“Kurgu” ile “olgu” arasındaki gerilim artmış, refah seviyesinde ciddi bir gerileme, gelir dağılımında had safhada bozulmalar, gizlenemez hale gelmiş yolsuzluklar, artan baskılar ve sair olumsuz gelişmelerle söylemler arasındaki mesafe büyümüşse, tarih ve kültürün kendisi de dâhil her şeyi temellük etme, ele geçirme ve iktidarı tahkim etme süreci kendi doğal sınırlarına ulaşmış demektir. “İktidar iktidarsız kişilerin […]

Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (BAYETAV), “Türkiye’de Bir Arada Yaşarız” adını taşıyan kapsamlı bir araştırma yayınladı. Araştırma, bir arada yaşamanın sınırlarına ve imkânlarına odaklanıyor ve kutuplaştığı düşünülen insanların gerçekte ortaklaştıkları değerler ile bir arada yaşama istek ve kapasitelerine dair önemli bulgular ihtiva ediyor. İzmir merkezli bir vakıf olan Bir Arada Yaşarız Eğitim […]

Toplumun hem bireyler/gruplar arası şiddeti hem de otorite tarafından sistematize edilen şiddeti meşru/olağan görmesi, şiddete uğrayan kesime karşı empati göstermemesi, şiddeti uygulayan kişilere özgüven vermekte. Adana olaylarında polisin kameraların önünde görüntü alanlara aldırmadan şiddetin dozunu artırması sanırım bu özgüvenle açıklanabilir.     Şiddet toplumun eski tarihlerden beri bir parçası olarak süregelmiştir. Hatta modern öncesi toplumlarda şiddet […]

Batı’da “ulus bilinci” ve “kamusallık”, Kilise ve Aristokrasinin tekelindeki “kısmî kamusallığa” karşı “ulusal” ve “seküler” bir kamusallık olarak yükselirken bizde öyle olmadı. Bizde olan hem de çok erken devirlerden itibaren dinin kendisi ve hanedan da dâhil olmak üzere her şeyin belli bir zümreye değil, “memleket ölçeğinde” ortak bir alan olarak devlete, yani herkese ait olmasıydı. […]

Derinleşen yoksulluk ortamlarında, yurttaşlık geliri gibi kapsayıcı yaklaşımların pilot şekilde dahi olsa başlatılması, edinilen dersler ışığında ülke geneline yaygınlaştırılması, birçok sosyoekonomik sorunun çözümünde bir kolaylaştırıcı rol üstlenebilir. Makul bir düzeyde belirlenecek bir yurttaşlık gelirinin toplumun tutunamayanlarına nefes aldıracağı ve sosyal barışa katkı sağlayacağına kesin gözle bakabiliriz. Açlık… Hepimiz az çok açlığın ne demek olduğunu biliriz. […]

Bir toplum, bir siyaset, bir devlet gerçekten de birtakım edebiyat yapıtlarının anlamlarının üzerine çökebilir. Onlar üzerinde bir hegemonya, iktidar, mülkiyet inşa edebilir. Metinlerin anlam ufukları, içinden çıktıkları toplumların kolektif anlam ufuklarıyla sınırlıdır çoğu zaman. Toplumlar değiştikçe o toplumda üretilmiş metinlerin anlamları da değişebilir zamanla. Bir metin nasıl örülür? Burada “örmek” fiilini kullanmış olmam kesinlikle bir […]

Türkiye üniversitesinde özellikle beşerî alanlarda öncelik alanın kendisi değil, siyasi aidiyetlerdir. Burada siyasi muhafazakârlık, üniversiter muhafazakârlıkla kol kola girer. Mevcut iktidar ağları; şahsi, bölümsel, disipliner çıkarlar çoğu zaman akademik ilgi-çıkara üstün gelir. Birileri mutlaka bir yerlerden “icat çıkarmayın” diye seslenir. Her şey kuşaklardır olduğu gibi, siyaseten olması gerektiği gibi devam eder. Bu yazının Perspektif’te geçen […]

Erich Auerbach, 1936-1947 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde görev yapmış, Ahmet Hamdi Tanpınar Tanpınar ise 1939’da aynı fakültede kurulan Yeni Türk Edebiyatı kürsüsüne profesör olarak atanmıştı. Peki, 1939-1943 arasında yolları kesişen Tanpınar ve Auerbach arasında herhangi bir iletişim olmuş muydu? Birbirlerinden ne kadar haberdardılar?  Geçen gün Birikim Dergisi’nin internet sitesinde Barış Özkul’un 18 Ocak […]

Türkiye’de sosyolojinin ciddiye alınabilir bir gelenek oluşturabilmesinin koşulu ideolojilerin hangisinin Türkiye için daha uygun olduğuna karar vermek değil, belki de mevcut ideolojilerin ilişkisel tarihini çözümleyebilmektir. Sosyolojik geleneği önemseyenler, bağlamsız bir gelenek fetişizmine değil, bir alan, bir kanon, bir kamu olarak sosyolojiye odaklanmalıdırlar öncelikle. Modern toplumlara nazaran modernleşme toplumlarında toplumsal değişim daha sancılı olur. Çünkü modernleşme […]

Topyekûn kabuller. Topyekûn reddiyeler. Belki de Türkiye’de sosyoloji diye bir alanın yeterince mevcut olmamasının sebebi bunlardır. İkisinin arası pek yoktur. Akımların, ekollerin, yöntemlerin ideolojikleşmesinin, politikleşmesinin anahtarı tam da bu tutumlardır. Bu tıpkı Türkçenin bir poetik kanona sahip olmaması, onun yerine Necip Fazıl ve Nazım Hikmet gibi iki mahalli ikonla ya da paralel kanonla idare etmesine […]

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.