Taha Akyol, DP’nin elde ettiği muazzam ağırlığın partide bir güç zehirlenmesine yol açtığını ifade eder. Bu güç zehirlenmesi kendisini hükümet programında, çıkarılacak otoriter kanunlarda ve bilhassa Bayar’ın öfkesinde gösterir. Toker, DP’nin 1954 seçimlerindeki büyük zaferinin ardından Celal Bayar’ın “ince demokrasiye paydos” dediğini yazar.    Taha Akyol; yakın tarihimizi hukuk, hukuki kavramlar ve kurumlar merceğinden değerlendiren çalışmalarına […]

Olayları ele alırken asırlık ulus devlet paradigmasıyla değil de, artık küresel bir çağda yaşadığımız bilinciyle, küresel bir boyutta ele almak ve siyasi tedbirlerimizi geçmişten gelen sabiteler yerine, küresel çağın gelecek senaryolarını merkeze alarak yeni paradigmalarla tasarlamak zorundayız. Bir siyasetçi genellikle olayları karşısındaki insanların iyi niyetleri, kötü niyetleri, muhakemeleri ve kararlarını merkeze alarak değerlendirir. Bir bilim […]

Önümüzdeki seçimler; sağ ile sol, muhafazakarlıkla devrimcilik arasında bir iktidar mücadelesi değil, demokrasi ile otokrasi arasında bir hayat-memat mücadelesidir ve bunun sonucu, önümüzdeki uzun bir dönem için Türkiye’nin kaderini belirleyecektir. Erken veya zamanında yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimlerinin, matematiksel olarak üç farklı tablo doğurması mümkündür. Birincisi, Cumhur İttifakının hem Cumhurbaşkanlığını hem TBMM çoğunluğunu kazanmasıdır, ki […]

Yasama ile yürütme organının karşılıklı fesih yetkisinin olduğu, parlamentonun elinden bütçe hakkının dolaylı bir şekilde alındığı, Cumhurbaşkanının her türlü atama yetkisini başka bir makamın onamasına ihtiyaç duymadan tek başına kullanabildiği ve en önemlisi bütün yetkilerini üniter bir yapıda gerçekleştirdiği Türkiye’deki mevcut sistemin hâlihazırda bir başkanlık sistemi olduğunu söyleyemeyiz. Türkiye’de hükümet sistemini değiştiren anayasa değişikliğinin üzerinden […]

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine karşı Güçlendirmiş Parlamenter Sistemi savunanlar arasında, özellikle “yönetim” ve “birlikte yaşama” normları temelinde asgari müşterekler noktasında belli bir uzlaşma oluşturulmalı. Bu uzlaşma da, müzakere ve tartışma yoluyla sağlanacaktır.  Son dönemde Güçlendirmiş Parlamenter Sistem tartışması hem siyasi hem de kamusal tartışma alanlarında yapılmaya başlandı, hızla yaygınlaştı ve giderek önemli bir gündem maddesi konumuna yükseldi. […]

Yeni ve demokratik bir anayasanın yapması gereken şey, elbette parlâmenter rejimin yeniden tesisinden ibaret değildir. En az onun kadar acil ve hayatî bir ihtiyaç da yargının gerçek anlamda bağımsızlığıdır. Hükûmet sistemi ne olursa olsun, yargının iki siyasal organ karşısında bağımsız olmadığı bir sistemde, ne hukuk devletinden ne de gerçek bir demokrasiden söz edilebilir. 23 Eylül […]

Güçlendirilmiş Parlementer Sisteme geçişten daha önemli olan husus evrensel normlar ile vicdanlarımız arasında kurduğumuz bağ ve hukukun pozitif yönünden ziyade kendisini referans aldığımız alandır.  Yeni Sistem, Yeni Zihniyet   “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” tabiri tüm partilerin gündeminde. Başkanlık Sistemi’nde yaşanan olumsuz tecrübelerin ardından halkın bir bölümünün ve sivil toplumun da dahil olduğu kamuoyunda da tartışmaların gün […]

Bugünkü sistemin işleyişine bakıldığında, bunun siyasal kutuplaşmayı arttırdığından, siyasal ve sosyal bölünmeleri derinleştirdiğinden kuşku duyulamaz. Bugünkü görünümü itibarıyla sistem, kazananın her şeyi kazandığı (winner-takes-all), buna karşı kaybedenin de her şeyi kaybettiği bir sistemdir. Bir süredir Cumhur İttifakına dâhil partiler dışındaki bütün siyasal partiler, yürürlükteki hükûmet sistemine alternatif olarak, “güçlendirilmiş parlâmenter sistem”i savunmaktadır. Ancak bu kavramın […]

Şu anda yönetilmekte olduğumuz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde parlamento neredeyse işlevsiz hale gelmişken, parlamentodan küçük partileri dışlamak istemenin istikrara herhangi bir katkısı olmayacaktır. Muhtemelen bu fikrin mucitleri küçük partilerin başarısız olacağı algısını yaratarak esas seçim olan Cumhurbaşkanlığı seçiminde de bu partileri marjinalize etmeyi hedefliyorlar. Her ne kadar siyasal kurumların insanların davranışlarını biçimlendirdiği ve iyi bir demokrasinin […]

23 Nisan 1920’de kurulan olağanüstü yetkileri haiz Birinci Büyük Millet Meclisi ile bugünkü Meclisin yetkileri arasında ciddi farkların olduğu görülmektedir. 1920 Türkiye’sinde Birinci Meclis, Kurtuluş Savaşı’nın öncüsü; kurulmakta olan yeni devlet düzeninin en üstün gücü, en güçlü aktörü durumundadır. Bugünkü Meclis ise yürütme ve yargının gücü karşısında devlet düzeninin en güçsüz aktörü hâlindedir. 23 Nisan […]

  • 1
  • 2

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.