liderler-otoriter yönetimler olasılığı daha da güçlenecek. Başkanlık seçimlerini Harris’in kazanmasının ise sadece Amerika’ya değil, Avrupa’ya, NATO’ya, AB’ye, İngiltere, Fransa, Almanya gibi aktörlere etkisi çok fazla olacak. Rusya’nın 24 […]

Dosya hakimiyeti, dosyaları ayrıştırma yaklaşımı, iletişimi muhafaza etme yeteneği ve kurumsal iletişim kapasitesi gibi konular dikkate alınırsa, seçimi kimin kazandığından bağımsız olarak, Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir sayfa açılabilir. Türkiye, Amerika ile ilişkilerinde elinin zayıf olmadığı bir dönemde bulunuyor. Üstelik Washington’ın son yıllarda içine düştüğü ekonomik milliyetçiliğin Ankara’ya yeni müttefikler ve hareket alanları açtığını da akıldan […]

Biden, adaylığını geri çekmekle birlikte başkanlık görevinden istifa etmedi. Görev süresinin geri kalanında hizmet etmeyi “partisinin ve ülkenin yararına” gördüğünü ifade etti. Bugünlerde yerine getirmesi gereken en önemli “görevleri” arasında Benjamin Netanyahu’yu Beyaz Saray’da kabul etmek vardı; çünkü soykırım kesinlikle “partisinin ve ülkenin çıkarına”.

Sistem temelde iki adaylı bir yapı üstüne kurulmuşken üçüncü bir ismin seçim sürecinde dikkat çekmesi ABD’de alışıldık bir durum değil. Bernie Sanders bu bakımdan gerçek bir istisna. Peki onu yeterince tanıyor muyuz?

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.