Altılı Masa’nın kazanması benim için aynı zamanda göreli bir politik olgunluğun kazanması anlamına da geliyor. Her şeye rağmen demiş miydim? Hayat bazen trajiktir. Hatta hayat genellikle trajiktir. Bazen ülkeniz için yapacağınız en önemli tercih ergenlikle olgunluk arasında yapacağınız bir seçime indirgenebilir.   Erdoğan benim ömrü hayatımda gördüğüm en hegemon lider. Toplumu kavrama, temsil etme, yönlendirme, […]

Her gün siyasi tweet atan bir sosyoloğun ertesi gün dersinde ne anlattığı hep merakımı celp etmiştir! Üstelik Türkiye’de. Ülkede siyasetin sosyolojiye alan tanımamasından şikâyet ederken, en ufak göz kıpmada kürsüyü bırakıp siyasete koşmak hiçbir itibar kazandırmamıştır sosyolojiye. Son cümlem aslında çok kısa bir Türkiye Sosyoloji Tarihi’dir de aynı zamanda! İnsan davranışlarını çözümlerken asgari bir rasyonalite […]

Aşırı kutuplaşma her zaman faşizmi besler. Kutuplaşma ise ancak grup bilincinin çok yüksek olduğu toplumlarda mümkündür. Türkiye gibi modernleşme toplumlarında, yani kültürel olanın sınıfsal olanı ortalamanın üzerinde etkilediği ülkelerde mesafesiz aile ilişkilerini, arkadaş gruplarını da dünya ortalamasının üzerinde faşizm yuvası olarak değerlendirebiliriz sosyolojik olarak. Burada da mesafesizlik, yani aşırı samimiyettir faşizmi yoğunlaştıran.   Geçen hafta […]

Bütün hayatı boyunca doğduğu köyden çıkmamış biri için samimiyetten başka bir seçenek yoktur. Herkesin birbirini ismiyle çağırdığı, çoğunluğun birbiriyle zaten akraba olduğu bir sosyallikte samimi olmamak mümkün değildir. Seçenekleriniz bellidir. Fazla zorlarsanız dışlanırsınız. Yani olduğunuz halle olmak zorunda olduğunuz hal arasındaki mesafe azdır. İşte samimiyetin sosyolojisi tam da burada başlar! Gençliğimde ben de çok önemserdim […]

Her semavi dinin bir ucu uhrevi olanda diğer ucu ise dünyevi olandadır. Hatta her din bir tür uhrevi/dünyevi algoritmasıdır. Bu anlamda dinler, dindarlıklar her zaman biraz sekülerdir, her zaman da öyle olmuşlardır. Yine bir oksimoronla başladık! Türkçe okuryazarlığın çoğunluğu için. Yazının başlığından söz ediyorum. Elbette bu, en azından, benim için geçerli değil. Yani ben sekülerliği […]

Bizim büyük açmazımız mit ve gerçekler (bilincin erişimine açık yazılı ve yazılı olmayan nesnellikler) arasındaki tereddüt, ikilemdir. Hayatı kuran normun mitler mi (geçmişin normları), ‘gerçekler’ mi (halihazırda oluşturulmaya çalışılan normlar) olduğu konusunda bir türlü karara varamayan ve bu iki güçlü akıntı arasında gelgitler yaşayan bir toplumun dramıdır yaşanan. Hiçbir toplum nevzuhur değildir. Adı ve zamanı […]

Laisizm, yurttaşın da ayrıca laik olması talebi, Türkiye’de dindarlığın aşırı siyasallaşmasının temel nedenidir bence. Ne kadar paradoksal gözükse de İslamcılık bu anlamda Osmanlı-Türkiye modernleşme projesinin bir hasılasıdır. Laisizmin ötekisi olarak. Perspektif’te bu konuda yazmaya iki hafta önce “Laiklik Nedir?” yazısıyla başlamıştım. Onun ardından geçen hafta “Sekülerleşme Nedir?” yazısı geldi. Şu an okumaya başladığınız yazıyı sözünü […]

Türkçede sekülerleşmeyi din dışı, din karşıtı bir şey olarak algılamaya pek meyilliyiz. Üstelik bu konuda Türkiye’de hiçbir konuda anlaşamayan kesimler ciddi bir fikir birliği içindedir. Bu açıdan bakıldığında “seküler dindarlık” bir oksimoron gibi görülür Türkçede. Oysa dünyadaki sekülerleşme literatürü açısından en önemli, en değerli olan süreçler dindarlık biçimlerinin kendi içlerinde yaşadıkları değişimdir. Geçen hafta Perspektif’te […]

Laikliğin dünyada, ilgili literatürdeki kullanımıyla genelde Türkçede anlaşıldığı hal ve uygulamalar arasında pek bir alaka yoktur. Üstelik bu alakasızlık, bu konuda kavga eden kesimlerin hepsi için de geçerlidir. Yani Türkiye’de laikliği savunanlarla, ondan rahatsız olanların önemli bir ortak noktası vardır: Laikliğin ne olduğundan pek haberdar olmamak! Türkçede siyasette, üniversitede, okuryazar kamuda en çok karşımıza çıkan […]

Türkiye’de sağcılığın ufku; antropolojik kültürü kendine neredeyse tek kültür kaynağı olarak kabul etmesi, toplumsal müfredatı oldukça yerel ve ancak antropolojik kültürün çeperlerinin dışına pek çıkmayacak şekilde algılaması, maarifi de büyük ölçüde bir meslek eğitimi/öğretimi, bir uzmanlık yüklemesi olarak görmesi şeklinde ortaya çıkıyor. Son zamanlarda hızla yaygınlaşan fonksiyonel tıp geleneğinin üstatlarından biri mealen şöyle diyor: “Doğru […]

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.